Kürt çocukların yaşadığı özel savaş politikalar deneyimini belirleyen bir diğer temel unsur hukuk ve cezasızlık ilişkisi. İHD Diyarbakır Şubesinin 2024-2025 raporuna göre, yalnızca o yıl içinde bölgede 192 çocuğun hak ihlali yaşamış, 65’in üzerinde çocuk gözaltına alınmış, 5 çocuğun maruz kaldığı işkence ve kötü muamele kayda geçmiş durumda. Cinsel istismar vakalarının yalnızca küçük bir kısmı yargıya taşınabiliyor ve çoğu zaman cezasız bırakılıyor
Kürt sorununun tanımlanışı pek çokları için farklı anlamlar içerse de en geniş tanımıyla bunun bir inkara karşı varoluş mücadelesi, eşitlik ve adalet yani siyasi ve hukuki varlık meselesi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Kürtlerin uzun yıllardır çabasını sarfettiği kolektif hak ve varlık mücadelesi bağrında devasa bir karşı politik, hukuki ve yaşamsal pratik de taşıyor. Buna genel olarak ‘özel savaş politikası’ denmekte. Bu adlandırma Kürtlere özgü olmadığı gibi küresel olarak devletlerin uygulayabildiği bir toplumsal mühendislik biçimidir. Bireylerin tek tek hedef alınabildiği gibi özünde bireyin taşıdığı kimlik sebebiyle uygulanan kimi eylem, söylem ya da bilinçli bir eylemsizlik halini tanımlamak için de kullanılabiliyor.
Özel savaş politikası, klasik anlamda cephede yürüyen bir çatışmadan çok toplumsal hayatın tüm alanlarına sirayet eden bir iktidar kurma biçimidir. Bir sosyal mühendislik anlamı taşıyan bu kavram özü itibariyle sosyal ve/veya kültürel açılardan bireylerden topluma doğru ilerlemeyi amaçlayan ama bunu bir genellik bir süreklilik ve sistemik halde yürüten pratikleri içerir. Devletler arasında yürüyen savaşlarda da görülen ve savaşın psikolojik, özel stratejiler içeren ve özü itibariyle kavranması ve görülmesi hemen mümkün olmayan savaşı ifade eder.
Kürtler mevzubahis olduğunda Türkiye’deki izdüşümüne bakıldığında bu durumun özü itibariyle adaletin, hukukun ve insan hakları değerlerinin dışlanması veya ortadan kaldırılması ile mümkün olan bir takım politika ve uygulama ile şekillendiğini söylemek mümkündür. Kapsamı itibariyle hayli geniş bir çerçeveyi içeren ve her bir açıdan uzun analiz ve değerlendirmeye ihtiyaç duyulan bu politik durumu çocuklar açısından değerlendireceğim.
Belirtmiş olduğum gibi boyutu da katmanı da çoklu olan bu meselenin çekirdeğinde birtakım aktif ve pasif yöntemlerle bireyden gruba giden kimi zaman ise grup üzerine direk olarak etkisi olan haksızlık ve hukuksuzluklar yer alır. Ben bu aktif ve pasiflikleri üç boyut üzerinden ele alacağım. Birincisi sosyo-ekonomik kontrol yöntemi, ikincisi ideolojik-kültürel kontrol araçları son olarak ise şiddetin bir biçimi olarak işleyen cezasızlık yöntemidir.
Çocukluk, insan yaşamının özgün bir dönemini içeren bir aralığı ifade eder. Bu aralık kendine has özellikler taşıması sebebiyle de bir yönüyle birtakım ‘ayrı’ yaklaşımları da gerektirir. Demokrasi, özgürlük ve hak temelli arayış ve tartışmaların itelemesi ile çocuklar için özgün evrensel standart ve yaklaşımlar gelişerek bunlar ‘hukuk’ alanında da yansımalarını bulmuştur. Bu standart ve yaklaşımlar, yazımsal ya da söylemsel düzeyde normatif bir çerçeve sunmasına rağmen pratikte politik, ideolojik ve samimiyetsizliklerin olduğunu da elbette not etmek gerekir. Peki neden? Cevabı yazının da ana derdi olan ve ulus temelli devlet doğasının farklı kimlikleri dışlayan/yok sayan yapısında aramak gerekir.
Demokrasi ile sıkı kavga halinde olan bu yaklaşım örneğin Kürt çocuklar açısından sosyo-ekonomik kontrol aracı olarak birtakım pratikler taşır. Bunun ayrıntısına gelmeden evvel özellikle belirtmek isterim ki bahsedeceğim hususlar genel olarak Türkiye’de yaşayan tüm çocuklar için geçerlidir. Ancak işte nüans da buradadır ki Kürt çocuklar için belirgin ağırlıklarla ve kimi yerde tüm çocuklar için geçerli olmayan özgünlüklerle ayrıcalıklar(!) taşıyan hususlar söz konusudur. Bunlardan biri yoksulluktur ve bunun sonuçlarından biri olan çocuk işçiliğidir. Başka hiçbir veriye başvurulmadan yalnızca güvenilirliği tartışmalı olan TÜİK’in 2024 verilerine bakıldığında ki bize etnik temelli ayrıştırılmış bir veri sunmuyor, Kürdistan bağlamındaki sonuçları dolaylı da olsa gösteriyor. Her şeyden evvel hatırda tutmak gereken bir şey vardır ki Kürt coğrafyasında çocukluk tek başına bir yaş dönemini ifade etmez, nüfusun belirleyici bir kesimini de işaret eder. TÜİK’e göre Kürt olmayan çocuklar bakımından yoksulluk oranı %15-18’lerde seyrederken Kürt çocuklar açısından %30’larda yani iki katı şeklinde görülüyor. Beslenme yetersizliği verileri diğer çocuklar açısından %8’lerde seyrederken Kürt çocuklar açısından bu oran %20 ile 2,5-3 kat yüksek bir oran. TÜİK ve TTB verilerine göre Kürt çocukların %40’ından fazlasında kansızlık görülüyor. Bebek ölüm hızı Kürt coğrafyasında yine daha fazla. Eşitsizliğin yansıması olarak sağlık hizmetlerine erişimdeki sınırlılıkların ve coğrafi olarak düşük sosyo-ekonomik koşulların çocukların kronik hastalıklara yatkınlığını artırdığı yine bir veri olarak önümüzde duruyor.
“Overweight and Obesity in Preschool Children in Turkey: A Multilevel Analysis” (Şeyma Görçin Karaketir ve ark., Journal of Biosocial Science, 2023) başlıklı, Cambridge Üniversitesi’nden bir grup akademisyenin yürüttüğü çalışma Türkiye’de 0–5 yaş arası çocuklarda fazla kilo ve obezite oranlarını, Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmaları 1993–2013 verileri üzerinden bölgesel, sosyo-ekonomik ve demografik farklılıklar temelinde inceliyor. Bu çalışmanın bulguları bana kalırsa bize; etnik ayrımcılık, yapısal dışlanma ve sosyo-ekonomik eşitsizlikler nedeniyle Kürt çocuklarda fazla kiloluluk oranının diğer bölgelerde yaşayan çocuklara kıyasla neredeyse yarı yarıya daha düşük olduğunu gösteriyor. Bu fark, sağlıklı beslenmeye erişimdeki yapısal eşitsizliklerin bir sonucu. Makalede yer alan Türkiye haritasında diğer bölgeler renklerle gösterilirken, Kürdistan coğrafyasının neredeyse beyaz bir alan olarak resmedildiğini görüyoruz. Bu beyazlığı, bir takım yapısal eşitsizliklerin ve özel politikaların çocukların bedenlerine yansıması olarak değerlendirmek yanlış olmaz.
Tevfik Bayram ve Sibel Sarıkaya’nın“Oppression and Internalized Oppression in Accessing Healthcare among the Kurds in Turkey” (Bayram & Sakarya, 2023) makalesi ve Tevfik Bayram’ın “How Narration Could Unfold Oppression: Insights from the Experiences of the Kurds in Access to Turkish Healthcare Services” (Bayram, 2025) makalesinde incelediği Kürtlerin sağlık hizmetlerine erişiminde dil, kimlik ve yapısal dışlanma ekseninde şekillenen sistematik baskı süreçleri konumuz açısından çarpıcı veriler sunuyor. Her iki çalışma da Şırnak’ta yapılan niteliksel saha araştırmalarına dayanıyor ve Türkçe bilmeyen Kürtlerin sağlık kurumlarıyla ilişkisini yalnızca “iletişim sorunu” olarak değil, tarihsel bir özel savaş politikasının uzantısı olarak kavramsallaştırıyor. Bayram ve Sarıkaya’nın çalışması, sağlık hizmetine erişim sürecinde Kürtçe konuşan bireylerin “kendini değersiz, yetersiz ve devlete ait hizmetlere layık görmeme” halini içselleştirilmiş baskı (internalized oppression) kavramıyla açıklıyor. 2025 tarihli devam çalışması ise, bu deneyimlerin anlatım biçimlerini çözümlüyor. Makaledeki Figür 1, sağlık hizmetlerine erişimin yalnızca teknik ya da dilsel bir mesele de olmadığını gösteriyor. Türkçe konuşmayan Kürtler açısından bu sürecin, yapısal engellerle içselleştirilmiş baskının iç içe geçtiği çok katmanlı bir deneyim, bir yaşam alanı olduğunu da işaret ediyor.
Bu iki makale birlikte okunduğunda, ‘özel savaş politikası’nın yalnızca askeri ya da güvenlikçi biçimlerde değil, dil politikaları, sağlık hizmetlerine erişim, beden algısı ve yurttaşlık bilincigibi alanlarda da sürdüğünü ortaya koyuyor. Kürt çocuklar açısından bu durum, yetersiz beslenmeden kronik sağlık sorunlarına kadar uzanan bir yapısal dışlanma zinciri anlamına geliyor. Hani en başta da ifade ettiğim gibi devletin eylem ya da eylemsizliğinin bir tezahürü olarak karşımıza çıkıyor ve beslenme biçimlerinin haritasındaki beyaz boşluk gibi sağlığa erişimde çocukların yaşamındaki belirgin bir şiddet biçimi olarak karşımıza çıkıyor.
Çocuk işçiliği olarak adlandırılan ve esasen çocuğun sömürülmesi olarak algılanması gereken durumda da Kürt çocuklar genelden daha kötü durumda. TÜİK, UNICEF ve FİSA Çocuk Hakları Merkezi’nin verilerine göre yine doğrudan bölgesel ayrıştırılmış veriler paylaşılmasa da Türkiye’de tarımda çalışan çocukların yaklaşık %60’ı Kürt coğrafyasından geliyor. Kürt olmayan çocuklar açısından %15 dolayında olan çocuk işçiliği Kürt çocuklar açısından %25-30 civarlarında. Buradan çocuk emeği ve sömürüsü/mevsimlik göç ve okuldan uzaklaşma birbirinin besleyen yapısal bir döngü halinde sürekli karşımıza çıkıyor.
Sosyo-ekonomik kontrol araçlarından bir diğeri olan uyuşturucu madde kullanımı yönünden de tablo Kürt coğrafyasında benzer yapısal göstergeleri karşımıza çıkarıyor. Saha Araştırmaları Merkezi’nin 2025 yılı aralık ayında yayınladığı ‘Diyarbakır İli Bağlar, Ergani ve Silvan İlçelerinde Gençler Arasında Uyuşturucu Madde Bağımlılığı: Saha Araştırması Bulguları’na göre uyuşturucu madde kullanımının başlangıcının bu üç ilçe ortalaması 12-17 yaşlar olsa da örneğin Ergani’de gençlerin ilk deneyimlerini 5-11 yaş aralığında yaşadığını öğreniyoruz. Madde kullanımının 5 yaşına kadar gerilediği mevcut durumda çocukların söylemde ve hukuki tanımlardaki haklarının çocukların hayatlarındaki altüst oluşla taban tabana zıt olduğu ortada. Araştırma verilerinin korkunçluğu karşısında bu halin, çocukların/gençlerin bireysel tercihleri olduğunu söylemek meseleye sığ ve hakikate uzak yaklaşmaktan öteye götürmez bizi. Bunun aynı zamanda kontrol aracı olarak da işlevsel olduğunu bilmek ve hatırda tutmak önemli.
En başta belirttiğim gibi çocuklara ilişkin her türlü tedbiri ve mekanizmanın çocuğun yüksek yararını ilkesini esas alarak belirlenmesi ve buna uygun politikalar geliştirilmesi devletin temel sorumluluğu. Burada Fraser’ın uyarısını hatırlamak önemli olabilir. Fraser, adalet olgusunu teorize ederken yeniden dağıtım (ekonomi), tanınma (kültür) ve temsil (politika) alanlarının bir aradalığıyla sağlanan eşitliğin hakiki adaleti tesis edebileceğini savunur. Tanınmayan ve dışlanan kimliklerin, grupların adalet talebini baştan sınırlayan kurumsal çemberi işaret eder ve devletin eşitliği sağlama gücünü elinde bulundururken aynı zamanda eşitsizliği kurma ve yeniden kurmayı da tekelinde bulundurduğunu söyler. Kürt çocuklar arasında madde kullanım oranının kaygı verici biçimde artması, başlama yaşının uyku kaçırır düzeyde düşmesi yapısal eşitsizliklerin derinliğini ortaya koymakta. Bu süreç güvenlik eksenli bakış açısı ve hak temelli olmayan özel politikaların, çocukların yaşamları ve bedenleri üzerinden toplumsal çürümeyi hedefleyen bir kontrol alanına dönüştürüldüğünü de açık ediyor.
Anadili Kürtçe olan çocukların yarısından fazlası erken eğitimde uyum sağlamakta zorlanıyorken yine TÜİK verileri bize erken eğitime katılım oranlarının da Kürt çocuklar bakımından daha düşük oranlar olduğunu gösteriyor. Anadilinde eğitim görme hakları engellenen çocuklar kendi dil ve kültürlerinden uzaklaşarak kendi varoluşlarını gelişimlerini kendi dil ve kültürleri ile gerçekleştirmekten alıkonuluyor. Bunun bir özel savaş politikası olarak tezahür ettiğini ise söylemeye gerek yok. Zira yeri gelmişken BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne konulan çekincelerin de güncelliğini koruduğunu hatırda tutmak gerekir.
TÜİK tarafından açıklanan 2024 ‘Muhtemel Eğitim Süresi’ verilerine göre örneğin Şırnak diğer Kürt illeriyle birlikte listenin sonlarında yer alıyor. Şırnak’ın eğitim süresi ortalamasının Türkiye genelinin ortalamasından 3 yıl daha az olduğu anlaşılıyor. Millî Eğitim Bakanlığı verilerine göre ortaöğretime devam oranı Türkiye genelinde %87 iken, Şırnak’ta %54, Ağrı’da %58, Diyarbakır’da %68 civarında. Bu fark, özellikle kız çocukları açısından daha da derinleşiyor. Her etkenin birbirini etkilediği bir sistem olarak dizayn edilmiş olan bu özel politik hal, anadilin tanınmaması, derin yoksulluk, çocuk işçiliği/mevsimlik işçilik gibi sebeplerin bir sonucu olarak yeni bir eşitsizlik ve adaletsizlik alanı daha yaratmış oluyor.
Tüm bu göstergelerin ötesinde, Kürt çocukların yaşadığı özel savaş politikalar deneyimini belirleyen bir diğer temel unsur hukuk ve cezasızlık ilişkisi. İHD Diyarbakır Şubesinin 2024-2025 raporuna göre, yalnızca o yıl içinde bölgede 192 çocuğun hak ihlali yaşamış, 65’in üzerinde çocuk gözaltına alınmış, 5 çocuğun maruz kaldığı işkence ve kötü muamele kayda geçmiş durumda. Cinsel istismar vakalarının yalnızca küçük bir kısmı yargıya taşınabiliyor ve çoğu zaman cezasız bırakılıyor. Bu durum, Kürt çocuklar açısından hukukun koruyucu değil, çoğu zaman cezalandırıcı bir mekanizma olarak işlediğini gösteriyor.
FİSA Çocuk Hakları Merkezi’nin ‘Çocuğun Yaşam Hakkı İhlalleri (Haziran-Temmuz-Ağustos 2025) – Bilgi Notu’ da Kürt çocukların yaşam haklarının daha fazla ihlal edildiğini ortaya koyan çarpıcı veriler sunuyor. Ama elbette savaşın özel halleri bununla da sınırlı değil. Yukarıda beslenme ve sağlığa erişim ile ilgili kısımlarda bahsettiğim Türkiye tablolarına bu açıdan da bir harita ekleniyor karşımıza. Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nin 2022 yılında yayınladığı ‘Zırhlı Araç, Mayın ve Çatışma-Savaş Atığı Kaynaklı Çocuk Hakkı İhlalleri (Sağlıklı Bir Çevrede Yaşama ve Oyun Hakkı Perspektifinden)’ raporunda yer alan Türkiye haritası bize zırhlı araç mayın patlamaları ve savaş atıkları sonucu yaşamını yitiren ya da yaralanan Kürt çocukları gösteriyor. Bu defa da Kürdistan coğrafyası koyu kırmızıdır ve tablo bize olay sayısını göstermekle kalmıyor çocukların en temel haklarının ihlal mekanını da gösteriyor. Rapor verilerinden de anlıyoruz ki bu ihlaller birer tesadüf olmayıp devletin insan haklarını öncelemeyen güvenlikçi politikalarının bir sonucu olarak gerçekleşiyor.
Cezasızlığın bir rengi olarak tezahür eden bu tablo Kürt çocuklar açısından özel savaşın bir başka boyutudur. Boyutlar haritalarda kimi zaman beyaz kalırken kimi zaman da koyu kırmızıdır. Yoksulluk, anadilinde eğitim, eğitimde fırsat eşitsizliği, beslenme yetersizliği, sağlığa erişememe, çocuk emek sömürüsü/işçiliği ve cezasızlık gibi olgular yalnızca ekonomik ya da sosyal meseleler değildir. Demokrasinin birer unsuru olan eşit yurttaşlık, adalet ve hakikatle ilişki biçimlerinin ölçütüdür de. Kürt çocuklar açısından yaşananların münferit ya da ihmalen olmadığını sistematik bir şekille özel savaş pratikleri olduğunu gösteriyor.Bu yüzden Kürt çocukların yaşadığı eşitsizlik ve hak ihlalleri münferit ya da ihmalen yaşanmayan, savaşın birer özel politik biçimleri olarak somutlaşırken bu durum yalnızca Kürt sorununun değil aynı zamanda Türkiye’nin hukuk ve adalet anlayışının da bir izdüşümüdür.
Yararlanılan Kaynaklar:
1) TÜİK 2024
2) Türk Tabipler Birliği Çalışma Raporu 2024-2025
3) Şeyma Görçin Karaketir, Overweight and obesity in preschool children in Turkey: A multilevel analysis
4)Tevfik Bayram ve Sibel Sarıkaya, Oppression and internalized oppression as an emerging theme in accessing healthcare: findings from a qualitative study assessing first‑language related barriers among the Kurds in Turkey
5) Tevfik Bayram, How narration could unfold oppression: insights from the experiences of the Kurds in access to Turkish healthcare services
6) Saha Araştırmaları Merkezi, 2025 ‘Diyarbakır İli Bağlar, Ergani ve Silvan İlçelerinde Gençler Arasında Uyuşturucu Madde Bağımlılığı: Saha Araştırması Bulguları
7) FİSA Çocuk Hakları Merkezi, Çocuğun Yaşam Hakkı İhlalleri (Haziran-Temmuz-Ağustos 2025) – Bilgi Notu
8) Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi, Zırhlı Araç, Mayın ve Çatışma-Savaş Atığı Kaynaklı Çocuk Hakkı İhlalleri (Sağlıklı Bir Çevrede Yaşama ve Oyun Hakkı Perspektifinden)
9) Milli Eğitim İstatistikleri Örgün Eğitim 2024/2025

