Dışarıdan bakıldığında büyülü görünüyordu.
Ama Kobani’de yaşayanlar için bu, hayatta kalmanın en gerçek yoluydu.
Rojava’da Kürt kadınların mücadelesi bir büyünün içinden çıkmadı.
İnkârın, yok sayılmanın ve vahşetin içinden çıktı.
Ama orada kalmadı
Bazı şehirleri haritada bulmak bile zordur ama öyle bir şey olur ki gelir dünyanın böğrüne oturur.
Kobani hayatımıza böyle girdi.
Sanki rüzgârın taşıdığı bir hikâye gibi yayıldı adı.
Sanki yeryüzünde değil de direnenlerin ortak rüyasında kurulmuş bir yerdi.
Ama Kobani bir masal değildi.
Kobani’deki kadınlar hiç değildi.
Masala benzeyen gerçeğin kendisiydiler.
Küçük bir sınır kenti, bir anda dünyanın vicdanıyla konuşmaya başladı.
Bu yüzden Kobani uzun zaman kendine adeta büyülü bir gerçek oluşturdu.
Tıpkı Gabriel García Márquez’in büyülü gerçekçiliği gibi…
Márquez’in dünyasında büyü, doğaüstü olanda değil, gerçeğin kendisinde saklıdır.
Yağmur yıllarca yağabilir.
Ölüler yaşayanlarla konuşabilir.
Bir köy hafızasını kaybedebilir.
Ama bunların hiçbiri o dünyanın insanları için mucize değildir.
Çünkü onların hayatı zaten mucize ile felaket arasında kurulur.
Hakikat de bazen olağanüstü görünebilir.
Kobani’de de böyle oldu.
Dünya, Ortadoğu’da barbarlara karşı kadınların öncülük ettiği bir direnişi izledi.
Kadınlar sadece savaşmadı.
Hayat kurdu.
Dışarıdan bakıldığında büyülü görünüyordu.
Ama Kobani’de yaşayanlar için bu, hayatta kalmanın en gerçek yoluydu.
Rojava’da Kürt kadınların mücadelesi bir büyünün içinden çıkmadı.
İnkârın, yok sayılmanın ve vahşetin içinden çıktı.
Ama orada kalmadı.
Çünkü bu mücadele aynı zamanda yeni bir siyasal öznenin sahneye çıkışıydı.
Kadınlar sadece hak talep etmedi, toplumu kuran özne olarak varız dediler.
Bir şehir, dünyanın dört bir yanındaki ezilenlere ilham oldu.
Kobani’nin büyüsü belki de şuydu:
İmkânsız denilen bir şeyi mümkün kıldı kadınlar.
Örgütlendiler.
Dayanıştılar.
Birbirlerine tutundular.
Ve en önemlisi tarihin kenarından merkeze yürüdü kadınlar.
Belki de burada en eski gerçek yeniden hatırlandı.
Toplumlar kadınların yaşama iradesiyle ayakta kalır.
Dışarıdan bakıldığında bu büyüydü.
İçeriden bakıldığında hayatta kalmanın tek yoluydu.
Bu yüzden Kobani güçlü bir sembole dönüştü.
Çünkü dünya, ilk kez Ortadoğu’da yalnızca yıkım değil, başka bir ihtimal gördü.
Kadınların yönettiği bir hayat ihtimali.
Devletin değil, toplumun hayatı koruduğu bir ihtimal.
Bugün Rojava’daki kadınların mücadelesi sadece bir şehrin hikâyesi değildir.
Aynı zamanda insanlığın ortak ve evrensel hayalidir.
Bu yüzden belki de Kobani’nin en büyük büyüsü şudur:
Dünyaya mucizenin, bazen sadece kadınların asla vazgeçmemesiyle, birbirini bırakmamasıyla gerçek olabileceğini hatırlattılar.
Bazen en büyülü olan şey, gerçek olanın kendisidir.

