Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Kimlik ve Kültürün Oluşturucusu-Taşıyıcısı Olarak Anadili

Saliha Ayata Saliha Ayata
22 Şubat 2026
Yazı
0
Kimlik ve Kültürün Oluşturucusu-Taşıyıcısı Olarak Anadili
0
SHARES
3
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Gerçek kültürel özgürlük, anadilinde üretim ve eğitimle mümkündür.
Ngũgĩ wa Thiong’o

Anadili, bireyin doğduğu andan itibaren ailesinden ve yakın çevresinden doğal yollarla öğrendiği ilk dildir. Bu dil, bireyin zihinsel gelişiminin, kimlik oluşumunun ve toplumsal ilişkilerinin temelini oluşturur. Anadili, genellikle kişinin ait olduğu kültürün ve toplumun dilidir. Anadili, bireyin kimliğinin en önemli yapı taşlarından biridir. Aidiyet duygusu, kültürel bağlar ve toplumsal kimlik büyük ölçüde anadili üzerinden şekillenir. Anadili, yalnızca bir iletişim aracı değil; kimliğin temeli, kültürün taşıyıcısı ve düşüncenin şekillendiricisidir. Bireyin kendini gerçekleştirmesi ve toplumların kültürel varlığını sürdürebilmesi için anadilinin korunması ve geliştirilmesi büyük önem taşır. Dil yaşarsa kültür yaşar; kültür yaşarsa kimlik varlığını sürdürür.

Wilhelm von Humboldt’a göre dil, bir milletin “ruhunu” yansıtır. Her dil, dünyayı farklı bir biçimde kurar ve anlamlandırır. Bu nedenle anadili, bireyin düşünme biçimini ve kimliğini şekillendirir. Bir dili kaybetmek, o dile özgü dünya görüşünü kaybetmek anlamına gelir.

Johann Gottfried Herder ise dili ulusal kimliğin özü olarak görür. Ona göre bir halkın kültürü, tarihi ve karakteri en saf biçimde anadilinde yaşar. Bu yüzden anadilini korumak, ulusal varlığı korumakla eşdeğerdir.

Dil, insanın dünyayı anlamlandırma ve ifade etme biçimidir. Anadili ise yalnızca bir iletişim aracı olmanın ötesinde, bireyin kimliğini şekillendiren ve kültürü kuşaktan kuşağa aktaran temel bir yapı taşıdır. İnsan, içine doğduğu toplumun dilini öğrenirken aynı zamanda o toplumun değerlerini, tarihini ve hafızasını da devralır. Bu nedenle anadili, hem bireysel kimliğin hem de kolektif kültürün en güçlü kurucu unsurlarından biridir. Anadili, kimliğin kurucu unsuru ve kültürün en güçlü taşıyıcısıdır. İnsan, kendini en derin ve en doğal biçimde anadilinde ifade eder. Kültürel miras, tarihsel hafıza ve toplumsal değerler bu dil aracılığıyla yaşatılır. Anadiline sahip çıkmak, yalnızca bir iletişim aracını korumak değil; kimliği, kültürü ve kolektif belleği korumaktır. Anadili, bireyin kendini gerçekleştirme sürecinde temel bir dayanak, toplumların varlığını sürdürmesinde ise vazgeçilmez bir bağdır. Dil yaşarsa kültür yaşar; kültür yaşarsa kimlik varlığını sürdürür.

Kimlik, anadili kapsamında; bireyin kendisini ait hissettiği kültürel, toplumsal ve dilsel topluluğu ifade eden, büyük ölçüde konuştuğu ve içselleştirdiği dil üzerinden şekillenen aidiyet ve benlik algısıdır. Kimlik, bireyin “Ben kimim?” sorusuna verdiği cevabın bütünüdür. Dil ile düşünce arasındaki güçlü ilişki, kimlik oluşumunda anadilinin belirleyici rolünü açıklar. Düşünme biçimimiz, olayları yorumlama şeklimiz ve kendimizi ifade etme tarzımız büyük ölçüde anadilimizin sunduğu kavramsal çerçeveye dayanır. Bu nedenle anadilinden uzaklaşmak, kimi zaman bireyin kimlik algısında kopukluklara yol açabilir. Özellikle göç, diaspora, yasaklama ya da asimilasyon süreçlerinde anadilinin korunması, bireyin kültürel kökleriyle bağını sürdürmesi açısından hayati önem taşır. Kürtler özelde son yüzyılda kolonyal politikalarla, yasaklama ve asimilasyona doğrudan maruz kalmışlar ve Kürtçe kelime başına ceza ödemişlerdir. Kendi kimliklerinde oluşan kopukluklara karşı direnç geliştirmişlerdir ve bu ağır baskı politikaları karşısında yine de anadili koruyup, Kürt kimliğinde ısrar etmişlerdir.

Abdullah Öcalan son manifestosunda Kürtler için proto-Kürt kavramını kullanıp Kürtlerin tarihsel olarak varlıklarını yeniden tanımlamıştır. Kürtlerin dil ve kültür etrafında bir topluluk olduklarını ve bu topluluğun kültürlenme süreci başlattıklarını söylemiştir. (Bizim dil grubumuz ne Sami dil grubudur ne de Ural Altay dil grubudur. Beş binlerde böyle bir kültür gelişmiş. Dilin kökenleri neredeyse kanıtlanmıştır. Abdullah Öcalan) Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere Kürtler tarihsel süreç açısından da bin yıllardır kendi anadillerini konuşup varlık göstermişlerdir ve sürekli de yok edilme politikalarıyla karşı karşıya kalmışlardır. Tüm bunlara rağmen bin yıllardır en büyük direnişi dil, kimlik ve kültürlerini koruma noktasında göstermişlerdir.

Anadili bağlamında; “Kültür nedir?” sorusunu sorduğumuzda ise birden fazla tanımla karşılaşırız. Ancak Abdullah Öcalan kültür için “Genel anlamda, insanın yarattığı her şeydir, denilebilir.” diyor. Bu cümleden çok fazla anlam ve başlık çıkarılabilir ve denilebilir ki kültür, bir halkın ya da bir ulusun tarihten bu yana kendini var etme tarzıdır, ilişkileri ve yaşam tarzıdır. Kültür yalnızca sanat ya da gelenek değil; toplumsal yaşamın bütününü şekillendiren değerler, anlamlar ve ilişkiler bütünü olarak ele alınabilir. Kültür ve kültürel kodları korumak, kendi anadilinin kodlarıyla fazlasıyla bağlantılıdır. Biz Kürtlerin Kürt toplumu içerisinde aldığımız zihniyet, Kürtlerin binlerce yıldır yaşadıkları zihniyetin bir devamıdır. Onun için on binlerce yıl önce yaşanmış olan şeyler bir şekilde bizim bir arada olmamızdan kaynaklı olarak bizde de yaşanıyor. Toplumsal kalıcılaşma kendisini bu biçimde devam ettiriyor. Yani insan bir toplum içerisinde doğuyor, o toplum içerisinde bilinç kazanıyor, o toplum içerisinde tecrübe ediniyor. O toplumun yaşam tarzına göre bir kimlik kazanıyor. Böylelikle geçmiş ve gelecek arasında bir köprü kurarak bir devamlılık sağlıyor. Bu temelde anadili ile kültürle kimlik kazanma ya da kültürün bir yaşam tarzına dönüşmesi de gerçekleşmiş oluyor. Bu da anadilin kültürle olan ayrılmaz bağını açıkça ortaya koyuyor.

Sonuç olarak, Kürtler üzerindeki ağır sömürge politikaları en temelde Kürtlerin dil ve kültürlerinden koparılmaya çalışılması üzerinden gerçekleşmiştir. Tüm yasakçı, tekçi, ağır kültürel şiddet politikalarına rağmen Kürtler, kültürel direniş geliştirerek (yaşam biçimleri itibarıyla) Kürt kültürünü korumuşlardır ve hâlâ korumaya devam etmektedirler. Tüm bunlarla beraber Kürtlerin anadilde eğitim mücadelesi devam etmektedir. Kürtler üzerinde sömürge hâlâ devam etmekte ve Kürt halkı dil, kimlik ve kültürlerini korumak için hâlâ büyük bir direniş sergileyip kültürel özgürlüklerini gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar çünkü gerçek kültürel özgürlüğün anadilinde üretim ve eğitimle mümkün olacağını bilmektedirler.

Etiketler: Alevilikte Ana kültürüanadil mücadelesiAnadili ve ToplumDil ve kadınkimlikMücadeleSayı 156
Önceki İçerik

15 Şubat’tan Rojava’ya

Sonraki İçerik

Anadilinde Eğitim

Sonraki İçerik
Berxwedana Zimanê Kurdî

Berxwedana Zimanê Kurdî

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.