Onurun çırpındığı bütün göğüslerde
Azgın lokomotifler gibi her nefes
Bir ses dolaşıyor yürekten yüreğe
Bir ses… (Adnan Yücel)
Rojava Devrimi’ni bütün dünya 2014’te Kobanê direnişinin yiğit kadınlarıyla tanıdı. Çocukların saflığını anımsatan çehreleri, ağız dolusu gülüşleri, iki elleriyle sımsıkı kavradıkları keleşleri (silahları), fakat ille de bellerine kadar uzanan saç örgüleriyle sembolleştiler.
Onlar aynı zamanda çarpışan iki ayrı dünyadan bizim dünyamızın temsilcileriydiler. Karşılarında ise kadını savaş ganimeti olarak pazarda alınıp satılacak mal ve köle olarak gören, tecavüz kültürünü olağanlaştıran, kafa kesen, yağmacı ve talancı dinci gericiliğin dünyası vardı.
Rojava Devrimi, efsanevi Kobanê direnişi sırasında öne çıkan o kadınlar sayesinde bütün dünyada haklı olarak kadın devrimi olarak tanındı.
O iki dünya bugün de karşı karşıya.
Bizim dünyamız Halep’te eşitsiz koşullarda canını dişine takarak günlerce direnen Deniz Çiya’da cisimleşirken savaştığımız dünyanın karanlığı onun cansız bedenini damdan aşağı atarak ya da Tabka’da ilk olarak kadın özgürlüğünü simgeleyen gerilla heykelini yıkarak karanlık yüzünü kusuyor.
Bu iki dünyanın kavgası ne Rojava’da başladı ne de bu coğrafyada son bulacak. Bizim dünyamız daha dün denecek kadar kısa bir süre önce Jîna Mahsa Amini’nin şahsında bütün dünyaya “Jîn, Jîyan, Azadî” sloganını öğretti. Dünya kadınlarına moral, güç ve güven verdi.
Özgürlük ve kadın düşmanlığı
Patriyarkanın iğrenç yüzü Suriye’de IŞİD, El Kaide, SMO, takım elbise giydirilmiş Colani olarak karşımıza çıkarken Afganistan’da Taliban kılığına büründü.
IŞİD (Irak ve Şam İslam Devleti), El-Kaide, SMO (Suriye Milli Ordusu) denilen çeteleri, dünyaya onlarca farklı adla yayılmış cihatçı örgütleri aslında bayağı yakından biliyoruz. Gerek dehşet yaratan insanlıkdışı suçlarıyla gerekse bu zalimce davranışlarına yol gösteren karanlık ideolojileriyle… Şimdiye dek sergiledikleri pratik gelecek açısından nasıl bir tehdit oluşturduklarını da ortaya koyar nitelikte.
Kendilerine verdikleri isimler farklı olsa da aynı cihatçı köklerden türemiş özgürlük düşmanı, özellikle de kadın düşmanı bu IŞİD’çi zihniyet bulunduğu her yerde büyük bir şiddet ve vahşetin yol açtığı korku iklimi yaratmakla özdeş.
Emperyalistlerin gölgesinde semiren cihatçılar
Sadece Ortadoğu coğrafyasında, Kobanê’de, Şengal’de tanık olmadık bu vahşete; Afganistan’dan Avrupa’ya kadar dünyanın her yerine yayılmış durumdalar. Çatışma alanlarından geri döndüklerinde şiddeti başka coğrafyalara bulaştırdıkları örneklerle sabit.* Emperyalistlerin yol verip önlerini açtığı, Türkiye’deki hükümetin izlediği işbirlikçi politikalar tarafından sırtları sıvazlanıp eğitilen, maaşa bağlanıp sınırlardan sorunsuzca geçirilen, yaralandıklarında tedavileri yapılan hatta vatandaşlık verilen bu sürüler “İslamın gerçek savunucuları biziz” diyerek adım atmışlardı Ortadoğu’ya da…
“İslam şemsiyesi” Türk burjuvazisinin başı dara düştüğünde başvurduğu bir egemenlik inşa söylemi, özellikle de Kürtleri kandırmanın ezberlenmiş kolay yolu olmuştur.
1990’larda yükselen Kürt hareketine karşı İslam şemsiyesi ve din hassasiyetini piyasaya süren de aynı zihniyettir. ‘90’larda devletin Hizbullah adı altında örgütlediği paramiliter çeteler bir yandan Kürtler arasında “din elden gidiyor” propagandası yaparken binlerce yurtsever Kürdü katletti, enselerinden kalleşçe vurdu, satırla doğradı. Arkalarında 10 bine yakın ölü bıraktılar. Suruç katliamını, Ankara Gar Katliamı’nı organize ederek yüzlerce insanımızı katlettiler.
“Uygar Batı”nın göbeğinden cihat uğruna savaşmaya gelen kimileri “kutsal savaş”ta yenilgiye uğratılınca yine geldikleri yerlere dönüp o karanlık selefi ideolojiyi gittikleri yerlere de taşıdılar. Paris’te Charlie Hebdo baskını, Brüksel’deki katliamı, Almanya, Kanada ve geçenlerde Avustralya’da yaptıkları gibi… Avrupa’da kitlesel kıyıma dönük saldırganlıkları henüz çok taze.
Dolayısıyla sistematik bir biçimde silahlandırılıp el altında tutulan bu gerici-kafatasçı güruhları uzaklarda aramak gerçekçi değil. O kadar öyle ki, Türkiye’de bugün bile mülteci kadınlar hala dark web’de pazarlanıyor.**
“Colani ruhu”nu kim çağırıyor
Kadın düşmanlığı sadece bu selefilerin uhdesinde değil elbette. Onlara da kumanda eden, silahlandırıp besleyen sonra da piyasaya süren emperyalist ağababaları, gerici bölgesel işbirlikçiler yazıyor fetvaları asıl olarak. Zaten bu gözü dönmüş kadın düşmanlığı salt cihatçı çetelere ya da İslamcı çevrelere özgü değil. Aynı sistemleşmiş düşmanlık “Uygar” Batı dünyasında da değişik biçimlere bürünmüş olarak karşımıza çıkıyor. Kürtaj karşıtlığı, ücret eşitsizliği, çalışma yaşamından dışlama, mobbing, taciz, ev içi şiddet ve tecavüz ABD’sinden Almanya’sına, Fransa’sından İskandinav ülkelerine her yerde kol geziyor.
Türkiye de bunun dışında değil. Kadını ikinci sınıf gördüğü için ayar vermeye çalışan sistematik kadın düşmanı politikalar, evin “dirlik ve düzeni” için onu dört duvar arasına hapsetmeye çalışıyor. İtiraz eden, ayağa kalkan kadının payına ya cinayet düşüyor ya da ömür boyu şiddet ve tecavüz!
Şimdi kol kanat gerdikleri Colani’de cisimleşen dinci tahakküm, büyük bir hararetle onu analiz edip onda bir keramet bulanların, Bahar Feyzan, Nevşin Mengü gibi seküler geçinen Kemalistlerin Kürt düşmanlığıyla buluşuyor. Göremedikleri ise şudur: Colani ruhu gelecek buralara da!.. tebliğ aşamasını geçip eyleme dönüşen yılbaşı kutlamalarının zorbalıkla engellenmesinden tutalım günlük hayatın her alanında çeşitlenip pervasızlaşan gerici saldırgan bir pratik olarak çıkacak karşımıza. Neden böyle giyindin, neden başın açık, neden bu saatte sokaktasın?.. Ayrıca sanılmasın ki, dört yanımızı zehirli sarmaşık gibi sarmış bu tarikat fanatizmi ile sınırlı kalmayacak. Bizzat devlet eliyle uygulanan müdahale ve saldırganlık biçimine bürünecek kadınların özel yaşamına hoyratça müdahale… AKP’li yıllarda zaten başlamıştı, belirtileri giderek çoğalır oldu. Son zamanların “modası” uyuşturucu ve fuhuş operasyonları neyin habercisi sizce? Özel yaşamları pervasızca servis edilip teşhir edilen yine esas olarak kadınlar. O nedenle düşmanı uzaklarda aramayalım, düşman içimizde! Yine unutmayalım ki ne Afganistan ne de İran bir günde gelmediler bu noktaya!
Rojava bugün de saldırı altında
Gericilik ve dincilik bataklığında açan bir nilüferdir Rojava.
Öncesi de bir yana 2014’ten beri emperyalistler, bölge gericilikleri ve Türk burjuvazisinin saldırısı ve işgal tehdidi altındadır.
Emperyalistler ve bölge gericiliklerinin diş bilediği bu devrimci direniş mevzisi en fazla Türk burjuvazisi ve onun faşist devletini rahatsız ediyor, çünkü iflah olmaz Kürt düşmanlığı bu rejimin harcında var. Kin, öfke ve huzursuzluklarının bir türlü dinmeyişinin nedeni bu!
“Onurun çırpındığı bütün göğüslerde
Bir ses dolaşıyor yürekten yüreğe…”
O ses Rojava’dır! Teslim alınamayanların yurdu, ortalık toz dumana kesmişken dünya halklarının umudu olmuş Rojava! Rojava sadece Rojava’dan ibaret değildir, bütün dünyaya ilham olmuş ne olursa olsun kazanma iradesinin dile gelişidir.
İnsanlığını yitirmemiş bütün yürekler bugün Rojava için, Kürt halkının varoluş mücadelesi için çarpıyor. Düşmana teslim olmayan, son kurşununa kadar direnen, el ele omuz omuz omuza vermiş bir halkın gelecek umudunda titreşiyor. Onun mücadelesini ne IŞİD, El Kaide gibi cihatçı sürüler ne dişinden tırnağına silahlanmış ordular engelleyebilir.
Özgürlük ve yeni bir dünya için mücadele edenler eninde sonunda zafere ulaşır.
Son Not:
(*) Bundan sadece 5 yıl önce, IŞİD Afrika’dan Asya ve Avrupa’ya kadar farklı ülkelerde düzenlenen 3,670 saldırıyı (günde ortalama 11 saldırı) üstlendi.
Bu saldırılardan 1,767’si (yüzde 48’i) Irak’ta, 1,124’ü de (yüzde 31’i) Suriye’deydi. Afganistan, Mısır, Somali ve Nijerya, sırayla örgütün en çok hedef aldığı ülkelerdi.
Fransa, Belçika, Kanada ve Avustralya’da bıçaklı ya da silahlı toplam 7 saldırıyı üstlendi.
2017’de durum farklıydı. İngiltere’de Manchester Stadı’nı hedef alan bombalı saldırı dahil 4 saldırı üstlenen örgüt, ABD’deki Las Vegas silahlı saldırıları ile İspanya’nın başkenti Barcelona’daki saldırılardan sorumluydu.
(**) Suriyeli, Afgan ve Pakistanlı kadınlardan “ürün” diye bahseden Utopya Market adlı site, 4 bin dolar karşılığında kadınların “Eli kolu bağlı şekilde adrese teslim edileceğini” vadediyor!

