Klasik ulus-devlet anlayışında entegrasyon, farklı kimliklerin egemen kimlik içerisinde eritilmesi anlamına gelir. Bu süreç, yalnızca etnik ve kültürel değil, aynı zamanda cinsiyet temelli bir asimilasyonu da içerir. Ulus-devletin kuruluş sürecinde kadınlar; aile, namus ve biyolojik rol söylemleriyle siyasal alanın dışına itilmiş; erkek yurttaşlık normu evrensel kabul edilmiştir
Kürt sorunu, tarihsel olarak ulus-devlet paradigması içerisinde ele alınmış; çözüm arayışları ya devletleşme hedefi ya da devlet içi reformlarla sınırlı kalmıştır. Bu yaklaşımlar, sorunun etnik ve siyasal boyutlarına odaklanırken, ataerkil iktidar ilişkilerini ve kadınların sistematik dışlanmasını büyük ölçüde görünmez kılmıştır. Oysa Kürt sorunu, aynı zamanda yapısal bir kadın özgürlük sorunu niteliği taşımaktadır.
Bu yazı bu nedenle, Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği demokratik entegrasyon paradigmasını, kadın özgürlükçü bir perspektiften incelemeye odaklanmıştır.
Öcalan’ın açıktan kadını yeni paradigmanın temel inşacı gücü olarak ilan eden açıklamaları, bu perspektiften tartışmayı daha kıymetli kılmıştır. Nihayetinde entegrasyon; yalnızca devlet-toplum ilişkisini yeniden düzenleyen bir siyasal model değil, aynı zamanda erkek egemen iktidar biçimlerini çözmeyi hedefleyen bütünlüklü bir toplumsal dönüşüm projesi olarak karşımızda durmaktadır. Kadın özgürlüğü, bu paradigmada tali bir unsur değil; demokratik toplumun ve demokratik entegrasyonun kurucu zemini olarak ele alınmaktadır. Bu önemli role karşın demokratik entegrasyon ve kadın özgürlük perspektifi arasındaki ilişki, hak ettiği tartışma zeminine tam olarak yerleşebilmiş değildir. Yazı, tam da bu ihtiyaçtan yola çıkarak; demokratik entegrasyonun Kürt meselesi dâhil sorunların çözümüne, kadın öncülüğünde nasıl bir “üçüncü yol” sunduğunu; demokratik ulus, demokratik siyaset, jineolojî ve bütüncül hukuk kavramları çerçevesinde tartışmaya açmaktadır.
Geçmiş çözüm yaklaşımları
Kürt sorunu, uzun süre ulus-devletin tekçi ve merkeziyetçi yapısı içerisinde tanımlanmış; çözüm yaklaşımları ya bağımsız bir devlet kurma hedefiyle ya da mevcut devlet yapısı içinde sınırlı reform talepleriyle şekillenmiştir. Bu çerçevede geliştirilen politikalar, sorunun çok katmanlı toplumsal boyutlarını yeterince ele alamamış; özellikle ataerkil iktidar ilişkileri ve kadınların sistematik dışlanması büyük ölçüde göz ardı edilmiştir. Oysa Kürt sorunu, yalnızca bir kimlik ya da egemenlik meselesi değil; aynı zamanda derinleşmiş bir toplumsal cinsiyet ve kadın özgürlüğü sorunudur.
Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği demokratik entegrasyon paradigması, bu çoklu tahakküm biçimlerine karşı bütünlüklü bir çözüm perspektifi sunmaktadır. Demokratik entegrasyon, devlet ile toplum arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlarken, erkek egemen iktidar yapılarını aşmayı ve kadınların özgür özne olarak toplumsal ve siyasal yaşamın kurucu gücü hâline gelmesini esas alır. Bu yönüyle paradigma, demokratik konfederalizm, demokratik modernite ve demokratik ulus kavramlarının devletle ilişki kuran pratik boyutunu ifade etmektedir.
Entegrasyonun Yeniden Tanımı: Ataerkil Asimilasyona Karşı Özgür Bütünleşme
Klasik ulus-devlet anlayışında entegrasyon, farklı kimliklerin egemen kimlik içerisinde eritilmesi anlamına gelir. Bu süreç, yalnızca etnik ve kültürel değil, aynı zamanda cinsiyet temelli bir asimilasyonu da içerir. Ulus-devletin kuruluş sürecinde kadınlar; aile, namus ve biyolojik rol söylemleriyle siyasal alanın dışına itilmiş; erkek yurttaşlık normu evrensel kabul edilmiştir.
Öcalan’ın “demokratik” ya da “pozitif entegrasyon” vurgusu, bu asimilasyoncu ve erkek egemen entegrasyon anlayışına köklü bir itiraz niteliğindedir. Demokratik entegrasyon, kadınların kendi kimlikleri, tarihleri ve örgütlü güçleriyle toplumsal bütüne katılımını esas alır. Bu katılım, bir uyum ya da teslimiyet süreci değil; özgür özneleşmeye dayalı yeniden kuruluş sürecidir.
Kadın özgürlükçü perspektiften entegrasyon, kadının devlete, aileye ya da erkeğe uyum sağlaması değil; toplumu, siyaseti ve ahlaki düzeni dönüştürerek özgür birlikteliği inşa etmesi anlamına gelir. Bu nedenle demokratik entegrasyon, durağan bir politika değil; ataerkil yapıya karşı süreklilik arz eden bir mücadele ve dönüşüm sürecidir.
Kadın Öncülüğünde Üçüncü Yol Olarak Demokratik Entegrasyon
Demokratik entegrasyon yaklaşımı, Kürt sorunu bağlamında iki baskın çözüm modelini aşan bir “üçüncü yol” önermektedir. Bir tarafta ulus-devletin asimilasyoncu ve merkeziyetçi entegrasyon politikaları, diğer tarafta ise devlet kurmayı esas alan ayrılma stratejileri bulunmaktadır. Her iki model de iktidarı çoğunlukla erkek egemen biçimde yeniden üretme riski taşır.
Kadın özgürlükçü perspektiften demokratik entegrasyon, bu ikiliği aşarak demokratik toplumu ve kadın öncülüğünü merkeze alır. Bu yaklaşımda hedef, yalnızca toplumun devlete entegrasyonu değil; devletin erkek egemen karakterinin çözülerek topluma doğru dönüştürülmesidir. Dolayısıyla demokratik entegrasyon, devletin demokratikleşmesiyle birlikte ataerkil iktidarın tasfiyesini zorunlu kılar.
Demokratik Ulus ve Kadın Özgürlüğü
Öcalan’ın ulus-devlet paradigmasından kopuşu, demokratik ulus kavramında somutlaşır. Demokratik ulus; ortak soy, tek dil ya da homojen kimlik üzerine değil, ahlaki-politik toplum ve çoğulluk üzerine kurulur. Kadın özgürlükçü perspektifte demokratik ulus, kadınların eşit ve özgür bireyler olarak toplumsal yaşamın her alanında yer aldığı bir birliktelik biçimini ifade eder.
Kadınların özgür olmadığı bir toplumsal yapı, ne demokratik bir ulus inşa edebilir ne de kalıcı bir toplumsal barış üretebilir. Bu nedenle kadın özgürlüğü, demokratik ulusun tamamlayıcı bir unsuru değil; onun kurucu harcıdır.
Demokratik Siyaset, Jineolojî ve Erkek Egemenliğinin Aşılması
Demokratik entegrasyon paradigmasında demokratik siyaset, temsili ve profesyonel erkek siyasetinin aşılmasını hedefler. Kadın meclisleri, eşbaşkanlık sistemi ve özerk kadın örgütlenmeleri, bu siyasal anlayışın somut araçlarıdır.
Bu yaklaşımın teorik zemini jineolojîdir. Jineolojî, erkek egemen bilgi üretimini sorgulayan; tarihi, toplumu ve siyaseti kadın hakikati üzerinden yeniden inşa etmeyi amaçlayan özgürlükçü bir bilim perspektifi sunar. Demokratik entegrasyon, bu kadın bilgisinin ve ahlakının toplumsal yaşamda belirleyici hâle gelmesini ifade eder.
Bütüncül Hukuk: Erkek Adaletinden Toplumsal Adalete
Öcalan’ın bütüncül hukuk yaklaşımı, kadın özgürlükçü perspektiften ele alındığında daha da derinleşir. Bu anlayış; anayasal düzenlemelerin ötesinde aile hukuku, emek rejimi, beden politikaları, şiddetle mücadele ve toplumsal ahlak alanlarını kapsar.
Kadınların yaşamını doğrudan etkileyen bu alanlarda köklü bir dönüşüm gerçekleşmeden demokratik entegrasyonun hayata geçmesi mümkün değildir. Erkek egemen hukuk anlayışı yerine, toplumsal çoğul dinamiklerin eşitlik ve özgürlük ihtiyaçları ile uyumlu, kadın özgürlükçü adaleti esas alan yeni bir hukuk perspektifinin inşası gereklidir.
Sonuç olarak;
Abdullah Öcalan’ın demokratik entegrasyon paradigması, kadın özgürlüğü merkeze alındığında yalnızca Kürt sorunu için değil, ataerkil modernitenin küresel krizine karşı da evrensel bir çözüm perspektifi sunmaktadır. Bu yaklaşım, entegrasyonu kadınların görünmez kılındığı bir uyum süreci olarak değil; kadın öncülüğünde özgür toplumun inşası olarak tanımlar.
Kadın özgürlükçü demokratik entegrasyon, tamamlanmış bir model değil; sürekli mücadele, örgütlenme ve yeniden kuruluş sürecidir. Bu sürecin başarısı, kadınların özneleşme düzeyi, demokratik siyasetin toplumsallaşması ve ataerkil iktidarın ne ölçüde çözülebildiğiyle doğrudan ilişkilidir. Bu yönüyle demokratik entegrasyon, Ortadoğu’da ve dünyada eşit, özgür ve birlikte yaşamın mümkünlüğüne dair güçlü bir kadın özgürlükçü çağrı niteliği taşımaktadır.
Bu çerçevede demokratik entegrasyon, kadınların özgür özne olarak politik, toplumsal ve ahlaki yaşamın kurucu gücü hâline gelmesi; demokratik ulusun, demokratik siyasetin ve bütüncül hukukun önkoşuludur. Bu nedenle demokratik entegrasyon, kadınların sisteme eklemlenmesini değil; sistemin kadın özgürlükçü değerler doğrultusunda yeniden inşasını hedefler.
Öte yandan bu alternatifin hayata geçmesi, yalnızca teorik kabul ile değil; kadınların öz örgütlülüğünü güçlendirmesi, demokratik siyasetin toplumsallaşması ve ataerkil iktidar biçimlerine karşı kesintisiz bir mücadele iradesiyle mümkündür. Bu yönüyle demokratik entegrasyon, kadın özgürlük mücadelesinin tarihsel yürüyüşü içinde sürekli yeniden kurulan bir toplumsal dönüşüm sürecidir.

