Barış ve Demokratik Toplum sürecinde inşa gücüyle birlikte özneleşen Özgür Kadın Hareketi toplumsal ve siyasal gücüyle dönemin başarıya evrilmesinde tüm zamanlarda olduğu gibi bir köyden kitlesel eylemlere kadar yaşamın her alanında sözünü ve inşa gücünü ortaya koyacaktır
New York’ta katledilen emekçi kadınların anısına tarihin en örgütlü cevabını veren hareketlerden biri Özgür Kadın Hareketi olmuştur şüphesiz. Geleneğimiz budur; her bir kayıp bizleri daha büyük adımlarla cevap olmaya yeminli kılmıştır. Kürdistan’da yeni ve tarihi bir dönemin yoğun mücadelesi içerisindeyken, bu geleneğin gücüyle en anlamlı cevaplarla yeni yılı özgürlük yılı olarak şimdiden karşılamanın heyecanındayız.
Bir saç örgüsünde direnişe geçen hafıza, irade ve yoldaşlık… Bu 8 Mart’a o örgünün sabrıyla, o örgünün kararlılığıyla giriyoruz. Özgürlüğün şafak vaktine yaklaştığımızı biliyoruz; ama şafak kendiliğinden sökmez. Onu direnişle karşılamak, bilinçle büyütmek ve örgütle kalıcı kılmak gerekir. Bu yüzden bir kez daha kollarımızı sıvıyoruz: Demokratik toplumu yalnızca savunmak için değil, adım adım kurmak için. “Zaman kadının özgürlük zamanıdır” demek için.
Tarihsel Kırım ve Cinnet Hali
Kürdistan’da, Ortadoğu’da ve dünyada kadınlar tarihsel dönemleri karşılıyor. Kapitalist modernitenin doymak bilmez karakteri kendi sistemini de çöküşün eşiğine getirirken; halklar ve kadınlar cephesinden özgür yaşamın imkanı her zamankinden fazla hayal olmaktan çıkıyor. Kadın kırımı üzerinden varlığını sürdüren egemen erkek aklı, tarihte olduğu gibi bu cinnet halini en fazla kadın kimliğine saldırarak, daha fazla baskı ve zulümle varlığını sürdürme çabasında. Çok geçmedi üzerinden, yanı başımızda bir günde altı kadın hayattan kopartıldı.
Bu cinnet ve cinayet halini anlamak için yalnızca bugünü değil, tarihten gelen o kastik katil aklın sosyolojisine bakmaya ihtiyaç var. Kadınlar ve çocuklar üzerinde en akıl almaz uygulamaların yapıldığı Epstein Adası’nın karanlıkta kalan yüzü henüz aydınlığa kavuşturulmadı. Ortadoğu coğrafyasını saran savaş dalgasının faturasını uluslararası fuhuş pazarlarında satılan kadınların ödediği gerçeği hâlâ örtük durmaya devam ediyor. Bırakın kadınların kendi hayatları üzerine söz hakkına sahip olmasını, onları aydınlık bir pencereden bile mahrum bırakan akıl, gerçek ve son derece yakınımızda…
Savaş gerçeğini bir savaşçının bedeni üzerinden bütün nefretini kusarak sergileyen bu katil akıl, bir günde yetişmedi. On binlerce yıl öncesinden kadını komününden kopartarak eve kapatan, köle pazarlarını kuran, öldüren o tarihsel hikayenin bugünkü devamıdır yaşananlar. Liste maalesef uzun; karşımızda karanlık ve zalimane bir tablonun olduğu aşikâr.
Komün Ruhuyla Yeniden Doğuş
Ancak yaşamın dinamikleri yalnızca tek bir renkten ibaret olmadığı gibi, kadın kimliği de tek bir karanlığa mahkum edilemez. Hayata nereden bakıldığı, yürünecek yolun niteliğini de belirler. Karanlığı geride bırakıp yönünü aydınlığa çevirme kararlılığı, kadın özgürlük çağının ilk adımıdır. Kadının komünü bir zamanlar dağıtıldı ancak özgürlük ruhu asla öldürülemedi. Bugün katledilen bütün kadınların anısında; 8 Martlarda ruh yeniden komün ruhuyla örülüyor ve özgür yaşamın alternatifini bir hayal olmaktan çıkartıyor.
Geçmiş bütün yıllardan farklı olarak bu yeni dönem, demokratik toplum inşasının mücadele araçlarıyla örülüyor. Bu dönemin yollarını büyük sabır, irade ve kararlılıkla döşeyen Önderlik gerçeğinin özgürlüğü temelinde; süreci bir kararlaşma ve mutlak özgürlük zamanına evriltmenin heyecanını yaşıyoruz. Takvimleri özgürlük vaktine ayarlayarak direnişle özgürlüğe akmak, demokratik toplumun inşasıyla yeniden komünleşmek her zamankinden daha büyük bir ihtiyaç. Ve bu 8 Mart’ı, komünalist yoldaşlık inşasıyla özgürlük yılının büyük atılımı olarak ele alıyoruz.
Elbette bu kararlılık yalnızca sloganlarımızda ve eylemlerimizde dile dökülen bir gerçeklik değildir. Nasıl yaşamalı sorusuna her birimizin kendi yürüyüşünde verdiği yanıtlarla tikelden evrensele örülen kadın konfederalizmi ile yeni yaşam alanları yaratan bir somutluğa evriliyor. Bir Jineolojî atölyesinden kendisi, yaşamı ve toplumu adına karar gücüne adım adım yürüyen kadın gerçeğinde bu umudu görmek mümkün. Liberalizmin bireyciliğinden sıyrılıp bir komünün parçası olarak toplumsallaşan sorumluluk bilinci özgürlük yürüyüşünün kendisi olmaktadır.
Ulusal Birlikten Dünya Kadın Birliğine
Rojava Kürdistanında yaşanan son saldırı süreciyle birlikte toprağını, iradesini ve özgürlüğünü savunan halk bilincinin kadın öncülüğünde gerçekleşmesi hem bugüne dair umutları yeşerten hem de geleceğin sorumluluklarını hatırlatan tarihsel bir dönemeç oldu. Kadının yaşam kuran müzakereci dili kadar değerlerini ne pahasına olursa olsun savunan kararlığı kapitalizmin kör karanlığından kadın iradesine dayanarak çıkmanın inancını da bir kez daha tazeledi. Artık dünya sistemi yalnızca birkaç erkek liderin masa başlarında oturup pazarlıkla payları bölüştüğü bir mekanizma olmaktan çıktı. Kadınların ve halkların iradesiyle yerelden örülen özgür yaşam alternatifi Kürt kadın birliğinden dünya kadınlarının birliğine evrilen süreçlerin önünü açtı. Bu nedenle komün gerçeğini tartışırken yalnızca belli sınırları etkileyen bir oluşum olarak anlamaktan çıkıyoruz. Bu nedenle önümüzdeki zamana komünal inşanın özgürlüğe evrileceği zamandır diyoruz.
Bu yerellikten evrenselliğe uzanan köprü, her şeyden önce kadının gündelik yaşamındaki o ağır “yalnızlık” ve “çaresizlik” çemberini kırmaktadır. Çözüm, mahallemizde kurduğumuz bir ekmek kooperatifinde, şiddete karşı mahalle mahalle örülen öz savunma ağlarında ve çocukların ortak bir bilinçle büyütüldüğü çocuk komünlerinde vücut bulmaktadır. Kadın, bu mekanizmalar içinde yaşamı “yeniden üreten” temel güç haline gelmektedir. Ekonomik krizlerin, savaşların ve sosyal yıkımların ortasında kadın komünleri; birer dayanışma odağı olmanın ötesinde, kapitalizmin dışında bir ekonominin, eşitlikçi bir yönetimin ve ataerkinin dışında bir yaşam formunun mümkün olduğunu kanıtlamaktadır.
Kendi emeği üzerindeki denetimini geri kazanan, mutfağından sokağa kadar her alanda söz ve karar sahibi olan kadın, tarihin en büyük “ev hapsinden” kendi iradesiyle çıkmaktadır. Bu somutluk, adalet arayan bir kadının mahkeme kapılarında beklemek yerine, kendi toplumsal adalet mekanizmasını komününde inşa etmesidir. Şiddet sarmalına sıkışmış bir kadının, yoldaşlık bağıyla örülmüş bir güven ağında nefes almasıdır. Bilgiye ve bilince erişimi engellenen kadının, Jineolojî ile kendi hakikatini yeniden yazmasıdır. İşte bu yüzden ördüğümüz eylem hattımız soyut bir söylem bütünü değil; kadının elleriyle tuttuğu, gözleriyle gördüğü ve bizzat içinde yaşadığı yeni bir toplumsallıktır. Direnişin estetiği, bu inşa edilen yeni yaşamın her anında, her hücresinde yeniden filizlenecektir.
Barış ve Demokratik Toplum sürecinde inşa gücüyle birlikte özneleşen Özgür Kadın Hareketi toplumsal ve siyasal gücüyle dönemin başarıya evrilmesinde tüm zamanlarda olduğu gibi bir köyden kitlesel eylemlere kadar yaşamın her alanında sözünü ve inşa gücünü ortaya koyacaktır. Özgürlük zamanını Özgür Önderlik ve Demokratik toplumla yakalayacak bir mücadele ivmesini yükseltmeye devam edecektir.
Direnişle Özgürleşecek Demokratik Toplumu Öreceğiz
Bu 8 Mart, bizler için köleliğin bin yıllara yayılan karanlığına karşı etik ve estetik bir yaşamın ilanıdır. İnşa ettiğimiz her komün, kurduğumuz her öz savunma ağı ve genişlettiğimiz her bilinç halkası, o parçalanmak istenen saç örgüsünün yeniden ve daha güçlü birleşmesidir.
Şimdi, bin yılların suskunluğunu yırtan o çığlığı bir şarkıya, o öfkeyi bir bilince dönüştürme vaktidir. “Jin, Jiyan, Azadî” felsefesinin evrenselleşen ruhuyla, direnişi küresel bir özgürlük dalgasına dönüştürüyoruz. Her bir kadın; kendi yaşamının öznesi, toplumunun öncüsü ve özgürlüğün mimarıdır.
Zamanın ruhu bizi çağırıyor. Zaman, kadın özgürlük zamanıdır. Bu inanç ve kararlılıkla; New York’tan Kürdistan’a, Afganistan’dan Latin Amerika’ya direnen tüm kadınların selamıyla, özgürlük şafağını hep birlikte söküp alacağız. Direnişle Özgürleşecek Demokratik Toplumu Öreceğiz!
8 Mart kutlu olsun, direniş baki kalsın!
