Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Anadilinde Eğitim

Işıl Ünal Işıl Ünal
22 Şubat 2026
Yazı
0
Anadilinde Eğitim
0
SHARES
0
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Anadilinde eğitim ve anadilin toplumsal kurumlarda kullanılması, demokrasinin genişlemesine ve barışa giden yol açısından bir başlangıç olarak görülebilir. Anadilin toplumsal kültürün taşıyıcısı olduğu akılda tutulduğunda, bu haktan yoksun bırakılmanın sonuçları tahmin edilebilir: Kültürlerin ve dillerin yok edilmesi

Uluslararası Anadili Günü (21 Şubat), egemen/resmî diller dışında kalan anadillerin şu veya bu ölçüde yasaklı olduğu ülkelerde, “anadilinde eğitim talebinin” ve anadili ile ilgili diğer toplumsal taleplerin dile getirilebilmesi, bu taleplerin toplumsallaşmasını sağlamasa da kısa süreliğine toplumun gündemine taşınabilmesi açısından hâlâ önemli olabilmektedir. Anadilinde eğitim ve anadilini kamusal alanda/kurumlarda kullanabilme hakkı kolektif haklar arasında yer alır ve ulus devletlerde kolektif hakların kazanılması zor olmaktadır. Bu haklar, tamamıyla ülkede egemen olan demokrasi anlayışına ve demokratikleşme düzeyine göre değişmekte, aynı zamanda da bu uğurda yürütülen mücadeleler belirleyici olabilmektedir.

İki yüzyıl öncesinden başlayan ve kapitalistleşme sürecine paralel bir süreç olarak işleyen uluslaşma/ulus devletleşme sürecine rağmen, niçin kolektif haklar ve onlardan biri olarak anadilinde eğitim, bugün bile bir politik çatışma, en azından anlaşmazlık konusudur? Liberal demokrasiler, bireysel hakları hukuk kurallarıyla düzenler ve güvence altına alırlar. Demokrasi çizgisini de böyle çizmişlerdir. Kapitalist toplumların demokrasi anlayışı, bireysel özgürlükleri aşıp kolektif özgürlükleri önceleyebilecek düzeye gelememiştir. O nedenle, kapitalist toplumlarda egemen kimliklerin dışındaki kolektif kimlikler (etnik topluluklar, dil toplulukları, kadınlar, inanç grupları vb.) baskı altında tutulmuş, hak mücadelesini ülkedeki örgütlenme olanaklarını zorlayarak yürütebilmişlerdir.

Kapitalizm, toplumsal farklılıklar arasındaki eşitsizlikleri derinleştiren ve toplumda yeni hiyerarşiler oluşturan bir işleyişe sahip olsa da ulus devlet formu, homojen bir toplum tahayyülü üzerine oturur. Ulus devletin kuruluş sürecinde gözlenen, toplumu bir ulusal dil etrafında birleştirerek birlik oluşturma ve böylece ulusal egemenliğini kurma çabası, egemen olmayan anadilleri baskılamayı da birlikte getirdi. Bu, ulus devletin farklılıkları yok sayan bir ideoloji ile politika ürettiği anlamına gelir. Ulus devlette “yurttaşlık” önemli olmakla birlikte, yurttaş “kimliksiz” bir bireydir. Yani kullanmak istediğiniz özgürlüğü bir kolektivitenin (bir inanç grubunun, bir etnik topluluğun) üyesi olarak değil de bir birey olarak kullanmak istediğinizde (anadilini kullanmak gibi) makul karşılanabilir. Çünkü “millî kültür”, “millî kimlik”, “devletin, milletin bekası”, “toplumun/milletin ortak çıkarları”nı korumak ulus devlet politikalarının temel gerekçesi olduğunda, genellikle farklılıkları, kimlikleri dikkate alan demokratik gerekçeler kolaylıkla ortadan kaldırılır. Oysa demokrasi, iktidarda olan toplumsal kesimlerin (sınıfsal, etnik, inançsal olarak, cinsiyet ve cinsel yönelim açısından) haklarıyla ve hakların kullanılabilirliği ile değil, iktidarda olmayan toplumsal kesimlere tanınan haklarla ölçülür.

Ötekileştirilen, baskı altında tutulan toplumsal kesimlerin demokrasi talepleri genellikle “eşit yurttaşlık” taleplerini kapsayan geniş bir demokrasi anlayışını içerir. Ortak mücadele zaman içinde demokrasinin içerik ve pratik olarak genişlemesini, yeni boyutlar taşımasını getirir. Örneğin; adaletin, özgürlüğün ve eşitliğin güvence altına alındığı bir toplumda herkesin huzurla yaşayabilmesi, yani barışın sağlanması demokrasi mücadelesi ile olur. Dünya ölçeğinde pek çok kültürel kayba neden olan ve olmaya devam eden, kimlikleri ve farklılıkları yok sayan politikalar ile anadilleri üzerindeki baskı, artık “demokrasi”lerin ayıbı hâline gelmiştir. Ne yazık ki faşizan politikaların yaygınlaştığı kapitalist dünyada anadili konusundaki kazanımlar bugün de azımsanacak düzeydedir.

(Anadilinde) Eğitim Hakkı

Anadilinde eğitim ve anadilin toplumsal kurumlarda kullanılması, demokrasinin genişlemesine ve barışa giden yol açısından bir başlangıç olarak görülebilir. Anadilin toplumsal kültürün taşıyıcısı olduğu akılda tutulduğunda, bu haktan yoksun bırakılmanın sonuçları tahmin edilebilir: Kültürlerin ve dillerin yok edilmesi. Oysa her kültür kendi varlığını sürdürme ve geliştirme potansiyeline sahiptir, buna ihtiyaç duyar. Söz konusu “yok edilme” sadece ilgili topluluğun kaybı değildir. Bu, aynı zamanda dünya kültürlerinin onlardan yoksun kalması, eksilmesidir. Anadilinde eğitimi bu perspektifle ele alırsak, herkesin kendi anadilinde eğitim alması ilgili kültürler ve onları oluşturan insanlar için olumlu ve yetkinleştirici bir durumdur.

Eğitim kurumlarının işleyişine odaklanırsak, anadilinde eğitim mevcut eğitim sisteminde uygulandığında sayılan bu olumlu gelişmelerin sınırlı olacağını söyleyebiliriz. Çünkü mevcut eğitim sistemi egemen değerler üzerine kurulmuştur; müfredat, okul pratikleri, insan ilişkileri toplumun bütününde geçerli olan ayrımcılık üzerine kuruludur. Dolayısıyla mevcut eğitim sisteminde eşitlikçi ve özgürlükçü bir süreç kurulmadan, mevcut derslerin anadilinde öğrenilmesi, kendi anadilinde yazılmış kitapların okunması var olan şiddet ortamını (simgesel şiddet anlamında) ortadan kaldırmaz. Yani herkesin anadilinde eğitim almasını sağladığımızda “tekçi eğitim” ortadan kalkmaz. Çünkü kadınlar, LGBTİ+’lar, emekçiler, egemen etnisite ve inanç grubundan olmayanlar açısından onlara rağmen uygulanan, onları ikincilleştiren müfredat, ders kitapları, okul içi ilişkiler, eğitimde uygulanan tüm prosedürler ve ritüeller, P. Bourdieu’nün yüklediği anlamda “simgesel şiddet”tir.

Dolayısıyla anadilinde eğitim meselesinin eğitim hakkı talebiyle ayrılmaz bir bütün olarak kavranması ve bu kapsamda mücadele konusu yapılması gerekir. Bu ele alış çözüm için yol göstericidir. Çünkü eğitimi hak olarak ele almak, eğitimin içeriğine ve eğitim sürecine yoğunlaşmak anlamına gelir. Eğitimi hak olarak tanımlıyorsak, eğitim sürecinin ve içeriğinin insanın yetkinleşmesine, kendisini bir özne olarak kurabilmesine olanak sağlaması gerekir. Ancak böyle bir süreci hak olarak görebiliriz ve talep edebiliriz.

Hak Temelli Eğitim

Anadilinde eğitim, hak temelli eğitimin bir parçası olarak hayata geçirilmeye çalışıldığında mücadele süreci toplumun ve eğitimin demokratikleşmesine hizmet eder. Burada eğitim hakkı kavramından söz etmek gerekmektedir. Genellikle ve yanlış olarak eğitim kurumlarına erişimle ilişkili olarak kullanılan bu kavram, aslında eğitim süreciyle ve eğitimin içeriği ile ilgilidir. O nedenle okuldaki farklı kültürlerin sürece kendi anadillerinde katılıması, eşitler arası ilişkilerin geliştirilmesi ve kültürel etkileşimlerin artması, okullardaki barış ortamıyla doğrudan ilişkilidir.

Eğitim hakkı, eğitimin mevcut amaç, yapı ve işleyişini toplumdaki egemen olmayan kesimlerin (ötekileştirilen, baskı altında olan kesimlerin) ihtiyaçları, eşitlik ve özgürlük talepleri doğrultusunda dönüştürmeye yönelik siyasal bir taleptir. Sorun, onların (ezilenlerin ve sömürülenlerin) yetkinleşme ve özerkleşme taleplerini karşılamaktır. Bu, onlara sınıfsal/kültürel aidiyetleriyle, kimlikleriyle var olabilmelerine ve kendilerini geliştirmelerine olanak sağlamaktır. Bu nedenle eğitimin hak olabilmesi için mutlaka anadilinde sunulması gerekir. Aksi hâlde onu “hak” olarak görmek mümkün değildir. Elbette eğitimin hak temelinde örgütlenmesinden söz ediyorsak, bu kesinlikle kamu kurumları ve otoritelerince gerçekleştirilmeli, aynı zamanda da tamamen kamu fonlarıyla finanse edilmelidir. Bireysel ödemelere yer yoktur. Yukarıda belirttiğimiz özgürleştirici ve yetkinleştirici içerik, toplumsal kesimlerin katılımıyla denetlenmelidir.

Dolayısıyla eğitim hakkı mücadelesi, gerek feminist mücadelenin gerekse diğer toplumsal hareketlerin hedefleri arasında yer almalıdır. Çünkü yukarıda da belirtildiği gibi eğitim hakkı mücadelesi, eğitime yüklediğimiz anlam ve içerikle siyasal bir mücadeleye girişmek anlamına gelir. Bu anlamda feminist mücadele, kadınların, LGBTİ+’ların eğitimsel sürece ilişkin ihtiyaçlarını, taleplerini dikkate alan bir mücadelenin parçası olacaktır.

Bu düşünme biçimini tek tek ele alacağımız tüm toplumsal hareketler için tekrarlayabiliriz. Örneğin inanç gruplarının mücadelesi, egemen inancın (Sünnî İslam’ın) dayatmalarına karşı yürütülen ve aslında egemen olmayan, ötekileştirilen tüm inançların birlikte yürütmesi gereken bir eşitlik mücadelesidir. Örneğin bugün eğitim sisteminde, öğrencilerin ve öğretmenlerin gündelik eğitim pratiklerini ve buradan hareketle de aile yaşamlarını İslami kurallar temelinde dönüştürmeyi amaçlayan politikalar karşısında, onların eğitim hakkı mücadelesi yürütmeleri beklenir. Bu sorun, kendisini baskı altında hisseden tüm inanç grupları için (öğrenciler ve öğretmenler dahil) geçerlidir.

Görüldüğü gibi eğitimin hak temelinde ele alınması, bir yandan anadilinde eğitimin temel koşul olarak görülmesini, öte yandan eğitimin/okulun bir bütün olarak inanç, toplumsal cinsiyet vb. açısından bir özgürleşme, özneleşme alanı olarak inşa edilebilmesi yönünde bir mücadeleyi zorunlu kılmaktadır. Eğitimin anadilinde sunulması hem demokratik eğitim hem de demokratik toplum tahayyülünü beslemektedir.

Çıkarımlar

Yukarıda anadilinde eğitimin hayata geçirilmesi üzerinde tartışılmış, bunun eğitim hakkı kavramı içinde ele alınması gerektiği belirtilmişti. Böylelikle eğitimde ve toplumda demokratikleşmenin de önünün açılacağı vurgulanmıştı. Bu durumda eğitim hakkı mücadelesinin öznesi, ezilen, dışlanan tüm toplum kesimlerinin yer aldığı bir kolektif öznedir.

Fakat eğitim hakkı mücadelesinin en temel ve vazgeçilmez unsuru olan anadilinde eğitim, kolektif öznenin oluşmasında da en kritik unsur olmaktadır. Çünkü ulus devletin egemen ulus (ve anadil) etrafında ördüğü savunma ağı, aynı zamanda demokratikleşme sürecinin yavaş ilerlemesi nedeniyle ötekileştirilen anadil(ler)in kamusal alanda kullanılmasının ve anadilinde eğitimin hayata geçirilmesinin önünde ciddi bir engeldir.

O zaman kolektif öznenin ortak eylemliliklerle kendisini kurması hayli zor ve zaman alacak bir süreç olacaktır. Fakat bir kez oluştuğunda, eğitim sürecinin bir özgürleşme ve yetkinleşme alanı hâline gelmesi, demokratikleşmenin ve barışın önünü açacaktır.

Etiketler: anadil mücadelesiAnadil ve Toplumsal CinsiyetAnadiliAnadili ve EğitimDemokrasiEşit YurttaşlıkSayı 156
Önceki İçerik

Kimlik ve Kültürün Oluşturucusu-Taşıyıcısı Olarak Anadili

Sonraki İçerik

Anadilinde Eğitim: Çocuk Hakları Hukuku ve Demokratikleşme Meselesi

Sonraki İçerik
Berxwedana Zimanê Kurdî

Berxwedana Zimanê Kurdî

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.