Bugün üzerinden 14 yıl geçmesine rağmen hâlâ Rojava Kadın Devrimi’ni konuşuyorsak bunun nedeni yalnızca ortaya koyduğu siyasi model değildir. Asıl neden, kadın özgürlüğünü toplumsal özgürlüğün merkezine yerleştiren bu zihniyeti yaşamsallaştırmaya çalışan bir yaşam tahayyülünü somutlaştırma mücadelesidir
“Rojava Devrimi bizim devrimimizdir. Aslan sırtında mücadele verdim. Ben orada 20 yıl boyunca Rojava halkı ile birlikte mücadele ettim. Rojava’daki devrim işte o mücadelenin sonucudur. Kimse bu devrimi inkâr edemez. En onurlu ve kararlı duruş, oradaki devrime sahip çıkmaktır.”
2013’te Sayın Abdullah Öcalan, Rojava Devrimi’ni böyle anlatmıştı. 14 yıl önce bugün, ilmek ilmek örülen Rojava Kadın Devrimi, gücünü halktan ve öz örgütlülüğünden alarak Suriye halklarıyla birlikte tüm köhne zihniyetlere karşı Halkların Baharı’nı inşa etti. Öz gücüyle toplumsal yapısını ekolojik, demokratik ve kadın özgürlükçü paradigmaya dayanarak inşa etti. 19 Temmuz 2012’de Rojava’da başlayan devrim, yalnızca Orta Doğu’nun siyasi dengelerini değiştiren bir toplumsal dönüşüm değildi. Yıllarca zulüm görmüş, yok sayılmış halkların kendilerini nasıl yöneteceklerine karar verecekleri; yeni yaşamı tüm Suriye halklarıyla birlikte kendi kimlikleriyle, benlikleriyle inşa ettikleri bir devrimdi. Aynı zamanda kadınların, tarihsel olarak kendilerine dayatılan toplumsal konumu ve rolü reddederek yaşamı yeniden örgütlemeye başladıkları bir kadın devrimiydi.
Bugün üzerinden 14 yıl geçmesine rağmen hâlâ Rojava Kadın Devrimi’ni konuşuyorsak bunun nedeni yalnızca ortaya koyduğu siyasi model değildir. Asıl neden, kadın özgürlüğünü toplumsal özgürlüğün merkezine yerleştiren bu zihniyeti yaşamsallaştırmaya çalışan bir yaşam tahayyülünü somutlaştırma mücadelesidir. Rojava Devrimi sürecinde söz konusu olan şey, kadınların birtakım hukuki ve siyasi haklar elde etmesinden çok daha fazlasıdır. Kadınlar, yaşamın tüm alanlarına müdahale ederek özgür yaşamı yeniden örgütleme pratiği geliştirmiştir. Bu nedenle Rojava’da kadınların kazandığı şey yalnızca haklar değil, yaşamın kendisini dönüştürme ve kurma imkânıdır.
Tarih boyunca birçok devrim kadınların emeği ve mücadelesiyle gerçekleşti; ancak kadınların özgürlüğü çoğu zaman ya devrimden sonraya bırakıldı ya da emekleri inkâr edildi, kendileri yok sayıldı. Her devrimde kadın meselesi, sonraya bırakılacak bir mesele olarak ele alınmış; toplumsal dönüşüm süreçlerinde kadınlar, özne olmaktan çok destekleyici bir rol içerisinde konumlandırılmıştır. Emekleri yok sayılmış, söz hakları inkâr edilmiştir. Oysa Rojava Kadın Devrimi, kadın özgürlüğünü toplumsal dönüşümün sonucu değil, başlangıç noktası olarak ele aldı. Bu anlamıyla kadın özgürlüğü, demokratik toplum inşasının ön koşulu hâline getirildi.
Abdullah Öcalan’ın “Bir toplumun özgürlük düzeyi, kadının özgürlük düzeyi ile ölçülür.” sözü bugün Rojava’da yaşamın her alanında somut karşılığını bulmaktadır. Kadın özgürlüğünü toplumsal özgürlüğün merkezine yerleştiren bu yaklaşım, kadın sorununu yalnızca bir eşitlik sorunu olarak değil, toplumsal özgürlüğün temel meselesi olarak ele almaktadır. Bu nedenle Rojava Kadın Devrimi’ni anlamak, aynı zamanda kadın özgürlük paradigmasını ve demokratik toplum anlayışını anlamaktan geçmektedir.
Tam da bu noktada Rojava’da kadınların elde ettiği kazanımları yalnızca kadın hakları başlığı altında değerlendirmek büyük bir eksikliktir. Eş başkanlık sistemiyle kadınların siyasi karar mekanizmalarının öznesi hâline gelmesi, Kongra Star öncülüğünde öz örgütlenmelerini geliştirmesi, Malên Gel gibi mekânlarda toplumsal sorunlara kadın özgürlükçü çözüm mekanizmaları oluşturması, kadın kooperatifleriyle alternatif ekonomi modelleri geliştirmesi, Jinwar ile kadın mekânlarının anlamlı inşası ve jineolojiyle erkek egemen bilgi üretimine müdahale etmesi; bunların her biri, bir kazanım olmanın ötesinde özgür toplum inşasının araçlarıdır.
Kadınların kazandığı her alan, aynı zamanda egemen sistemin yeniden üretim alanlarına yapılmış bir müdahaleyi ifade eder. Çünkü kadın özgürlüğü yalnızca kamusal alanda daha görünür olmakla sınırlı değildir. Kadınların siyasetten ekonomiye, kültürden akademiye kadar yaşamın her alanında özneleşmesi anlamına gelir. Bu anlamda Rojava Kadın Devrimi’nin en önemli kazanımlarından biri, kadınların temsil edilen konumundan çıkıp yaşamı kuran ve dönüştüren, yani özne hâline gelmesidir.
Kadınların öz savunma anlayışı ve yaklaşımı da bu toplumsal inşa sürecinin önemli ayaklarından biridir. Öz savunma kavramı çoğu zaman yalnızca silahlı mücadele üzerinden okunmaktadır. Oysa Rojava deneyimi bize öz savunmanın yaşamı savunmak anlamına geldiğini gösterdi. Kendi varlığını yalnızca silahla savaşarak savunmak değil, onun ölçü ve değerlerini belirleyerek ve toplumda bunun zihniyetini oluşturmak için mücadele vermek olduğunu da gösterdi. Kadınların kendi yaşamlarına, bedenlerine, bilgilerine ve örgütlü mücadelelerine sahip çıkması da öz savunmanın önemli bir parçasıdır. Bu anlamıyla YPJ yalnızca askerî bir kadın gücü değildir. Kadınların tarih boyunca kendilerine dayatılan savunmasızlık hâline karşı geliştirdikleri örgütlü özgürlük mücadelesinin sembollerinden biridir.
Ancak bugün tam da bu kazanımların hedef alındığını görüyoruz. Son dönemde Suriye ve Rojava’da yaşanan siyasi gelişmeler ve yeni yönetim tartışmaları içerisinde kadınların öz örgütlü yapılarının tanınmaması, YPJ’nin siyasi ve toplumsal meşruiyetinin tartışmaya açılması ve kadın kurumlarının tasfiyesine yönelik girişimler, kadınların binlerce yıllık mücadelesinin görmezden gelinmek istendiğini göstermektedir. Burada yok sayılan yalnızca bir kurum ya da bir örgütlenme modeli değil; kadın hakikati ve kadınların yaşamı yeniden örgütleme iradesidir.
Bugün jineoloji derslerinin kapatılmasına yönelik girişimler de tam da bu nedenle ele alınmalıdır. Burada mesele yalnızca bir dersin kaldırılması değildir. Kadınların bilgi üretim alanlarına müdahale edilmesi, kadın özgürlük paradigmasının akademik ve toplumsal zemininin daraltılmaya çalışılmasıdır. Bugün Rojava’daki kadın kazanımlarına yönelik müdahaleleri yalnızca siyasi gelişmeler bağlamında okumak eksik kalacaktır. Çünkü hedef alınan şey, kadınların elde ettiği birtakım haklardan çok daha fazlasıdır. Hedef alınan, kadınların özgür yaşamı inşa etme iradesidir. Kadınların öz savunma güçlerinin tanınmaması, kadın kurumlarının tasfiye edilmeye çalışılması ve jineolojiye yönelik müdahaleler bize bir kez daha göstermektedir ki kadınlar tarafından inşa edilen her toplumsal alan, aynı zamanda bir mücadele alanıdır.
Bugün Rojava Kadın Devrimi’ni ve kadın kazanımlarını konuşmak, yalnızca 19 Temmuz 2012’de başlayan bir devrimi konuşmak değildir. Kadınların özgürlüğü merkeze alındığında başka bir yaşamın mümkün olduğunu konuşmaktır. Kadınların yarattığı kurumları, bilgiyi, öz savunmayı ve örgütlü mücadeleyi konuşmaktır. Çünkü Rojava’da kadınlar yalnızca bir devrim gerçekleştirmedi, enternasyonal kadın mücadelesini de geliştirdi. Özgür yaşamın bugünden inşa edilebileceğini tüm dünyaya göstermiş oldu. Bu nedenle kadınların kazandığı yaşamı savunmak, yalnızca Rojava’yı değil, özgür ve demokratik bir toplum tahayyülünü de savunmaktır.

