Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Mezheplerin Gölgesinde Kadın Mücadelesi: İnanç, İktidar ve Kimlik

Saliha Aras Saliha Aras
5 Nisan 2026
Yazı
0
Mezheplerin Gölgesinde Kadın Mücadelesi: İnanç, İktidar ve Kimlik
0
SHARES
44
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Şiiliğin ataerkil yorumları, kadın ve erkek rollerini biyolojik determinizm üzerinden tanımlamış ve bu durum kadınların kamusal alandan dışlanmasına neden olmuştur. Kadın, doğası gereği duygusal ve yönetim mekanizmalarına uygun olmayan bir varlık olarak konumlandırılmış; bu anlayış, kadının toplumsal rolünü ev içiyle sınırlandırmıştır. Evlenme, boşanma ve velayet gibi konularda kadınların söz hakkının sınırlı olması, bu eşitsizliğin somut göstergelerindendir

Coğrafya, kültür ve kimlik inşasında belirleyici bir rol oynarken; din ve mezhepler de bu inşanın en güçlü unsurlarından biri olmuştur. Özellikle Ortadoğu coğrafyası, hem dinlerin doğuş noktası hem de bu dinlerin toplumsal, ahlaki ve politik yapıyı şekillendirdiği bir alan olarak öne çıkar. Bu süreç, çoğu zaman iktidar mekanizmalarının ataerkil bir toplum düzeni kurmasına ve bunu pekiştirmesine zemin hazırlamıştır. Dinlerin, iktidarların elinde toplumu düzenleme aracına dönüşmesi ve bireyleri katı kurallar çerçevesinde biçimlendirmesi; tarih boyunca süregelen iktidar mücadelelerini ve mezhepsel ayrışmaları beraberinde getirmiştir. Bu çalkantılı süreçte ise en ağır bedellerden birini kadınlar ödemiştir. Kimliksel ve varoluşsal olarak baskı altına alınan kadınlar, aynı zamanda bu coğrafyanın en uzun soluklu direnişinin de öznesi olmuştur.

Özellikle İran gibi çok kültürlü ve etnik çeşitliliğe sahip bir coğrafyada, Şiilik ve Sünniliğin tarihsel gelişimi ve bu mezheplerin ataerkil yorumları üzerinden toplumsal cinsiyet rollerinin inşa edilmesi; kadınların, kamusal alandan dışlanarak aile kurumuna indirgenmiştir.

Şiilik, Ortadoğu’da Sünnilikten sonra en yaygın mezheplerden biridir. Hz. Muhammed’in meclis içinde cübbesini Ali’ye giydirmesi ve halifeyi belirlemesi bilinen bir hadisedir. Buna rağmen Hz. Muhammed’in vefatından sonra ortaya çıkan liderlik tartışmaları, İslam dünyasının siyasi ve toplumsal yapısını derinden etkilemiştir. Dört Halife döneminde yaşanan çatışmalar, Ebubekir’in halife olması, sonrasında sırasıyla Ömer ve Osman’ın halife olması ve aşiret, aile çatışmaları sonucu öldürülmeleri iktidarlaşmanın tohumlarını ekmiştir. Ali’nin liderliğinin meşru olduğunu savunan kesim ile diğer gruplar arasındaki ayrışma, zamanla mezhepsel bir karakter kazanmıştır. Kısa süreliğine de olsa Ali’nin halife olması ve sonrasında öldürülmesi, kimi tartışmaları da beraberinde getirerek Şiilik ve Sünnilik ayrımının temelini oluşturmuştur.

Kerbela olayı ise bu ayrışmanın en kritik kırılma noktalarından biridir. Hz. Hüseyin’in ve beraberindekilerin öldürülmesi, Şii düşüncesinin şekillenmesinde, Şii doktrinin oluşmasında belirleyici olmuştur. Bu süreçten sonra halifeliğin Emeviler ve Abbasiler aracılığıyla devam etmesi, dinin iktidar aracı olarak kullanılmasını daha da belirgin hâle getirmiştir. Böylece mezhepler, yalnızca dini değil aynı zamanda politik ve ideolojik yapılar olarak da varlık göstermiştir. Sünnilikte İslam’ın temsilcisi halifelik iken Şiilikte bunun karşılığı imamlık olur.

Safevi Hanedanlığı ve Kaçar Hanedanlığı aile ve aşiret yapılanmaları, Şiiliğin monarşik karakterini ve örgütlenmesini daha da güçlendirir. Modern İran’ın oluşumunda önemli bir rol oynar. Şii kimliğin devlet ideolojisine dönüşmesiyle birlikte, dinî otorite ve siyasal güç iç içe geçmiştir. Bu durum, ulema sınıfının toplum üzerindeki etkisini artırmış ve toplumsal düzenin belirlenmesinde belirleyici olmuştur.

Şiiliğin ataerkil yorumları, kadın ve erkek rollerini biyolojik determinizm üzerinden tanımlamış ve bu durum kadınların kamusal alandan dışlanmasına neden olmuştur. Kadın, doğası gereği duygusal ve yönetim mekanizmalarına uygun olmayan bir varlık olarak konumlandırılmış; bu anlayış, kadının toplumsal rolünü ev içiyle sınırlandırmıştır. Evlenme, boşanma ve velayet gibi konularda kadınların söz hakkının sınırlı olması, bu eşitsizliğin somut göstergelerindendir. Kadınların başörtüsü üzerinden kontrol edilmesi de yalnızca fiziksel bir örtünme meselesi değil, aynı zamanda toplumsal bir izolasyon aracıdır. Kadın bedenine yönelik bu denetim, cinselliğe duyulan korku ve kontrol ihtiyacının bir yansımasıdır. 1979 Devrimi sonrasında zorunlu örtünme politikalarına karşı çıkan kadınlar, sistem tarafından “düşman”, “rejim karşıtı” olarak damgalanmış ve bastırılmıştır. Eğitimde cinsiyet ayrımı, erken yaşta evlilikler ve muta nikâhı gibi uygulamalar, kadınların toplumsal konumunu daha da zayıflatmıştır. Kadınlar dikiş, nakış, hemşirelik gibi feminen olarak tanımlanan meslekler içinde sınırlandırılmış, 1918’de kız çocuklarının eğitimi kabul edilmişse de Tahran Üniversitesi’ne kabul edilmeleri çok sonraları, 1939’da olmuştur.

Şiilikte kadının geleneksel rol model olması aileyle ve makul kadın olmayla ilişkilendirilir. Fatıma ve Zeyneb’in fedakârlığı ve iffeti Müslüman kadın militanın yani “rol model”in temsilcisidir. Bu kimlik oluşturma siyaseti, bu rol model kadınları çok eşlilik, mirastan eşit pay alma, boşanma hakkı gibi hak edimlerini sorgulamalarından uzak tutar. İslam’da nasıl ki biyolojik determinizm varsa, Şiilikte kadın ve erkek rollerini bu determinizme bağlamıştır. Kadınlık ve erkeklik inşasında toplumsal ve kültürel edimleri ikinci planda tutarken doğuştan gelen özellikler birinci sıradadır. Bu nedenle kadın doğuştan duygusaldır, reel düşünemediğinden yönetimde, yargıda ve kamusal alanda karar alma mekanizmasında olamazlar. Bu nedenle kamusal alandan uzak tutulur. Erkek işi üstün sayılırken kadın işleri değersiz görülür; bu da cinsler arası iş bölümü hiyerarşisi oluşturur. Kadınlar başı örtülerek aile kurumuna indirgenerek hem toplumsal hem ekonomik hem de cinsel tecride alınmıştır.

Yer yer Batı yanlısı Şah monarşisine karşı yerli ve millî protestolar küçük ölçekte ses getirse de önlerinde geniş bir planlama ve doktrin olmadığından kadınlar ve muhalifler susturulmuştur. Örneğin; İran’da yaşanan Tütün Protestosu gibi olaylar, halkın ve özellikle kadınların siyasi süreçlere katılımını göstermesi açısından önemlidir. Saray kadınları da bu protestolara destek vermiştir. Ancak bu katılım, kadınların kalıcı haklar elde etmesine çoğu zaman yetmemiştir. Nitekim Şah Rıza döneminde modernleşme söylemleriyle kadınlara bazı haklar tanınmış olsa da bu haklar kalıcı ve eşitlikçi bir yapıya dönüşememiştir. İran’da kadın hakları aktivisti olan Ghoratolein hem bir mollanın kızı hem de bir içtihadçının eşidir (Kur’an yorumcusu). Kadınların zorla kapanmalarına ve çok eşliliğe savaş açarak rejime karşı mücadele etmiştir.

Gerek Şah dönemi gerekse 1979 İslam Devrimi sürecinde kadınlar aktif rol oynamış, ancak her iki süreçte de beklentilerinin karşılığını tam anlamıyla alamamıştır. Anayasal devrim sürecinde (1905-1911) kadınlar haklarını talep etmiştir. Nitekim 1963’te referanduma katılmışlardır; bu da o referandumun çok önemli olmaması yönünden görmezden gelinmiştir. Kadınların seçme ve seçilme hakları 1967’de kabul edilmiştir.

Öte yandan ciddi bir Kürt nüfusu olan İran’da Kürtlerin varlık sorunu çok daha derindir. Humeyni, Kürtleri “yeryüzü kötülüğü” olarak nitelendirirken her türlü yok etme, inkâr ve şiddet politikalarını devreye sokmaktan geri kalmamıştır. Evin Cezaevi binlerce Kürt siyasi tutsakla doludur. Yıllardır Kürtleri varlık mücadelesinden ve her türlü rejim karşıtı isyanlardan alıkoymak için idamı kullanır.

Kürt kadınları, yalnızca cinsiyet temelli değil aynı zamanda etnik kimlikleri nedeniyle de çok katmanlı bir baskıya maruz kalmıştır. Kürt karşıtı politikalar, bu kadınların hem kimlik hem de varoluş mücadelesini derinleştirmiştir. İran’da Kürdistan eyaleti ve Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerde sansür ve baskıcı politikalar uygulanmış, sol muhalefet partileri kapatılmış ve Kürtler siyasal, kültürel, ekonomik açıdan tecrit edilmiştir. Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde etnik sebepten kaynaklı istihdam oranı çok düşüktür. Kolberler geçimlerini sürdürmek için sınır ötesine mecbur bırakılırken İran askerleri tarafından acımasızca katledilir.

Son yıllarda ise İran’da kadın hareketi yeni bir evreye girmiştir. Jina Mahsa Amini’nin ölümü sonrasında başlayan protestolar, yalnızca bir başörtüsü meselesi değil; kadınların yaşam, özgürlük ve kimlik mücadelesinin bir yansımasıdır. Bu hareket, mezheplerin ve iktidarın gölgesinde şekillenen baskı düzenine karşı güçlü bir itiraz olarak ortaya çıkmıştır. Kadınlar mollalara karşı ayaklanarak despot rejimi tüm dünyanın gözü önünde mahkûm etmeyi başarmıştır. Kürt kadınlar ulusal bilinç ve birlik mücadelesi ve örgütlenme çalışmalarıyla önümüzdeki süreçte Rojhilat’ı çok daha farklı bir dengeye kavuşturacağı, Ortadoğu’nun despotik örtüsünü üzerlerinden atmayı başaracaklarına tanıklık edeceğimiz günlerin yakın olduğunu ifade etmek istiyorum. Jin Jiyan Azadî ruhunu tüm İran’da haykıran kadınlar için kadınlık rollerinin ataerkin değil, kendilerinin varlık formuna kavuşturacağı inancı ve mottosu sarsılmaz bir iradeye kavuşacaktır. Kürt kadınlar dünyaya Jin Jiyan Azadî öğretisi ve felsefesinin yaşamın her alanında bir özsu ve özsavunma karakteri kazandıracağı bir gerçeklik olacağı kadar, ataerkil dini yapılanmaların, mezheplerin, iktidarların, kapitalist sömürü düzeninin belirlediği cinsiyet rollerini reddederek kendi özgür alanlarını yaratan kadınların saçlarını rüzgârların esintisiyle tüm evreni kuşatmalarına tanıklık edeceğiz.

Etiketler: BarışFeminizmİnançİranİran Kadın DevrimiJina Mahsa AminiKadın haklarıKadın MücadelesikimlikKürt kadın mücadelesiMezhepSavaşSayı 162
Önceki İçerik

Demokratik Ulus’ta Sanat ve Kadın

Sonraki İçerik

Egemen Sistemler ve Kadın Özgürlüğü Üzerine

Sonraki İçerik
Bireysel Olanı Kollektifleştirmek ve Erkek Yargıyı Yıkmak: Kadın Tribünali Bize Ne Anlatıyor?

Bireysel Olanı Kollektifleştirmek ve Erkek Yargıyı Yıkmak: Kadın Tribünali Bize Ne Anlatıyor?

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.