Bunlar ne anlama geliyor? Bu hegemonyanın hâkim olması için toplumların iradesiz, öz güçten yoksun, anlamdan, maneviyattan yoksun ve her şeyi yapabilecek nesne durumunda olması gerekir. Bu nedenle ahlaki-politik, ekolojik, kadın özgürlüğünü ve öncülüğünü esas alan bir hareketi ve Kürt gerçekliğini çıkarlarına uygun göremezler
Dokuz Ekim’de bir aşaması, 15 Şubat’ta ikinci aşaması gerçekleşen, hazırlığının daha öncelere dayandığının sonrasında farkına vardığımız komplonun; Kürt halkında, Özgürlük Hareketi’nde yarattığı en büyük şaşkınlık; nasıl olup da dünya egemen güçlerinin Kürtlerin başına çorap örmek için böyle birleşebildiğiydi. Bunun, Kürt gerçekliğine bakışımızla, Kürdün kendi kendine bakışıyla ilgisi vardır. Çünkü “Koca devletler, koca orduları, yüzlerce yıllık, hatta binlerce yıllık sistemler ne diye Kürt halkını, onun özgürlük mücadelesini kendileri için sakıncalı görsünler?” anlayışı bir zihniyeti ifade eder. Hem Kürtlerin kendi kendilerine bakışındaki sömürge psikolojisini ifade eder hem de egemenlere, egemenlerin jeostratejik çıkarlarına bakışı ve tarihsel sosyolojinin egemenlerin çıkarları üzerindeki etkisini algılamadaki yanılgıyı ifade eder.
Kürtlerin stratejik düşünme zayıflığı büyük oranda buraya dayanır. Tarihsel, toplumsal olarak, siyasal olarak doğru algılayamadıklarımız veya algılamayışımız, olup bitenleri öngöremememize yol açar. Bu konuda Öcalan’a, onun özgürlük çizgisine sonsuz inanan, bu konuda bedel vermeyi göze alan ardılları bile tarihsel yanılgılar yaşayabilmişlerdir. Daha 1990’ların başında Abdullah Öcalan’ın, “Dünya egemen güçleri bizi şöyle gözlemliyor, bize şu mesajı veriyor, bize şunu dayatıyor.” temelindeki tespitlerine gerçekçi ve hakikatli anlamlar verememişlerdir. Bu nedenle öylesi büyük bir oyunun Kürt varlığının etrafında örülebileceğini öngörememişlerdir. Öngöremedikleri için de buna engel olabilecek bir duruş sergileyememiş, etkili bir mücadele içine girememişlerdir. Ancak komplo gerçekleştikten, Öcalan’ın kaçırılmasıyla gün yüzüne çıktıktan sonra dehşet içinde, varoluş refleksiyle, Kürt halkının özündeki özgürlük potansiyelinin yanı sıra intihar direnci denebilecek bir şekilde direnişe geçmişlerdir. Komployu bu direnişle belli oranda yavaşlatmış, kısmen durdurabilmişlerdir. Öcalan, Şeyh Sait’ten bu yana Kürtler ve Kürtlük etrafında örülen soykırım sistemini, yine komplo için tercih edilen tarihi çözümleyerek 15 Şubat için “Kürt Soykırım Günü” dedi.
Kürt halkı ve özgürlük hareketi, komplonun 15 Şubat yüzü ile karşı karşıya kaldıktan sonra bunun arkasındaki güçleri ve oyunu adım adım görmeye, çözmeye çalıştı. Bunu da doğal olarak Öcalan’ın; tarihsel, siyasal, sistemsel tahlillerini takip ederek geliştirdi.
Kapitalist modernite şahsında ifadesini bulan dünya egemen sistemi yapısal bir kriz yaşamaktaydı. Bunun çözümünü de kendini ekonomik ve siyasal çıkarları, hükmetme gücü temelinde yeniden yapılandırmada görmekteydi. Çıkarları bir ülkenin veya salt bir avuç egemen zümrenin dizaynı ile ilgili olmadığına göre dünyayı dizayn edeceklerdi. Batı merkezli konumlanan ve şekillenen kapitalist dünya hegemonyası, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi Üçüncü Dünya Savaşı’nda da dizaynını genelde Doğu, özelde Ortadoğu olarak tanımladığı saha üzerinde geliştirecekti. Ve bunun merkezinde, dört devletin sömürgesi durumunda olan ve dört parçada da statüsüz bırakılan Kürdistan vardı. 1990’larda BOP böyle ortaya çıktı.
Sovyetler Birliği’nin içten çöküşü, reel sosyalist bloğun dağılması, yeni enerji yolları ihtiyacı, ulus-devletin hegemonal çıkarlarının engel duruma gelmesi bu süreci tetikledi. Zaten Birinci ve İkinci Dünya Paylaşım Savaşı’nda tam amacına ulaşmamış, birinde Sovyetlerin kuruluşuyla, diğerinde gelişen ulusal kurtuluş hareketlerinin ve sosyalist bloğun direnişi ile sınırlanmıştı. Hegemonik çıkar şebekesi bu kez nihayete ermeyi amaçlıyordu.
Başını ABD ve İngiltere’nin çektiği hegemonik güç, Körfez Savaşı’yla ilk çıkışı yaptırdı. Orta Doğu’da hegemonyayı temsil eden, onun jandarması durumunda olan İsrail çıkarları etrafında örülecek bir dizayn. Hangi ulus devletler kırılacak veya ortadan kaldırılacak? Hangileri hizaya getirilecek, hangilerine proto-İsrail rolü verilecekti? BOP bunun projesiydi. Dünya ve bölge devletleri ya bu projeye katılma ve tabi olma temelinde çıkar ortaklığına alınıyor ya da karşı çıkamaz tarzda çembere alınıyorlardı. Tüm güç dengeleri buna göre ele alınıyor ve değerlendiriliyordu. Dünya egemen çıkarlara göre yeniden parçalanıp bölünecek, toplumsal direnç odakları kırılacak, her türlü kullanıma açık lümpen, katil çeteler üretilecekti.
Kürdistan, Kürt halkı ve özgürlük hareketi nasıl bir yerdeydi ki bu çıkar anaforu içinde egemenlerin hegemonik amaçlarına engel olarak görülmekteydi? Kürt halkının jeostratejik, tarihsel sosyolojik durumu, siyasal durumu bu saldırılara gerekçe oluşturuyordu. Önce markaja, sonra hedefe alındı. Şüphesiz burada Kürt halkının yüz yıllık statüsüzlüğü temel rol oynadı. Kürtleri bir güç ve denge unsuru olarak görme yerine, yüzyıldır çatıştırma, zayıflatma ve denetime alma aracı olarak ele alınmıştı. Kürtleri tekrar böyle kullanmak isteyecekleri açıktı. Geçmişte nasıl ki İran’la anlaşınca Mahabat Kürt Cumhuriyeti’ni İran rejiminin saldırı ve katliamına sundularsa, 90’da Saddam’a karşı Kürtleri isyana çağırma, sonra da Baas rejiminin saldırıları altında bırakma da bu politikanın gereğiydi.
Ama bu kez oyun bozucu veya ayrıksı olarak gördükleri bir Kürt gerçekliği vardı. O da özgürlük hareketi ve onun önderiydi.
Aslında yüz yıldır statüsüz bırakılmış olan Kürt halkı yine de onlar için engel olarak görülmeyebilirdi. Hatta çıkarları için daha da araçsallaştırmak isteyecekleri bir korumasızlık durumu söz konusuydu Kürtler açısından. Fakat Özgürlük Hareketi ve onun çizgisini belirleyen Önderlik gerçeği bu çıkarlara engel olabilecek bir gelişim çizgisi arz etmekteydi. Bu nedenle Özgürlük Hareketi’nin tasfiyesi, bunun da Öcalan şahsında gerçekleştirilmesi hedeflendi.
Körfez Savaşı’nda Saddam devrilmiş olsa belki de Kürtler, Özgürlük Hareketi için güçlenme zemini bulacak, kendilerini daha çok koruyabileceklerdi. Bu nedenle Saddam’ın tasfiyesi 15 Şubat sonrasına ertelendi. 9 Ekim’le startı verilen tasfiye hareketi o kadar önemsenmişti ki dünya düzeyinde tüm güçler bir biçimde bunun parçası kılındı. Tarafı olmayanların da eli kolu bağlandı. Bu nedenle uluslararası komploda sadece Kürtlere düşmanlık yapanlar değil, dost olduklarını iddia edenler de rol oynadı ve “sahte dostlar” pozisyonuna düştüler. Komployu öngörememe, tedbir alamama, zayıflıklarıyla Önderliğin hedef hâline gelmesine neden olma boyutuyla “yetmez yoldaşlar” gerçeği de farklı bir değerlendirme boyutu olarak rol oynadı.
Kürt halkı ve Özgürlük Hareketi komplonun pratikleşmesiyle yüz yüze kalınca tehlikeyi, amaçlananı belli oranda gördü ve Kürdistan’ın dört yanında, dünyanın dört bir yanında direnişe geçti. Bu direniş ve Önderliğin öngörülemeyen kendi tutumu, komplonun nihai amacına varmasını belli oranda engelledi. Bahçeli’nin belirttiği gibi devlet aklı da komployu nihayete vardırmanın, Önderliği imha etmenin ne kadar çıkarlarına olduğunu düşünmek zorunda kaldı. Bu konuda Kürt halkının ve Özgürlük Hareketi’nin uzun süre yaşadığı bir yanılgı, küresel hegemon güçlere karşı yeterince tedbirli olamamasına yol açmıştır ki bu da ayrıca derinlikli çözümlenmesi gereken bir konudur. Hegemon güçlerin birleştiği, dışında kalan herkesin de elini kolunu bağladığı komployu, Kürt halkının ve Özgürlük Hareketi’nin direnişiyle durdurabilecek kudrette olduğu kanıtlanmıştır.
Komplo, 3’üncü Dünya Savaşı’yla bağlantılı geliştirildiğinden 27 yıl sonra da geçerliliğini sürdürmektedir. Yaşananlar, 3’üncü Dünya Savaşı’ndaki çıkar çatışması, çıkar ortaklıkları, iş birlikleri ve bu eksendeki çok boyutlu tezgâhlarla ilgilidir. Bugün bazı dengeler değişim arz etmektedir. Geçmişte Rusya, İran, Suriye vardı. Farklı etki düzeyleri söz konusuydu. Şimdi Rusya ve İran büyük oranda güçten düşürülmüş durumda. Suriye, hegemon güçlerin, özelde ABD ve İngiltere’nin kendi yaratımı ve yetiştirmesi olan HTŞ-DAİŞ denetiminde tutulmak isteniyor. Fransa, Birinci Dünya Savaşı’ndan kalan emellerini Suriye üzerinden gerçekleştirmek istiyor.
Halep’e saldırıyla başlayan Rojava saldırıları, 3’üncü Dünya Savaşı’nın karakterini, komplocu hegemon güçlerin dünya egemenlik çizgisini daha çok açığa vurdu.
Kapitalist modernitenin yapısal krizi sistemi tepeden tırnağa yozlaştırmıştır. Dahası yozlaştırarak hâkim olma, yönetme dışında bir çözüm perspektifi kalmamıştır. Bu nedenle normalleşme, normalize olma, istikrarlı sistem oluşturma gibi amaç da imkân da yoktur. Kendi çıkarlarını kriz ve kronik çatışmalara dayandırma yaklaşımı mevcuttur. Yozlaştırdığı gibi yozlaşan sistemin daha gerçek ve derin yüzü, yerle bir edilen Gazze yıkıntıları üzerinde verilmiş Trump’ın Havai pozudur. Son günlerde basına yansıyan Epstein davası, dünya egemenliğini nasıl bir zihniyetin, nasıl yozlaşmış bir ruhun elinde tuttuğunun açık ifşasıdır. Bu saldırının hedefinde öncelikle kadın vardır. Dehşet saçan vahşiyane saldırganlığı sadece göstermiyor, gözlerimize sokuyor. Belki bu da yozlaştırma operasyonunun bir parçasıdır. Farkında olmakta fayda vardır.
Bunlar ne anlama geliyor? Bu hegemonyanın hâkim olması için toplumların iradesiz, öz güçten yoksun, anlamdan, maneviyattan yoksun ve her şeyi yapabilecek nesne durumunda olması gerekir. Bu nedenle ahlaki-politik, ekolojik, kadın özgürlüğünü ve öncülüğünü esas alan bir hareketi ve Kürt gerçekliğini çıkarlarına uygun göremezler. Bu Kürdü Haşdi Şabi ile çatıştıramadıkları, başka halklara saldırtamadıkları, yozlaştıramadıkları için komploya devam kararı aldılar.
5-6 Ocak’ta Paris’te toplandılar. Türkiye ve İsrail anlaştı. Şam’a kadar İsrail’in güvenliğini sağlamaya karşılık Rojava’ya saldırı ve Rojava şahsında Kürt özgürlük çizgisini kırma harekâtı planlandı. Bu operasyon insana, “Kerkük ve Musul’a karşılık Kürt soykırımı ve statüsüzlüğü” tarzındaki kastî, katil anlaşmasını hatırlatmıyor mu? ABD, Trump ve Barack’ın ağzından niyetini açıkça beyan etti. Demek ki Kürtleri kıracaklarından bu kadar emindiler. Yani düşmanlık ve soykırımcılık düzeyini görmek gerekir. Asla durma veya imhadan vazgeçme niyetinde değillerdi. Saldırının sürdüğü ve dünyanın sessiz kaldığı o birkaç gün aslında komplonun hâkim hükmünün ve dünyanın acınası, vahim durumunun göstergesiydi. Kürtler bir kez daha yalnız olduklarını, var olan dostlarının da hâlen oldukça güçsüz olduğunu gördüler.
Kürt halkı, Kürdistan’ın dört parçasında ve dünyanın dört bir yanında tehlikeyi olanca yakıcılığıyla hissetti. Direniş, 15 Şubat sürecinden daha da fazla ulusallaştı ve Rojava’nın savunmasına kenetlendi. Çünkü Kürt halkının özgürlüğünden yana olan herkes hissetti ve anladı ki Rojava düşerse Başur yaşatılmaz, Bakur’daki çökertme planı sonuca götürülür, Rojhılat’ta tüm bedellere rağmen hiçbir hak elde edilemez.
“Rojava dil e” diyen Süleymaniyeli küçük kız çocuğu Kürt olarak, kadın olarak, insan olarak özgür geleceği için direndiğini tanımlayamayabilir ama halkından ve tarihinden doğru duyumsadığı budur. Tüm bu saldırıların arkasında 15 Şubat komplosunun yattığını tespit edip tanımlayamayabilir ama direniş kadar Kürt halkı üzerindeki imha, saldırı ve komplonun da bütün olduğu anlaşılmıştır. Şimdi ulusal birliği oluşturma ve kalıcı kılma zamanıdır. Bu birlik en hızlı ve güçlü şekilde, Kürt kadınlar öncülüğünde gerçekleşebilir. Sırtımızdaki hançeri çıkarıp tarihin çöplüğüne atma zamanıdır.

