Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Deprem Suçları, Cezasızlık ve Bitmeyen Yıkım

Esra Çiftçi Esra Çiftçi
8 Şubat 2026
Yazı
0
Deprem Suçları, Cezasızlık ve Bitmeyen Yıkım

Kazım Kızıl

0
SHARES
18
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Deprem davalarının önemli bir kısmında tutukluluk sürelerinin kısa tutulması, sanıkların hızla adli kontrolle serbest bırakılması ve davaların yıllara yayılması kamuoyunda güçlü bir adalet duygusu yaratmadı. Dosyaların farklı illere dağıtılması, bilirkişi raporları arasındaki çelişkiler ve akademik uyarıların dikkate alınmaması, yargılamaların bütünlüklü bir yüzleşmeye dönüşmesini engelledi

6 Şubat 2023 sabahı Türkiye yalnızca büyük bir depremle değil; yıllardır biriken ihmallerin, eşitsizliklerin ve hukuksuzlukların aynı anda açığa çıktığı tarihsel bir kırılmayla karşı karşıya kaldı. Maraş merkezli depremler, doğa olayının ötesine geçen bir yıkımı ortaya çıkardı. On binlerce insanın yaşamını yitirmesi, yüz binlercesinin yerinden edilmesi ve kentlerin harabeye dönmesi, bu felaketin “olağan” ya da “kaçınılmaz” kavramlarıyla açıklanamayacağını açık biçimde gösterdi. Ortaya çıkan tablo, siyasal kararlarla şekillenmiş, göz göre göre büyütülmüş bir toplumsal çöküşe işaret etti.

Depremin ardından ortaya saçılan manzara yalnızca yıkılan yapıları değil; çöken bir kamu yönetimi anlayışını, işlevsizleşmiş denetim mekanizmalarını ve sınırları çizilmiş bir adalet sistemini de görünür kıldı. Bugün gelinen noktada asıl mesele, yıkımın büyüklüğünden çok, bu yıkımı mümkün kılan koşullarla gerçek bir hesaplaşmanın hâlâ yapılamamış olmasıdır. Enkaz kaldırıldı; fakat sorumluluk yerinde duruyor.

Doğal Afet Söylemi ve Sorumluluğun Perdelenmesi

Deprem bu coğrafyanın değişmeyen bir gerçeğidir. Ancak hangi depremin afete dönüşeceğini belirleyen şey yer kabuğu değil, insan eliyle kurulan sistemdir. Fay hatları üzerinde yükselen plansız yapılar, defalarca çıkarılan imar afları, bilimsel uyarıların siyasal ve ekonomik gerekçelerle görmezden gelinmesi, kamu gücünün piyasaya devredilmesi felaketin esas belirleyicileridir. Bu nedenle yaşanan can kayıpları yalnızca jeolojik bir sarsıntının sonucu değildir; bilinen risklere rağmen alınmayan önlemlerin, ertelenen denetimlerin ve bilinçli tercihlerle kurulan rant düzeninin ürünüdür.

Hukuki açıdan bakıldığında bu tablo, “kaçınılmaz bir afet” değil; öngörülebilir, önlenebilir ve engellenmediği için gerçekleşmiş bir toplu ölüm pratiğidir. Buna rağmen siyasal söylem, sorumluluğu doğaya havale ederek insan iradesini görünmez kılmaya devam etti. Böylece felaket, yönetilmesi gereken bir kamu suçu olmaktan çıkarılıp yazgıya dönüştürüldü.

Deprem sonrasında çok sayıda ceza soruşturması başlatıldı. Müteahhitler, yapı sahipleri, şantiye şefleri ve bazı teknik personeller yargı önüne çıkarıldı. Ancak açılan dosyaların büyük bölümünde ortak bir eğilim dikkat çekti: Sorumluluk, yapıyı fiilen inşa eden birkaç kişiyle sınırlandırıldı.

Oysa yapı üretim süreci, tekil aktörlerin ötesinde çok katmanlı bir kamu faaliyetidir. Ruhsat veren belediyeler, yapı denetim firmaları, projeleri onaylayan idareler, imar mevzuatını defalarca değiştiren siyasal karar vericiler bu zincirin ayrılmaz parçalarıdır. Buna rağmen kamu görevlilerinin yargılanması çoğu dosyada izin mekanizmalarına takıldı ya da baştan sistem dışına itildi.

Ceza yargılamalarında sıklıkla “bilinçli taksir” sınırında kalan değerlendirmeler yapıldı. Olası kast tartışmaları ise istisnai dosyalarla sınırlı tutuldu. Bu yaklaşım, yaşanan yıkımın sistematik karakterini perdeleyerek felaketi bireysel hatalar toplamına indirgedi.

Yargı Pratiği ve Cezasızlığın Kurumsallaşması

Deprem davalarının önemli bir kısmında tutukluluk sürelerinin kısa tutulması, sanıkların hızla adli kontrolle serbest bırakılması ve davaların yıllara yayılması kamuoyunda güçlü bir adalet duygusu yaratmadı. Dosyaların farklı illere dağıtılması, bilirkişi raporları arasındaki çelişkiler ve akademik uyarıların dikkate alınmaması, yargılamaların bütünlüklü bir yüzleşmeye dönüşmesini engelledi.

Bu tablo, Türkiye’de uzun süredir var olan cezasızlık pratiğinin deprem davalarında da sürdüğünü ortaya koydu. Büyük toplumsal yıkımlarda sorumluluğun parçalanması, failin küçültülmesi ve devletin kendisini korunaklı bir alana çekmesi artık istisna değil, yerleşik bir refleks hâline geldi.

Ceza yargılamalarının yanı sıra idari yargıda açılan binlerce tazminat davası, depremzedelerin adalet arayışının başka bir boyutunu oluşturdu. Yakınlarını, evlerini ve yaşamlarını kaybeden yurttaşlar, idarenin kusuru nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebiyle mahkemelere başvurdu. Ancak bu alanda da süreçler son derece ağır ilerledi. Bilirkişi raporlarında idarenin sorumluluğunun tali bir unsur olarak değerlendirilmesi, tazminat hukukunu gerçek bir onarım mekanizması olmaktan uzaklaştırdı. Adalet, zamana yayılan bir bekleyişe dönüştü.

Kayıplar, Kimliksiz Cenazeler ve Hukuksal Boşluk

Deprem sonrası en ağır sorunlardan biri de kayıplar meselesi oldu. Aradan geçen zamana rağmen kimliği tespit edilemeyen cenazeler, akıbeti netleşmeyen kişiler ve kayıp çocuklara ilişkin başvurular tam anlamıyla sonuçlandırılabilmiş değil.

Bir ölümün resmî kayıtlara geçmemesi yalnızca teknik bir eksiklik değildir. Bu belirsizlik, miras hukukundan sosyal güvenlik haklarına, yas tutma süreçlerinden ceza soruşturmalarına kadar pek çok alanı doğrudan etkiler. Kayıp çocuklar meselesi ise insan hakları açısından en hassas başlıklardan biri olarak, şeffaf ve denetlenebilir bir süreci zorunlu kılmaktadır.

Barınma Krizi ve Geçiciliğin Kalıcıya Dönüşmesi

Deprem sonrası barınma ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulan konteyner kentler, başlangıçta geçici bir çözüm olarak sunuldu. Ancak zaman içinde bu alanlar binlerce insan için kalıcı yaşam alanlarına dönüştü. Konteynerlerde süren yaşam yalnızca fiziksel koşullar açısından değil; psikolojik ve toplumsal etkileriyle de derin sorunlar barındırıyor.

Sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan güçlükler, çocukların düzenli eğitime ulaşamaması, kadınlar ve yaşlılar için artan bakım yükü, barınma krizinin çok katmanlı sonuçlarını ortaya koyuyor. Yeni yapılan konutların kent merkezlerinden kopukluğu, altyapı eksiklikleri ve ekonomik belirsizlikler, “yuva” duygusunun yeniden kurulmasını zorlaştırıyor.

Depremin etkileri yıkılan binalarla sınırlı kalmadı. Süreklilik kazanan inşaat faaliyetleri, gürültü, toz, trafik kazaları ve işçi ölümleri travmanın her gün yeniden üretilmesine neden oluyor. Çocuklar eğitimden kopma ve erken yaşta çalışma riskiyle karşı karşıya kalırken; gençler arasında umutsuzluk ve bağımlılık yaygınlaşıyor. Kadınlar ise artan bakım sorumluluğu ve güvencesiz emek koşulları altında daha ağır bir yük taşıyor.

Toplumsal Bağların Dağılması ve Yeni Yalnızlık

Depremin ilk günlerinde ortaya çıkan güçlü dayanışma ağları zamanla yerini yalnızlığa, öfkeye ve güvensizliğe bıraktı. Mekânsal yıkımla birlikte mahalle ilişkileri dağıldı, komşuluk bağları çözüldü. Bu çözülme, toplumsal iyileşmenin önündeki en görünmez ama en derin engellerden biri hâline geldi.

Kentlerin “hızlı inşaat” anlayışıyla yeniden kurulması, yaşam alanlarının sosyal dokusunu yok saydı. Beton yükseldi; ancak aidiyet duygusu aynı hızla inşa edilemedi. Yeni kentler, insanların kendilerini güvende ve ait hissedebileceği mekânlar üretmekte yetersiz kaldı.

Deprem suçlarının etkin biçimde yargılanmaması yalnızca geçmişe dair bir adaletsizlik değil; hesap sorulmayan her ihmal, gelecekte yaşanacak felaketlerin altyapısını güçlendirir. Bugün hâlâ aynı anlayışla yükselen yapılar, benzer sonuçların yeniden yaşanabileceğine dair güçlü bir uyarı niteliği taşımaktadır.

Yarım Kalan Adalet

Depremin üzerinden geçen zamana rağmen adalet duygusu onarılabilmiş değil. Çünkü adalet yalnızca mahkeme salonlarında verilen kararlarla değil; sorumluluğun bütünlüklü biçimde kabul edilmesiyle mümkündür. Enkaz altından çıkarılamayan yalnızca bedenler değil; hesaplaşılmamış bir sistemdir.

Gerçek bir yüzleşme olmadan kentler yeniden inşa edilse bile toplum iyileşemez. Deprem bir kez daha göstermiştir ki yaşam hakkını korumak, yalnızca doğaya karşı değil; ihmale, ranta ve cezasızlığa karşı da mücadele etmeyi gerektirir.

Bu ülke için asıl eşik, depremin kaçıncı yılına girildiği değil; felaketin bir kamu suçu olarak tanınıp tanınmadığıdır. Bugün hâlâ geçici barınaklarda yaşamaya zorlananlar, hâlâ kaybının yasını tutamayanlar ve hâlâ bir mahkeme kapısında bekleyenler şunu açıkça söylüyor: Yıkım sona ermedi, yalnızca biçim değiştirdi. Betonun yerini belirsizlik, enkazın yerini sessizlik aldı.

Devletin afet karşısındaki sorumluluğu yalnızca müdahale etmek değil; nedenleri açığa çıkarmak, sonuçları üstlenmek ve bir daha yaşanmaması için toplumu karar süreçlerine dâhil etmektir. Aksi hâlde her anma, her rapor ve her yeni proje yalnızca zamanı erteleyen bir gösteriye dönüşür. Oysa toplumun ihtiyacı teselli değil; güven, açıklık ve hesap verebilirliktir.

Toplumsal hafıza yalnızca hatırlamakla değil, yüzleşmekle korunur. Yüzleşilmeyen her felaket geleceğe devredilen bir yük olarak kalır. Bu yük hafifletilmedikçe, yeni kentler kurulsa bile ortak yaşam onarılamaz. Çünkü adaletin olmadığı yerde yeniden inşa değil; yalnızca üst üste yığılmış sessizlikler vardır.

Etiketler: 6 Şubat Depremiadaletadaletsizlikafet yönetimiDepremDeprem SuçlarıDeprem ve SuçlularKanunMücadeleSayı 154Yasalar
Önceki İçerik

Rojava Bağlamında Son Saldırılar ve Kadın Devrimi

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.