Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

‘Ailem Güvende’ Adına Kurulan Kuşatma

Derya Aslan Derya Aslan
27 Eylül 2026
Yazı
0
‘Ailem Güvende’ Adına Kurulan Kuşatma
0
SHARES
7
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Özgürlük, başkasının vereceği bir lütuf değil, örgütlü toplumun kendi mücadelesiyle kazandığı bir alandır. Bu nedenle kadınların örgütlenmesini yalnızca kadınların meselesi olarak görmüyoruz: Kadının susturulduğu, örgütlenmesinin engellendiği, dilinin ve kimliğinin bastırıldığı bir toplum özgür değildir. Kadın özgürlüğünü sonraya erteleyen hiçbir toplumsal dönüşüm, gerçek bir dönüşüm olamaz

Biz kadınlar, “aileyi koruma” adı altında sürdürülen tartışmalara yalnızca bugünün politik atmosferinden bakmıyoruz. Çünkü kadınların yaşamına yönelik müdahalelerin dili değişse de özü değişmiyor. Dün “ahlak”, “gelenek” ve “namus” denilerek çizilen sınırlar, bugün “güvenlik”, “toplum” ve “aile” söylemleriyle yeniden üretiliyor. Kavramlar değişiyor; kadın üzerinde kurulmak istenen denetim ise sürekliliğini koruyor. “Ailem Güvende” adıyla yürütülen son operasyonlar da bu sürekliliğin bugünkü halkalarından biri. Bu yüzden sormamız gereken ilk soru şu: Kimin ailesi, kime karşı güvende?

Bu süreklilik, kadının yaşamını kendi belirlediği sınırlar içinde tutmak için her dönem yeni araçlar yaratan erkek egemen sistemden besleniyor. Bu sistem kadının bedeni, emeği, kimliği, dili ve yaşam tercihleri üzerinde söz sahibi olmaya çalışıyor. Kadını aile içinde tanımlamakla kalmıyor; toplumsal yaşamda da onu korunması ve denetlenmesi gereken biri olarak konumlandırıyor. Kadının nasıl var olacağına kadın değil, başkaları karar veriyor.

Dolayısıyla bugün tartışmamız gereken yalnızca “aile” değil, kadınların kendi yaşamları üzerindeki iradesidir. Kadın adına konuşan, kadın adına karar veren ve kadınların kendi sözünü kurduğu alanları daraltan her yaklaşım, erkek egemen sistemin kendini yeniden üretme biçimlerinden biridir.

Bu yaklaşımın en önemli hedeflerinden biri, kadınların örgütlü gücü ve mücadelesidir. Çünkü kadınlar örgütlendiğinde kendi yaşamlarına dair söz söylemekle kalmaz, kendilerine dayatılan toplumsal düzeni de sorgulamaya başlar. Örgütlenmek; yaşadıklarımızı paylaşmak, dayanışma kurmak ve kişisel deneyimleri ortak bir hafızaya ve mücadeleye dönüştürmektir. Kadınların örgütlenme alanları daraltıldığında yalnızca kurumlar hedef alınmaz; kadınların birbirine ulaşma ve toplumsal dönüşümün öznesi olma imkânı da zayıflatılır. Bu nedenle örgütlenme hakkı, kadın özgürlüğünün tali bir başlığı değil, kadınların kendi yaşamları üzerinde söz ve karar sahibi olmasının temel koşuludur.

Örgütlenme Hakkımıza Yönelik Kuşatma

Son dönemde yaşananlar, bu müdahalenin nasıl somutlaştığını açıkça gösteriyor. Kadın hareketinin kriminalize edilmesi, kadın kurumlarının ve aktivistlerin soruşturmalarla karşı karşıya bırakılması, doğrudan örgütlenme hakkını hedef alan bir baskı politikasıdır.

2026 yılında TJA aktivisti Ayşe Gökkan hakkında verilen toplam 19 yıl 6 aylık hapis cezası bu açıdan önemli bir örnektir. Gökkan’ın avukatı, kararın kadın örgütlenmesini kriminalize ettiği ve örgütlenme hakkını ihlal ettiği değerlendirmesinde bulundu. Bu dava, kadınların kendi politik sözünü ve örgütlü iradesini kurmasının nasıl yargısal baskı alanına çekilebildiğini gösteriyor.

“Ailem Güvende” adı altında yürütülen son operasyonlarda da dernekler, aktivistler ve farklı toplumsal kesimlerin örgütlü yapıları hedef alındı; gözaltı, tutuklama, arama ve erişim engeli gibi araçlar birlikte kullanıldı. 15 Eylül’de operasyonları protesto eden 100’ün üzerinde kişinin gözaltına alındığı, İstanbul’da gözaltına alınan 37 kişiden 20’sinin tutuklandığı TİHV tarafından raporlandı. Aynı süreçte aralarında Kadın Koalisyonu ve Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun da bulunduğu çok sayıda sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiği bildirildi.

Bu gelişmeler birbirinden kopuk olaylar değil. Operasyonların ilk hedefi LGBTİ+ dernekleri oldu; ardından kadın örgütleri, gazeteciler ve hak savunucuları da aynı kuşatmanın içine alındı. Hedef alınan tek bir kurum, tek bir aktivist ya da tek bir sosyal medya hesabı değil; kadınların ve toplumun söz söyleyebildiği, örgütlenebildiği ve dayanışabildiği her alan. O halde bir derneğe ya da belirli bir toplumsal kesime yönelik baskı karşısında “Onlar kim, bu bizi ilgilendirir mi?” diye sormak yetmez. Asıl soru şudur: Yarın aynı yöntem bizim kapımıza dayandığında elimizde hangi hak, hangi hukuk ve hangi örgütlü dayanışma kalacak?

Kürt Kadınları İçin Katmanlanan Baskı

Bu kuşatma bütün kadınlar tarafından aynı biçimde yaşanmıyor. Kürt kadınlar için özgürlük mücadelesi, dil ve kimlik mücadelesinden ayrı düşünülemez. Anadilinde konuşmak, kimliğiyle var olmak ve örgütlenmek birbirinden kopuk talepler değil; aynı özgürlük mücadelesinin parçalarıdır. Devletin tekçi ve güvenlikçi politikaları erkek egemenliğiyle iç içe geçtiği için Kürt kadınların dili, kimliği ve örgütlü iradesi aynı anda hedef alınıyor.

Bu iç içe geçmenin kökleri derindir. Devletin “makbul vatandaş” anlayışı hiçbir zaman yalnızca siyasi görüşle ilgili olmadı. Devlet, yurttaşın hangi dili konuşacağından nasıl bir aile kuracağına, nasıl yaşayacağına kadar geniş bir alanda toplumu biçimlendirmek istedi. Kürt olmak başlı başına bir mücadele alanına dönüştürüldü; Kürt kadın olmak ise bu baskının farklı katmanlarını aynı anda yaşamak demekti. Bir yandan halk olarak inkâr ve imha politikalarıyla karşı karşıya kaldık, öte yandan erkek egemen toplumsal ilişkilerin sınırları içinde yaşamaya zorlandık.

Bu politikaların kadınların gündelik yaşamındaki karşılığı somuttur. 2016’dan sonra kayyum atanan belediyelere bağlı 43 kadın merkezi kapatıldı. Bu merkezlerle birlikte, erkek şiddetine maruz bırakılan kadınların kendi dillerinde destek ve dayanışma bulabildiği alanlar da ortadan kaldırıldı. İstanbul’da 40 belediyeyi kapsayan izleme çalışmamız da aynı tabloyu gösteriyor: Kentteki 59 kadın merkezinden yalnızca ikisinde Kürtçe destek hattı var; anadilde destek kurumsallaşmamış, büyük ölçüde bireysel çabalara dayanıyor.

Bu katmanlı baskı nedeniyle Kürt kadın özgürlük mücadelesi hiçbir zaman “kadınlara birkaç hak daha verilmesi” talebiyle sınırlı kalmadı. Biz daha köklü bir şeyi sorguladık: Kadının nasıl yaşayacağına, nasıl mücadele edeceğine ve toplumsal yaşamda nasıl özne olacağına kimin karar verdiğini.

Bugün de bu sorgulamayı sürdürüyoruz. Baskıya karşı yanıtımız, öz savunmamızı ve öz örgütlülüğümüzü güçlendirmektir. Onlarca yıllık mücadeleden devraldığımız birikimi bugünün koşullarında yeniden üretiyor, dayanışma ağlarımızı genişletiyor, yeni mücadele alanları yaratıyoruz. Çünkü bizim için örgütlenme, var olan alanları korumakla sınırlı değil; özgür bir yaşamı kurmanın temelidir.

Bütün bu deneyimin ışığında, “Ailem Güvende” adı altında kurulan kuşatmayı salt aile politikaları üzerinden okuyamayız. Bu söylem, kadınların yaşamını, kimliğini ve örgütlü iradesini belirlemeye yönelen daha geniş bir erkek egemen devlet zihniyetinin parçasıdır. Biz kadınlar korunması gereken nesneler değil, kendi yaşamımızın ve toplumun özneleriyiz. Bize biçilen sınırların içinde güvenlik aramıyor; özgürlüğümüzü, öz gücümüzü ve örgütlü irademizi büyütüyoruz.

Bu mücadelede şunu öğrendik: Özgürlük, başkasının vereceği bir lütuf değil, örgütlü toplumun kendi mücadelesiyle kazandığı bir alandır. Bu nedenle kadınların örgütlenmesini yalnızca kadınların meselesi olarak görmüyoruz: Kadının susturulduğu, örgütlenmesinin engellendiği, dilinin ve kimliğinin bastırıldığı bir toplum özgür değildir. Kadın özgürlüğünü sonraya erteleyen hiçbir toplumsal dönüşüm, gerçek bir dönüşüm olamaz.

Baştaki soruya dönersek: Yarın aynı yöntem kapımıza dayandığında elimizde ne kalacak? Cevabını biliyoruz: Örgütlü değilsek yalnızız. Dayanışmıyorsak savunmasızız. Hakları birbirinden ayırıyorsak hepimiz daha zayıfız. Kadın hareketinin yıllardır söylediği söz bugün de geçerli: Kadın özgürlüğü toplumun özgürlüğünden, toplumun özgürlüğü örgütlenme özgürlüğünden, örgütlenme özgürlüğü de insan haklarından ayrı değildir. İnsan hakları ise kimsenin kimliğine, düşüncesine ya da yaşam biçimine göre bölünemez.

“Aile” adına kurulan kuşatmaya karşı sözümüz açık: Sorguladığımız aile değil baskı, toplum değil tahakküm; güvenlik değil, özgürlüğü tehdit eden anlayıştır. Bunu kendimiz için olduğu kadar herkes için yapacağız. Çünkü yalnızca kendisi için istenen özgürlük eksik kalır; gerçek özgürlük, başkasının hakkını da kendi hakkın kadar savunabildiğin yerde başlar.

Mücadelemiz, kuşatmaya direnmenin ötesinde, kadınların kendi sözünü kurduğu, kendi yaşamı üzerinde karar verdiği ve toplumsal yaşamın kuruluşuna örgütlü iradesiyle katıldığı demokratik toplumu birlikte kurma mücadelesidir. Kadınlar olarak buna inanıyoruz ve biliyoruz ki özgür bir geleceği bize kimse hazır vermeyecek. Onu kadınların, halkların, emekçilerin, gençlerin ve bütün ezilenlerin ortak mücadelesiyle kuracağız.

Korkuyla değil, örgütlenerek.

Yalnızlıkla değil, dayanışmayla.

İtaatle değil, özgür iradeyle.

Baskıyla değil, demokratik toplumla.

Etiketler: AileAile içi şiddetAilem GüvendeKadın haklarıKadın MücadelesiMücadele ve DirenişSayı 187
Önceki İçerik

Kadının Nafaka Hakkına Yönelik Tutum ve Tartışmalar

Sonraki İçerik

Okulda Ne Öğretiyoruz? İtaat, Ayrımcılık ve Özgürlük Mücadelesi

Sonraki İçerik
Nafaka Bir Lütuf Değil, Kadınların ve Çocukların Hakkıdır

Nafaka Bir Lütuf Değil, Kadınların ve Çocukların Hakkıdır

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.