FARC mücadeleyi bırakmıyor ama mücadele biçimini dönüştürüyor. DDR konsepti bu gerçeğin üstünü kapatıyor. FARC ayrıca bireysel yeniden entegrasyon modelinin müdahaleci olduğunu ve eski gerillaları devlete bağımlı kılacağı uyarısında bulundu. Dolayısıyla silahlı mücadeleyi bırakan gerillaların kolektif bir şekilde sivil yaşama geçişini sağlayacak kolektif bir yeniden entegrasyon sürecinin olması gerektiğini savunuyor
1990’lı yıllarda Afganistan, Yugoslavya, Kuzey İrlanda, Kolombiya veya Filistin gibi ülkelerdeki çatışma çözüm süreçleri ile birlikte, uluslararası düzeyde bu süreçleri standartlaştırmaya dönük çabalar da geliştirilmeye başladı. Zira 1990’dan bu yana 150’yi aşkın çatışma çözüm süreci kapsamında 1800’den fazla resmî anlaşma imzalanmıştır. Özellikle Birleşmiş Milletler, 2000’lerden itibaren barış süreçlerini standartlaştırmak ve belirli aşamalarını kategorize etmek için öne çıktı. Bunun sonucu olarak kısaltılışı DDR olan Silahsızlanma-Terhis-Yeniden Entegrasyon (Disarmament-Demobilisation-Reintegration) konsepti, devlet dışı silahlı güçlerin sivil hayata geçişini ele almanın standart bir yolu hâline getirildi. Buna göre eski savaşçılar silahlarını teslim ederek, bağlı bulundukları silahlı yapıları terk ederek ve sosyal ile ekonomik olarak topluma yeniden katılarak sivil yaşama entegre olmalı.
DDR konseptinin ağırlıkta liberal ve devletçi bir bakış açısını yansıttığı, ulusal veya toplumsal bir sorun karşısında kolektifleşerek direnenleri birey düzeyine indirgeyerek mücadeleden kopardığı, nihayetinde örgütlü yapıların tasfiyesine hizmet ettiği yönünde eleştiriler var. Bununla birlikte müzakere ve çözüm süreçlerinde bu konsepti tamamen reddetmemekle birlikte, kendi kavramsal ve kuramsal çerçevesini katan pratikler de var. 2012-2016 yılları arasında Kolombiya devleti ile FARC ve EP gerillaları arasında yürütülen çatışma çözüm süreci buna örnek gösterilebilir.
Kolombiya’da hükümet ile çeşitli silahlı güçler arasında görüşmeler ve müzakereler 1980’li yıllarda başladı. DDR bağlamında en kapsamlı müzakere süreci, 2002-2006 yılları arasında dönemin Uribe yönetimi ile AUC (Kolombiya Birleşik Öz Savunma Kuvvetleri) arasında sağlanan anlaşmaydı. Bu anlaşma kapsamında 2005 yılında çıkarılan Adalet ve Barış Yasası, daha sonra FARC ile yapılacak barış görüşmelerindeki af ve geçiş dönemi adaleti mekanizmalarına da temel oluşturdu. Burada mühim olan, silahsızlanma ve demobilizasyon aşamalarının geçiş dönemi adaleti ile bağlantılandırılıp salt askerî veya güvenlik çerçevesinin ötesine geçilmesiydi. Yine silahlı güçler için bir yeniden entegrasyon programı oluşturuldu ve Yeniden Entegrasyon İçin Başkanlık Yüksek Konseyi bu programdan sorumlu olacak biçimde kuruldu. 2011 yılında ise, içinde ilgili bakanlıklar yanı sıra BM Barış İnşası Fonu, Uluslararası Göç Örgütü gibi uluslararası yapıların da yer aldığı Kolombiya Yeniden Entegrasyon Ajansı (ACR) kuruldu.
2012 yılında başlayan müzakerelerde ise özellikle FARC, DDR konsepti ve dayandığı kavramlara karşı eleştirilerini daha yoğun dile getirip bazı terimleri reddetti. 2002-2006 yıllarındaki süreçte DDR konseptinin Kolombiya hükümeti tarafından bir isyan bastırma stratejisi olarak kullanılıp araçsallaştırıldığını vurgulayan FARC, gerillaların paramiliter yapıların saldırılarına açık hâle getirildiğine dikkat çekti. Diğer bir eleştiri veya itiraz ise silahlı mücadeleyi bırakmanın hem Kolombiya hükümeti hem de uluslararası kurumlar tarafından teslimiyet gibi yansıtıldığı, ancak silah bırakmanın kendileri açısından mücadeleyi siyasi yollardan sürdürme anlamına geldiğidir. Yani FARC mücadeleyi bırakmıyor ama mücadele biçimini dönüştürüyor. DDR konsepti bu gerçeğin üstünü kapatıyor. FARC ayrıca bireysel yeniden entegrasyon modelinin müdahaleci olduğunu ve eski gerillaları devlete bağımlı kılacağı uyarısında bulundu. Dolayısıyla silahlı mücadeleyi bırakan gerillaların kolektif bir şekilde sivil yaşama geçişini sağlayacak kolektif bir yeniden entegrasyon sürecinin olması gerektiğini savunuyor. Bundan dolayı da yeniden entegrasyon kavramını reddedip, kolektif demobilizasyon yerine kolektif birleşme terimini esas alıyorlar.
FARC’ın bu yöndeki itirazları sonucu Kolombiya Yeniden Entegrasyon Ajansı 2017’de Yeniden Birleşme ve Normalleştirme Ajansı’na (ARN) dönüştürüldü. Öncesinde, 2016’da Ulusal Yeniden Birleşme Konseyi kurulmuştu. FARC-EP’den iki temsilci ve iki hükümet yetkilisinin yer aldığı bu konsey, gerillaların sivil, siyasal ve ekonomik yaşama dâhil olması/edilmesi için temel öneme sahip bir kuruluş olarak değerlendiriliyor.
Entegrasyon bağlamında Kolombiya deneyimindeki en önemli husus, silahlı direniş örgütlerinin çabaları sonucu bireysel konseptlerden ziyade kolektif bir yaklaşımın hâkim kılınabilmesidir. Bu bağlamda yeniden birleşme/buluşma süreci iki aşamadan oluşuyor. Herkes için zorunlu olarak ilk aşama 24 aydan oluşuyor ve bu 2 yıllık süreçte eski gerillalar özel oluşturulan kolektif yaşam alanlarında bir araya gelip hem eğitim görüyor hem de gelecekteki yeni yaşam modelleri üzerinde çalışıyor. İkinci ve uzun vadeli aşama ise 24 aydan sonra başlayıp eğitim, sağlık, ekonomik sürdürülebilirlik ve barınma gibi alanları kapsıyor. Bununla birlikte legal siyasal mücadelenin geliştirilmesi, toplumsal ve dayanışmacı ekonominin inşa edilmesi, ayrıca eski gerillaların onur ve haklarının korunması yeniden birleşme için belirleyici alan ve hususlardır. Bu son nokta, yani direnişçilerin onurlarının korunması çok büyük öneme sahip olup kullanılan dilde de yansımasını buluyor. Eski gerillalar, teslimiyeti çağrıştırdığı için silahsızlanma, demobilizasyon ya da entegrasyon kavramlarını reddediyor. Aynı şekilde Abdullah Öcalan da Barış ve Demokratik Toplum Süreci bağlamında salt entegrasyon değil, demokratik entegrasyon kavramını kullanıp liberal sistemin hâkim naratiflerine karşı bir kuramsal yaklaşım geliştiriyor.

