Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Özgecan Aslan…

Yüksel Mutlu Yüksel Mutlu
8 Şubat 2026
Yazı
0
Özgecan Aslan…
0
SHARES
20
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Siyasal iktidar temsilcilerinin kadına yönelik şiddeti sonlandırmak yerine eşitsizliği derinleştirdiğini, cinsiyetçiliği körüklediğini her gün görüyor ve yaşıyoruz. “O da mini etek giymeseymiş”, “Ben zaten kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum”, “Bir kereden bir şey olmaz” gibi söylemler, erkek şiddetini meşrulaştıran açık örneklerdir

Özgecan Aslan adı, 11 yıl önce Mersin–Tarsus’ta işlenen bir kadın cinayetiyle hafızalarımıza kazındı. Bu yazıda, basında da o dönem çokça yer alan bu cinayetin yıl dönümünde, olayı tekrar hatırlayıp erkek egemen şiddet düzeni üzerine düşünmemiz gerekiyor.

Kadın katliamlarının geldiği nokta, içinde bulunduğumuz durum ve bu katliamların son bulması için yalnızca kadınların değil, erkek egemen sistemin ve devletin sorumluluğu üzerine konuşmak ve mücadele etmek gerekiyor.

Önce olayı hatırlayalım: Özgecan Aslan bir üniversite öğrencisiydi. Üniversiteden çıkıp evine gitmek üzere 11 Şubat 2015’te Tarsus’tan Mersin’e gelmek için minibüse bindi. Uğradığı şiddetin hiçbir gerekçesi yoktu; tamamen failin erkek şiddeti sonucu kaçırıldı. Minibüsün şoförü tarafından kaçırıldı ve tecavüze direndiği için vahşice katledildi. Özgecan Aslan’ın yanmış bedeni, 13 Şubat 2015 günü, suçu beraberindeki iki kişiyle işlediğini itiraf eden katilin jandarma ekiplerini olay yerine götürmesiyle bulundu. Katil Ahmet Suphi Altındöken, babası Necmettin Altındöken ve arkadaşı Fatih Gökçe’den yardım istedi. Birlikte, Özgecan’ın bedenini ortadan kaldırmak için benzin alıp ormanlık alana gittiler ve onu yaralı hâlde yakarak öldürdüler.

Özgecan Aslan’ı öldüren Ahmet Suphi Altındöken, Necmettin Altındöken ve Fatih Gökçe, Tarsus 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandılar. Ben de bu davayı takip edenlerden biriydim. Mersin Barosu, İnsan Hakları Derneği, kadın örgütleri ve feministler davayı takip ettiler. Yargılamanın sonunda fail minibüs şoförü Ahmet Suphi Altındöken’e 27 yıl, arkadaşı Fatih Gökçe’ye 24 yıl hapis cezası verilmişti.

Bu tarihte Akdeniz Belediyesi eş başkanlığı görevini yürütüyordum. Aile Akdeniz ilçe sınırlarında yaşıyordu. Haber alır almaz kadın örgütleriyle birlikte ailenin yaşadığı eve gittik. Aileyle ve anneyle ilk teması kuranlar kadın örgütleri ve biz olmuştuk. Anne Dersimli, baba ise Elazığlıydı; iki kızı, bir oğlu olan, kendi hâlinde yaşayan insanlardı… Aileyle yaptığımız görüşmede cenazeyi Akdeniz Belediyesi olarak kaldıracağımızı ve görevimizi yapacağımızı söyledik. Ertesi gün aileyi de alarak mezarlığa gittik. Çok sayıda basın mensubu bizi karşıladı. Bir gazeteci “Başkan, konuyla ilgili açıklama yapar mısınız?” dediğinde, “Elbette açıklama yaparım ama bugün bir kadının, bir annenin yaşadığı acının ve adalet talebinin duyulmasını istiyorum,” dedim. Anne büyük bir travma içindeydi; onun konuşma hakkını güçlendirmek için yanında durduk. “İçinden ne geliyorsa söyle, ki feryadın duyulsun” dedim.

Mezarlıkta defin için imam geldiğinde “Erkekler öne, kadınlar arkaya geçsin,” deyince tüm kadınlar adeta isyan etti. Çünkü erkek egemen zihniyet, bu kez de cenaze üzerinden kadınları dışarıda bırakmak istiyordu. Kadınların itirazı güçlü olunca imam “Tamam, kadınlar kalabilir,” dedi ve biz kadınlar olarak, erkeklere taşıttırmadan, cenazeyi omuzladık ve son görevimizi yerine getirdik. Bu duruş o dönemin basınına da böyle yansıdı. Ardından yargı sürecini takip etmeye devam ettik.

Bir süre sonra, Dünya Kadın Yürüyüşü (DKY) kapsamında, dünyanın birçok ülkesinde temsilcileri olan kadın heyeti programlarını gerçekleştirmek için Mardin Nusaybin’e gelmişti. Türkiye sekreteryasında olan Yıldız’ı aradım, Mersin’e davet ettim. Vahşice genç bir kadının katledildiğini, bu erkek şiddetinin uluslararası kadın dayanışmasıyla görünür kılınması gerektiğini söyledim. DKY yönünü Mersin’e çevirdi; Özgecan Aslan’ın ailesini ve mezarını ziyaret ederek basın açıklaması yaptılar. Bir babanın, oğlunun tecavüze direnen bir kadının yakılmasına yardımcı olmasına hayret ettiklerini ifade ettiler. Alman aktivist Trude Menrath, erkeklerin şiddeti bırakarak kadına saygı göstermesi gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Avrupa’da da benzer olaylar yaşanıyor. Bütün dünyada kadına yönelik şiddet en vahşi biçimiyle varlığını sürdürüyor. Bizi bu olayda şok eden şey, Özgecan’ın katilinin ailesinden destek almış olmasıdır.” Tüm kadınları ve erkek egemen şiddete karşı sorumluluk alması gereken herkesi mücadeleye çağırdı. Böylece cinayet, dünyadaki kadın örgütlerinin gündemine taşındı.

Bu açıklamayı DKY yaptı. Sonrasında Özgecan Aslan’ın hayatı film karelerine girdi. Özgecan Aslan katliamı ve benzer şekilde işlenen kadın cinayetleri üzerine daha fazla düşünmemiz gerekiyor. Erkek egemenliğiyle mücadele ederken eksiklerin neler olduğunu daha fazla sorgulamalıyız. Kuşkusuz kadın mücadelesi tarihsel olarak çok güçlüdür; ancak bu mücadele yalnız bırakıldığında yeterli olamaz. Yasaların, siyasal iktidarın, muhalefetin, sivil toplumun ve toplumun tüm kesimlerinin sorumluluk alması gerekiyor.

Oysa siyasal iktidar temsilcilerinin kadına yönelik şiddeti sonlandırmak yerine eşitsizliği derinleştirdiğini, cinsiyetçiliği körüklediğini her gün görüyor ve yaşıyoruz. “O da mini etek giymeseymiş”, “Ben zaten kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum”, “Bir kereden bir şey olmaz” gibi söylemler, erkek şiddetini meşrulaştıran açık örneklerdir.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre; 2025’in ilk on ayında en az 237 kadın öldürüldü, 247 kadın ise şüpheli şekilde hayatını kaybetti. Bu tehlikenin büyüklüğünü ortaya koyuyor. “Şüpheli kadın ölümü” ifadesi, devletin adalet mekanizmalarının işlemediğinin ve cezasızlığın sistematik hâle geldiğinin göstergesidir.

Kadın katillerini aklayan, ceza indirimi uygulayan patriyarkal yargı sistemi ve kadını korumayan yasalar olduğu sürece; bir zihniyet devrimi yaratamadığımız sürece, kadına yönelik şiddetle mücadelemiz kesintisiz devam edecektir. Ahlakı ve namusu kadın bedeni üzerinden tanımlayan bir toplum anlayışı değişmelidir. Kadını tali gören; sadece evde oturması, itaat etmesi, doğurması beklenen bir varlık olarak gören zihniyet değişmelidir. Bunun için daha çok mücadele etmeliyiz. Kadınlarla yan yana gelerek, sorunlarını dinleyerek, özgürlük mücadelesinin öznesi olmalarını birlikte büyütmeliyiz. Sadece hamaset yapmak bize kazandırmaz; aksine kaybettirir. Çünkü bu bir insanlık mücadelesidir. Kadın özgürleşmeden toplum özgürleşmez. Kadın katillerini üreten erkek egemen toplum çözülmedikçe bu mücadele sürecektir.

Bu kocaman bir toplumsal krizdir. Herkesin gözü önünde, yaşamın her alanında bu kadar açık biçimde yürüyen bir şiddeti devlet desteklemese, yargı ceza indirimi uygulamasa, failler cezaevlerinde “krallar” gibi karşılanmasa ne olurdu?

Bu sorunun tüm toplumun sorunu olduğu açıkça görülmelidir.

Uzun zamandır hafızalarımızda hâlâ diri duran Gülistan Doku, Rojin Kabaiş, Ayşe Tokyaz, Şule Çet ve diğer tüm kadın cinayetleri; Özgecan Aslan cinayetinden yıllar sonra işlenmiş ve artarak devam ediyorsa, ortada derin bir yapısal sorun var demektir.

Kadınların yalnızca kadın oldukları için erkekler tarafından öldürülmesi anlamına gelen kadın cinayetleri, en ağır insanlık suçu sayılmalıdır. Kadınların öldürülmediği bir ülke ancak demokratik bir ülkede; adaletin tesis edildiği, kadın-erkek eşitliğinin sağlandığı bir düzende mümkündür…

Her şeye rağmen, iyi ki kadın mücadelesi var.

Etiketler: Cezasızlık PolitikalarıFeminizmİstanbul Sözleşmesikadın cinayetleri PolitiktirKadın haklarıKadın MücadelesiÖzgecan AslanSayı 154Yargı
Önceki İçerik

Afetlerde Toplumsal Cinsiyet Rolleri ve Kadınlar ile Çocukların Zarar Görebilirliği

Sonraki İçerik

Rojava Bağlamında Son Saldırılar ve Kadın Devrimi

Sonraki İçerik
Deprem Suçları, Cezasızlık ve Bitmeyen Yıkım

Deprem Suçları, Cezasızlık ve Bitmeyen Yıkım

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.