Dağ, bu sürekliliğin mekânsal karşılığıdır. Sığınmanın, korunmanın ve direncin alanı olarak Govend’in çoğu zaman dağ eteklerinde ve açık alanlarda icra edilmesi, köklerini bu kadim hafızadan alan bilinçli ya da bilinçdışı bir direniş eylemidir. Beden burada doğayla, tarihle ve kolektif bilinçle yeniden temas kurar; ritim, toprağın ve hafızanın nabzıyla birleşir
Mezopotamya’nın kadim kültürel yapısı, yalnızca uygarlıkların doğduğu bir coğrafya değil; aynı zamanda tarihsel süreklilik içinde şekillenmiş bir Kürdistan toprağıdır da. Bu topraklarda doğa, insanın dışında duran bir çevre değil; yaşamı doğuran, besleyen ve yeniden kuran bir güç olarak kavranmıştır. Bu anlayışın en eski sembollerinden biri olan Ninhursag, toprağın verimliliğini, doğumun gizemini ve varoluşun sürekliliğini temsil eder. “Dağın Hanımı” olarak anılması, dağın yalnızca bir yükselti değil; hem yaratımın hem de direncin mekânı olduğunu gösterir. Dağ, doğanın olduğu kadar tarihsel varoluşun da taşıyıcısıdır; toprağın ve direncin sembolüdür.
Yaşam, bu kadim anlayışta doğrusal değil, döngüsel bir yapıya sahiptir. Kışın karanlığı baharla çözülür, ölüm yaşamı doğurur, bastırılmış olan geri döner. Bu döngünün en güçlü ifadesi Newroz’dur. Baharın gelişiyle yakılan ateş, yalnızca doğanın uyanışını değil; bastırılmış kolektif hafızanın yeniden görünür oluşunu simgeler. Ateş, maddi bir unsur olmanın ötesine geçerek toplumsal bilinçte bir arketip hâline gelir. Jung’un yeniden doğuş arketipi bağlamında, Newroz’un ateşi yok sayılanın geri dönüşüdür; karanlığın içinden doğan ışığın, bastırılmış bilincin tekrar yüzeye çıkışıdır.
Kürdistan coğrafyasında bu arketipsel süreklilik, yalnızca ateşle değil, bedenle de taşınır: Govend ile. Govend, tarih boyunca bir dans olmanın ötesine geçerek bir direniş tavrına dönüşmüştür. El ele tutuşularak kurulan halka, basit bir estetik düzen değil; parçalanmaya, dağılmaya ve yasaklamaya karşı geliştirilen kolektif bir duruştur. Her adım, silinmek istenen hafızanın yeniden ortaya çıkışıdır; her ritim, bastırılmaya çalışılan bağların yeniden örülmesidir. Halka, bireysel benliği aşan bir özne hâline gelir; yasak ve baskıya karşı bir görünürlük eylemidir.
Jung’un “gölge” kavramı çerçevesinde Govend, bastırılmış veya toplum tarafından yok sayılan yönlerin bedensel ifadesidir. Kürtçe şarkılar eşliğinde yükselen sesler, kaybolmak istenen dilin, bastırılmış kimliklerin ve yasaklanan kültürel unsurların yeniden konuşmasıdır. Tekrarlayan ritimler, topluluk bilincinin sürekliliğini ve kolektif hafızanın taşınmasını simgeler. Bu yönüyle Govend, estetik bir deneyim olmanın ötesinde, toplumsal direnç ve hatırlama pratiğidir.
Bu direnci en açık biçimde gösteren kişiler; yasaklanan Newrozlarda bedenlerini ateşe vermeyi göze alan Mazlum, Zilan, Rehşan ve yine Newroz alanında ölümsüzleşen Kemal Kurkut’lardır. Onların eylemleri, Jung’un arketip teorisiyle açıklanabilecek biçimde kolektif bilinçdışını görünür kılan gölge eylemleridir. Bu davranışlar, bastırılmış kimliğin ve silinmek istenen hafızanın birer somut tezahürü; toplumsal hafızaya güç katan arketipik bir direniştir. Onların cesareti, Newroz ve Govend’in yalnızca bir gelenek değil; aynı zamanda bir toplumsal hafıza ve direniş pratiği olduğunu gösterir.
Newroz’un ateşi ve Govend’in halkası arasındaki ilişki, Jung’un kolektif bilinçdışı kavramını somutlaştırır. Ateş bir anıyı yakar; halka ise bu anıyı sürekliliğe dönüştürür. Bu iki unsur, toplumsal belleğin bedensel ve sembolik tezahürleri olarak işlev görür. Halay ve ateş, yasaklara rağmen görünür kılınan kimliğin ve hafızanın taşıyıcısıdır. Govend ve Newroz, eğlencenin ötesine geçer; toplumsal hafızayı ve bastırılmış kimliği yeniden var eder.
Dağ, bu sürekliliğin mekânsal karşılığıdır. Sığınmanın, korunmanın ve direncin alanı olarak Govend’in çoğu zaman dağ eteklerinde ve açık alanlarda icra edilmesi, köklerini bu kadim hafızadan alan bilinçli ya da bilinçdışı bir direniş eylemidir. Beden burada doğayla, tarihle ve kolektif bilinçle yeniden temas kurar; ritim, toprağın ve hafızanın nabzıyla birleşir.
Zaman içinde Newroz ve Govend, Kürt kültürü üzerinde kurulan baskılara rağmen ya da belki bu baskılar sayesinde tarihsel bir direnç pratiğine dönüşmüştür. Yasaklanan, bastırılan veya görünmez kılınmak istenen her şey, bu pratikler aracılığıyla yeniden görünür hâle gelir. Govend, eğlencenin ötesinde bir dile; Newroz ise tarihsel hafızayı yeniden üreten bir ışığa dönüşmüştür.
Kültür, burada yalnızca korunmaz; aynı zamanda yeniden üretilir ve direniş aracına dönüşür. Geçmişin mitolojik imgeleri, bugünün toplumsal gerçekliğiyle birleşerek yeni anlamlar kazanır. Ninhursag’ın temsil ettiği yaratıcı güç, Newroz’un ateşinde görünür olur; Govend ise bu gücü toplumsal bedene taşır. Doğa, mitoloji ve tarih birbirine bağlanarak kesintisiz bir süreklilik oluşturur ve baskılara karşı görünür kalır.
Sonuç olarak Govend, yalnızca bir dans değil; bastırılmış kolektif bilinçdışının, yasaklara karşı hareket hâline gelmiş bir direnişidir. Newroz yalnızca bir bayram değil; toplumsal varoluşun ve kimliğin yeniden ilanıdır. Her baharda ateş yakıldığında ve halka yeniden kurulduğunda yalnızca bir gelenek sürdürülmez; bir tarih hatırlanır, bir kimlik yeniden kurulur. Jung’un arketip ve gölge teorisiyle açıklanabilecek biçimde, bu pratikler bastırılmış toplumsal bilinçdışını görünür kılar ve direnci canlı tutar:
Karanlık geçicidir. Hafıza dirençlidir. Ve hayat, her şeye rağmen yeniden kurulur.
Son Not
• The Archetypes and the Collective Unconscious – Carl Gustav Jung
(Arketipler, kolektif bilinçdışı, yeniden doğuş ve gölge kavramlarının teorik temeli)
• Man and His Symbols – Carl Gustav Jung
(Semboller, mitler ve kolektif hafızanın birey-toplum ilişkisi içindeki rolü)
• A History of the Kurdish People – Wadie Jwaideh
(Kürtlerin tarihsel oluşumu, kimlik ve toplumsal süreklilik)
• The Kurds: A Concise Handbook – Mehrdad Izady

