Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Newroz: Bir Halkın Direniş Hafızası

Gülay Tekin Gülay Tekin
22 Mart 2026
Yazı
0
Newroz: Bir Halkın Direniş Hafızası
0
SHARES
2
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

1982 Newroz’unda Diyarbakır zindanında üç kibrit çöpünün saçtığı kıvılcımla direniş ateşini yakan Mazlum Doğan’ın eylemi de tarihsel bir dönüm noktası olmuştur. Demirci Kawa’dan çağdaş Kawa olarak anılan Mazlum Doğan’a uzanan bu tarihsel hat, her kıvılcımın bir halk için uyanış, bir tarih için hatırlatma ve mücadele için yol gösterici bir ışık olmuştur

Tarih bazen küçük bir kıvılcımla yön değiştirir. Mezopotamya’nın kadim topraklarında her bahar yakılan Newroz ateşi, işte o kıvılcımın yüzyıllardır sönmeyen hafızasıdır. Bu ateş yalnızca doğanın uyanışını değil; zulme karşı ayağa kalkan insan iradesinin, bastırılmak istenen bir halkın hafızasının ve özgürlük arayışının da yeniden doğuşunu simgeler. O, karanlığa karşı yakılmış bir direniş ateşi, sarsılmaz bir inancın adıdır.

Yüzyıllar boyunca mitolojilerde, destanlarda ve halk anlatılarında yer bulan Newroz’un kökleri Mezopotamya’nın binlerce yıllık tarihine uzanır. İnsanlık tarihinin ilk büyük uygarlıklarının ortaya çıktığı bu topraklarda baharın gelişi, yaşamın yeniden doğuşu olarak kabul edilirdi. Sümerler, Babiller ve Asurlular için bahar aynı zamanda yeni yılın başlangıcıydı. Babil’de kutlanan Akitu Bayramı, doğanın yeniden düzen bulmasını ve yaşamın tazelenmesini simgelerdi. Hitit ve Hurri mitolojilerinde ise fırtına tanrısı Teşup’un ejderha İlluyanka’yı yenmesi, kaosun ve karanlığın sona ermesini simgeleyen bir anlatı olarak yer alırdı.

Êzidî geleneğinde doğanın canlanması, güneş ve ateş sembolleri kutsal anlamlar taşır; bazı anlatılara göre Tanrı’nın meleği olan Melekê Tawûs’un 21 Mart’ta yaratıldığına inanılır. Benzer biçimde Yarsanizm (Ehl-i Hak) inancında doğa döngülerinin kutsallığı ve zamanın ruhsal dönüşümle bağlantısı önemli bir yer tutar. Mazdaizm’e göre ise Tanrı’nın ateşi 21 Mart’ta yaratılmış ve bu tarih yeryüzünün yaratılış sürecinin başlangıcı olarak kabul edilmiştir.

Mezopotamya mitolojilerinde doğanın canlanışı çoğu zaman bereket ve yaşamı temsil eden tanrıçalar aracılığıyla anlatılır. Sümer mitolojisinde aşkın, bereketin ve yaşamın sembolü olan Inanna’nın yeryüzünü yeniden canlandırdığına inanılırdı. Sümerler bu kutlamalara “Zagmug Bayramı” adını verirlerdi. Anadolu ve Akdeniz mitolojisinde ise Demeter ile Persephone anlatısı doğanın yeniden canlanmasını simgeler. Persephone’nin yeraltından yeryüzüne dönüşü, karanlık kış döneminin sona ermesini ve toprağın yeniden yeşermesini ifade eder. Farklı uygarlıklara ait bu anlatılar, doğanın her baharda kendini yeniden kurduğunu anlatan ortak bir kültürel hafızayı ortaya koyar.

Bu mitolojik anlatılar zamanla toplumsal hafızada direnişle birleşmiş ve Newroz yeni bir anlam kazanmıştır. Demirci Kawa’nın zalim Dehak’a karşı başlattığı başkaldırı, bu dönüşümün en güçlü sembollerinden biri hâline gelmiştir. Rivayete göre zalim Asur kralı Dehak’ın omuzlarında yaralar çıkmıştır. Yaraların iyileşmesi için hekimler her gün iki Kürt gencinin beynini yaralara sürmesini ister. Ancak yaralar sürekli çıkmaya ve daha çok genç kurban edilmeye devam eder. Bu tiranlık, karanlık bir düzeni temsil eder; toplum üzerinde korku ve boyun eğme kültürü yaratır. Ancak bir noktada bu zulme karşı bir isyan doğar. Demirci Kawa, yalnızca bir birey olarak değil, halkın vicdanını ve öfkesini temsil eden bir figür olarak ortaya çıkar. Elindeki çekici Dehak’a indirirken yalnızca bir zorbanın sonunu getirmez; aynı zamanda bir halkın özgürlük arayışının ateşini yakar.

Bu direniş hafızası tarih boyunca farklı dönemlerde yeniden hayat bulmuştur. Kürtlerin kimlik, dil ve kültür üzerindeki baskılara karşı geliştirdiği mücadele içinde Newroz sadece kültürel değil; güçlü bir politik ve toplumsal anlam kazanmıştır. Uzun yıllar boyunca yasaklanmaya ya da içeriği değiştirilerek dönüştürülmeye çalışılmış, her şeye rağmen halkın kolektif hafızasında direnişin ve varoluşun sembolü olarak yaşamayı sürdürmüştür. 1982 Newroz’unda Diyarbakır zindanında üç kibrit çöpünün saçtığı kıvılcımla direniş ateşini yakan Mazlum Doğan’ın eylemi de tarihsel bir dönüm noktası olmuştur. Demirci Kawa’dan çağdaş Kawa olarak anılan Mazlum Doğan’a uzanan bu tarihsel hat, her kıvılcımın bir halk için uyanış, bir tarih için hatırlatma ve mücadele için yol gösterici bir ışık olmuştur.

Ateş, insanlık tarihinin en eski sembollerinden biri olarak bilgiyi, aydınlığı, bereketi ve yaşamın yeniden doğuşunu temsil eder. Mezopotamya’nın kadim tarihinde “ocak”, dişil bir enerjinin yaşamı örgütlediği kutsal bir merkez olarak görülür. Ocak ilk komünal yapıdır. Ateş kutsaldır, köz rahimdir. Ocağın içinde, bir ana rahmi sessizliğiyle saklanan o sönmez köz, biyolojik varoluşun ötesine geçerek bir halkın kültürel mirasını ve tarihsel birikimini yarınlara taşıyan sarsılmaz bir bağ oluşturur. Kadın, binlerce yıl boyunca bu ocağın başında dili, hafızayı ve toplumsallığı canlı tutarak medeniyetin ilk etik kodlarını inşa etmiştir. Bu bağlamda ateş, kadının ellerinde toplumsallaşan ve hayatı kutsayan bir mucizeye dönüşmüştür.

Ancak bu yaşatan ve dönüştüren ateş, sömürgeci aklın dayattığı inkâr ve sessizlik karanlığına karşı radikal bir kopuşun sembolüne de evrilmiştir. Zekiyelerin, Rahşanların, Semaların, Ronahilerin ve Berivanların bedenlerinde yaktıkları isyan ateşi; zulmün dayattığı sessizliğe, inkâra, yasaklara ve yok sayılmaya karşı bilinçli ve sarsıcı bir politik itirazdır. Tenlerinde parlayan her alev, sömürgeci karanlığın dokusunu yırtan bir hakikat ışığı; her kıvılcım ise bir halkın küllerinden yeniden doğuşunun varoluşsal ve somut göstergesidir.

Newroz’un ışığında yükselen bu alev hem kadınların politik özneleşmesini hem de toplumsal uyanışı somutlaştırır. Bu bağlamda Kürt kadının politik öznelliği, “küllerinden yeniden doğuşun” sosyolojik kanıtı olarak görülebilir. Kadınlar, kendi bedenlerini ve emeklerini birer direniş odağına dönüştürerek sömürgeciliğin dayattığı “ölüm siyasetine” karşı Newroz’un diriltici gücüyle “yaşam siyasetini” inşa etmişlerdir. Bu inşa yalnızca bir direniş değil; kölelikten arındırılmış, eşitlikçi ve özgür bir toplumsallığın, yeni bir yaşamın kadının elleriyle ilmek ilmek dokunmasıdır.

Kadınlar, tarihsel birikim ve örgütlü deneyimlerle kendi hakikatlerine ve varoluşlarının anlamına doğru cesur bir yolculuğa çıkmıştır. Geçmişin direnişleri, özgürlük tutkusunu kolektif bir güce dönüştürmüş; kadınların yaşamı anlamlandırma ve özgürlüklerini somutlaştırma iradesini büyütmüştür. Biriken deneyimler, kadınların yalnızca kendi özgürlüklerini değil, savaşların, krizlerin ve kırılgan toplumsal zeminlerin yaşandığı dünyada yeni bir toplumsal yaşamın inşasına öncülük etmesini sağlamıştır. Bu kararlılık, Rojava’da kadının öncülüğünde kastçı zihniyete karşı verilen mücadelede gerçekleşen devrimle somutlaşmış ve alternatif bir toplum modeli olarak toplumsal dönüşümün örneğini yaratmıştır.

Bugün Newroz meydanlarında yanan ateş, parçalanmış bir coğrafyanın üzerinde birliğin, özgürlüğün ve onurlu bir geleceğin simgesi olarak yükselir. Küllerinden yükselen her can, yeni bir yaşamın kadının elleriyle ve “Jin, Jiyan, Azadî” felsefesiyle örülebileceğini gösterir.

8 Mart’ın mor direnişi, 21 Mart’ın kızıl Newroz ateşiyle birleşir. Sokakları zılgıtlarıyla çınlatan, kimliğini ve bedenini sömürgeci-ataerkil kuşatmadan kurtaran kadın; halkın kaderini değiştiren toplumsal özgürlük ruhuyla bütünleşir. 8 Mart’ta örülen eşsiz direniş ağları, 21 Mart’ta Newroz ateşinin etrafında devasa bir halk halkasına dönüşür. Kadın özgürlüğü ile toplumun özgürlüğü arasındaki kopmaz bağ, bu örgütlü irade sayesinde görünür hâle gelir.

Newroz alanlarında her sembol, her renk ve her söz derin bir anlam taşır. Yakılan ateşler, giyilen kıyafetler, çekilen zılgıtlar, söylenen türküler ve atılan sloganlar yalnızca bir kutlamanın parçası değildir; halkların hafızasında biriken direnişin, kimliğin ve özgürlük iradesinin ifadesidir. Kadının ellerinde harlanan Newroz ateşi, toplumsal hafızayı küllerinden yeniden yükseltir.

Kürtler için Newroz her zaman yeni başlangıçların tarihidir. Bugün de Newroz meydanları, barışın ve demokratik toplumun inşasına yönelik taleplerin yükseldiği toplumsal referandum alanlarına dönüşmüştür. Öcalan’ın başlattığı demokratik toplum umudunun halklar tarafından güçlü sahiplenilmesi ve Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması bu tarihsel anlamı daha da derinleştirecektir.

Bu Newroz’un; halklara yeni bir başlangıcın müjdecisi olması dileğiyle…
Newroz ateşi barışın, özgürlüğün ve demokratik bir toplumun kurulacağı yarınları aydınlatsın.
Newroz ateşi, özgürlüğün nefesi, direnişin ışığı ve halkların yeniden doğuşu olsun!
Newroz pîroz be!

Etiketler: Ateşdemirci kawaDireniş ve MücadeleKadın MücadelesiKürt kadın mücadelesiNewrozNewroz ve kadınlarıSayı 160
Önceki İçerik

Feminist Dayanışmanın Sınırları: Savaş, Sessizlik ve Avrupa

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.