Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Feminizmin Ufuk Çizgisi: Görünmeyen Emek

Burçak Sel Burçak Sel
29 Mart 2026
Yazı
0
Feminizmin Ufuk Çizgisi: Görünmeyen Emek
0
SHARES
3
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Dünyanın en “değişik” hikayesine sahip olan bir kadının dahi hikayesi, tam da hatta sadece bu kadınlığından sebep, diğer sayısızcasının deneyiminin yanına eklenecektir. Neyse ki en yaygın ve, iyi ki deyimle, kadın sadece kadındır. Lakin, anlaşılan odur ki, bu kesişimi, kimin hangi kavramı kendisine göre nasıl eğip büktüğünü bir kez daha biraz irdelemek gerekmektedir

Peki, hangi kadın gerçekten emekçidir? Verilecek cevap, elbette sorunun yanlış olduğundan ve tümüyle reddinden başka bir şey olamaz. Çünkü emeği, en azından bu yazı perspektifinden ele aldığımızda, bir toplumsal bağlamda, haklardan ve hizmetlerden maalesef ki mahrumiyet ölçecektir.

Yaşam, biz kadınların belki de her geçen gün, emek denilen olguda hem ne kadar ortaklaştığımızı, küme küme birleştiğimizi; adeta bir kalıp betonun ölçümünde olduğu gibi noktasından virgülüne ölçümlenebilecek, tam bir karşılığı olabilecek, en azından tahayyül edilecek nicelikte bir şeyin bizi bütünüyle nasıl çevreleyebildiğini gösterirken; üzerine yaklaşık 1,5 asırdır (modern anlamıyla) düşünülen bu gerçeklikte hem de bir o kadar nasıl ayrıştığımızı, özgünleştiğimizi, bir bebeğin karnını doyurmaktan, bir misafirlik için seçilen topuğa; beyaz yakalı yöneticilik yapmaktan, mavi yakalı işçilik etmeye varana dek tabiri caizse nasıl dağılıp ama biricikleştiğimizi de göstermektedir. Bir kadın, bu bahsi geçen “tıpkısı ile farklısı” ikileminin ortasında hep salınıp duracaktır işte. Dünyanın en “değişik” hikayesine sahip olan bir kadının dahi hikayesi, tam da hatta sadece bu kadınlığından sebep, diğer sayısızcasının deneyiminin yanına eklenecektir. Neyse ki en yaygın ve, iyi ki deyimle, kadın sadece kadındır. Lakin, anlaşılan odur ki, bu kesişimi, kimin hangi kavramı kendisine göre nasıl eğip büktüğünü bir kez daha biraz irdelemek gerekmektedir.

Nitekim, ardımızda henüzce bıraktığımız 8 Mart’ın bile isimlendirmesinde (kadınlar’ın mı yoksa emekçi kadınlar’ın mı) kafamızın hâlâ net olmadığına baktığımızda, bu yukarıda sözünü ettiğimiz “özgüllüğün” değirmeninden çok su döndüğünü söylemek pek de yanlış olmayacaktır. Emek, oysa kadınlığın ateşten gömleğinin doğar doğmaz giydirildiği bir düzlemde herkesin harcı sayılmayacaktır buna göre. Son derece indirgemeci ve gayetle karikatürize bir yaklaşımla “hak eden” kadına ithaf edilecektir. Tüm dünyanın, hele ki beyaz, zengin, engeli olmayan erkeklerin üzerinde tepinerek suyunu çıkardığı bu kavram, gelgelelim hepi topu yılda bir takvim gününe denk gelen bayram kutlaması için bile bazılarımıza çok görülecektir. Çünkü yoksul ve yeterince demokrat değildir ya da fabrikada patronuna terlik fırlatan işçi değildir; yahut orta kademe yöneticidir, sivil toplumcudur, ünlüdür, çok şöhret sahibidir, hatta söylemesi tuhaf ama botoksludur (burada sevgili Ajda Pekkan’a çoktan elveda ettik gördüğümüz gibi)…

Peki, hangi kadın gerçekten emekçidir? Verilecek cevap, elbette sorunun yanlış olduğundan ve tümüyle reddinden başka bir şey olamaz. Çünkü emeği, en azından bu yazı perspektifinden ele aldığımızda, bir toplumsal bağlamda, haklardan ve hizmetlerden maalesef ki mahrumiyet ölçecektir. Marx’ın kimi çevrelere göre artık kadük sayılsa da, bize göre kadimliğiyle müstesna ve hâlâ hemen her çelişkiye uyarlanabilmesiyle son derece gerçekçi tanımı (üretim araçlarına sahip olma-olmama) bu sebeple günceldir de. Ana hattı buradan çizdiğimizde ise, en geniş tanımlamayla bir erkeğe göre dünyaya kadın olarak gelen biri (!) hep daha emekçi olacaktır. Ama bu kadrajı daha da yakınlaştırıp, kahramanları uzay boşluğundan alarak biraz kendimize uyarladığımızda ise, bir sosyo-ekonomik düzlemde daha yoksul olanın; bir ülkedeki insan olmaktan kaynaklı haklara içkin iyilik, güzellik ve refaha daha az erişenin hep daha emekçi olacağını söylemek boynumuzun borcu gibidir. Çünkü bu daha mahrum olanın hakka ve hizmete erişimi diğerine göre hep daha maliyetli olacaktır. Örneğin çocuğunu, sigortası olmadığı için ücrete mukabil tedavi ettirmek zorunda kalan bir anne, sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanan çocukların annesinden daha emekçi olacaktır, kaçınılmaz olarak. Çünkü bu maliyetin karşılığında her seferinde başta kendi kaynakları olmak üzere her şeyinden daha fazla sarf edecektir.

Kahramanları daha da ete kemiğe büründürdüğümüzde ise Ankara Dışkapı Mahallesi’nde yıllardır kimliksiz yaşamak durumunda kalan bir Afganistanlı kadın, aynı mahallede geçici koruma statüsünden yararlanan Suriyeli kadından 8 Mart’ı kutlamayı emeği bağlamında daha çok hak etmektedir. Çünkü ilki, bir sistemde “var olmak” için neredeyse canı pahasına yaşamaktadır. İkincisi ise, canı pahası halden sadece bir at başı kadar ileri olması hasebiyle daha avantaj sahibidir. Bu örnekteki mütevazı çarpıcılığın nedeni ise değil, erkekliğin ve onun bu müzmin eşitsiz düzeninin, biz sözümona vatandaş kadınların bile kadınlık-emek diyalektiğinde göremediği katmanlar oluşudur. Ve sözü özüne yavaşça bırakacak olursak, Türkiye’de 8 Mart’ta meydanlarda haykırmayı, hele ki son on beş senelik süreçte, mülteci kadın ve LGBTI+’lardan başkası daha fazla hak etmemektedir.

İki asırdır uğruna can verdiğimiz, kan döktüğümüz, kalem kırıp külliyatlar oluşturduğumuz güzel feminizmimizin inceliği ise tam da burada gizli belki de. Bazen bir dine, bir dile, kimi kez herhangi bir statüye sıkıştırılmaya çalışılan; ama hep sıtkı daraltılmaya, ufaltılmaya çalışılan haksızlıkları, oradan doğru derinleşen ihlal ve eşitsizlikleri yeniden ve yeniden düşünmemizi sağlaması. Ufuk çizgisini hep ileriye taşıması…

Etiketler: Eşit işe eşit ücreteşitsizlikEv içi emekFeminizmGörünmeyen emekKadın DayanışmasıKadın emeğiKadın haklarıKadın MücadelesiKürt kadın mücadelesiSayı 161
Önceki İçerik

Görünmeyen Emek, Meşrulaştırılmış Sömürü: Kadın Emeğinin Hikayesi

Sonraki İçerik

Bir Takvim Yaprağında Gerçekliğimiz: Garibe’nin Tarihe Notu

Sonraki İçerik
Canavarlar Zamanında Kadın ve Çocuk Olmak

Canavarlar Zamanında Kadın ve Çocuk Olmak

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.