“Gurbetelli’yi o dönem Genel Yayın Yönetmeni yapan mücadelenin geldiği aşamaydı ve bugün kadın ajansları ve TV’leri oluşmuş ise bu da o süreçte verilen emekten bağımsız değil.”
Her çocuğa sorulan bir sorudur: “Büyüyünce ne olacaksın?” diye. Bu soruya cevabım “Gazeteci olacağım” olmuştu bir dönem. Tabii çocuk aklı işte, zaman içinde bu sorunun cevabı değişmişti. O dönem gazetecilik hevesim ise her sabah evimize gelen Özgür Gündem ve Azadiya Welat gazetelerindendi. Her sabah Yılmaz Yakut (Kalo) o gazeteyi büyük bir itina ile evimize getirmeyi aksatmazdı. Okumayı da o dönem gazeteyi babama hece hece okuyarak öğrenmiştim. Okuduğumu pek anladığım söylenemezdi ama beni gazeteci olmam gerektiğine heveslendirmişti. Tabii Kalo’nun her sabah üstünde duran, asla çıkarmadığı “devrimci yeleği”nden bir gün ben de giyerim derdim. Bunun sadece gelip geçici bir heves olmadığını yıllar sonra o gazetelerin dağıtımını yaptığım zaman anladım. Sonrasında ise kendimi Özgür Basın kurumlarından olan JINHA Wan bürosu önünde buldum.
Hafıza ve Dokunuş
Yazıya bu anım ile başlamak istedim. Çünkü bu sadece bir anı değil, aynı zamanda Özgür Basın’ın kuşaktan kuşağa nasıl geldiğinin de özeti. Kürdistan’da Özgür Basın’ın neredeyse dokunmadığı hiçbir aile yok gibi. Her sabah gazeteler ne zaman gelecek, gelen dağıtımcı aç mı diye beklenirdi. O dağıtımcılar ve getirdikleri gazetelerde yazılanlar her birimize dokundu aslında. Bugün onlarca genç Özgür Basın içinde yer alıyorsa bu dokunuştan, hafızadan azade değil. Kürt Özgür Basını bu coğrafyada yaşananları belleklere kazıdı. Bunu yaparken de klasik bir basıncılık anlayışı ile yapmadı. Sömürgeleştirilmiş halkının yaşadıklarının duyurulmasını kendisine dert edinenler buna öncülük etti.
Emsalsiz Emek
Yoğun imkânsızlıklar içinde 70’lerin sonunda çıkılan bu yolda önce ellerine kalemi aldılar ve duyurulması gerekenleri kâğıtlara tek tek yazdılar. Ardından ise o yazdıklarını büyük bir gizlilik içerisinde halka ulaştırdılar. Sonrasında ellerine bir teksir makinesi geçti. Bu, işlerini çok olmasa da küçük bir şekilde kolaylaştırdı. O teksir makinesi ile yazdıklarını çoğalttılar. 80 döneminde artık işe hâkimiyetleri gelişti ve aylık gazete periyodu ile yollarında emin adımlarla yürümeye devam ettiler. O günlere emek verenler bugün bu kadar büyüyeceklerini tahmin etmemişlerdir. Onların emeği çorbada tuz değil, çorbanın ta kendisiydi…
Temel Motto: Hakikat ve Direniş
Halkların hakikatini kendine dert edinen Özgür Basın bugünlere kolay gelmedi. İmkânsızlıkları kendine gerekçe yapmadılar. Hakikat ve direniş temel mottoları oldu. Çünkü zaten koyuldukları bu yolda imkânı kendilerinin yaratması gerektiğini çok iyi biliyorlardı. Direniş gömleğini giymeden yola çıkılmayacağını çok iyi biliyorlardı. Haber için çıktıkları bürolarına dönememe ihtimallerini bilerek çıkmışlardı o yola. Bu coğrafyada mücadeleden başka bir yaşamın mümkün olmadığını bilince çıkarmışlardı. Kimisi o bürolara geri döndü, kimisi vahşice katledildi. Ama o bürolar hiçbir zaman boş kalmadı, bırakılmadı. Her katledilenin ardından onun kamerasını, kalemini eline alan birileri oldu hep.
Zihniyet Yeniden Örülüyor
Özgür Basın kitlelere hakikati ulaştırırken aslında bir zihniyeti de yeniden yapılandırıyor, örüyordu. Feodalizm ve kapitalizmin eve kapadığı kadın profilini reddediyor, Genel Yayın Yönetmenliği koltuğuna Gurbetelli’yi oturtuyordu. Ortadoğu için milat sayılabilecek bir gelişmeye aslında imza atılıyordu. Bunu birileri yapmıyor, tam da orada emeği ile var olan kadınlar öncülük ediyordu. Gurbetelli’yi o yere getiren bir gelenek ve belleğin devamıydı. Kalemi ile bir halkın hakikatini yazmayı ve direnmeyi amaç edinenlerin yarattığı mirastı bu.
Gurbetelli…
Gurbetelli, Genel Yayın Yönetmenliği görevini bir gün birileri ismini ansın diye devralmadı kuşkusuz. O gün birileri Gurbetelli’ye “Senin adına gazetecilik ödülleri verilecek” dese yüksek ihtimalle gülüp geçerdi. Zaten verdiği bir röportajda “Benim bu ülkede ilk genel yayın yönetmeni olmam Kürt kadın mücadelesinin bir zaferidir” sözü aslında mücadeleye bütünlüklü bakmasının sonucudur. Bugün Özgür Basın’ı ele aldığımızda bu bütünlük içinde ele almak gerekiyor. Çünkü bu mücadele bütünlük ve iç içelik biçiminde bugünlere geldi. Birbirinden ayrı ele almak mümkün değil. Arada simbiyotik bir ilişki olduğunu söylemek doğru bir tespit olabilir. Gurbetelli’yi o dönem Genel Yayın Yönetmeni yapan mücadelenin geldiği aşamaydı ve bugün kadın ajansları ve TV’leri oluşmuş ise bu da o süreçte verilen emekten bağımsız değildi.
Devralınan Miras
Özgür Kürt Kadın Basını bugün bu kadar kitleselleşti ise bunda Saime Aşkan, Emel Çelebi, Zeynep Erdem, Bedriye Taş, Gurbetelli Ersöz, Viyan Soran, Nesrin Teke, Ayfer Serçe, Deniz Fırat, Nujiyan Erhan, Nagihan Akarsel, Gülistan Tara, Cihan Bilgin ve daha nicelerinin verdiği emeğin bütünü var. Olur da bir gün yolunuz bir Özgür Kürt Kadın Basın bürosuna düşerse muhakkak bir şehit basın emekçisinin fotoğrafı ile karşı karşıya kalırsınız. Bunun nedeni devraldığın mirasın hangi emekler, bedeller ile bugünlere geldiğidir ve bu belleğin canlı tutulmasıdır. Tam da yıllar önce beni JINHA’nın kapısına götüren de bu emeğin bellekte kalmasıydı…
Bugün bu belleği taşıyanlar yönünü Özgür Basın kurumlarına veriyor. Sadece klasik bir gazetecilik yapmak gibi dertleri de yok. Çünkü kendilerinden öncekilerin de böyle dertleri olmadığını çok iyi biliyorlar. Barış içinde demokratik bir toplum olacak ise bu ancak özgür bir basının dili, duruşu ile mümkün olacağını anlatmaya çalışıyorlar, mücadelesini veriyorlar.

