Bakım emeğini bedavaya getirmek burjuva devletler açısından vazgeçilmezdir. Kapitalizmde bütün bu tüketici işler kadının sırtına yıkılmıştır. Ataerkil kapitalist sistem dayattığı politikalarla, güvencesiz çalışmayla ücretsiz bakım emeği “görevlerini” bir arada sürdürecek, aile kurumunu ayakta tutabilecek, en aza ve en zor olana boyun eğecek, böylece ücretlerin de en alt sınıra çekilmesinin yükünü omuzlayacak bir kadın profili yaratmanın, yaratılmış olanı daha da derinleştirip pekiştirme peşindedir
Emperyalist kapitalizmin yapısal krizi sarsıntılarla sürerken binlerce yıldan bu yana ikinci cins olarak kodlanan kadınlar toplumsal cinsiyet eşitsizliğini en kabul edilmez biçimlerde yaşamakla kalmıyor, dişle tırnakla kazandıkları hakları da birer ikişer gasp ediliyor.
Dünya hızla sağa kayarken Trump’ta, Modi’de, Erdoğan’da, Milei’de ve diğerlerinde vücut bulmuş haliyle bu kadın düşmanı politikalar her yerden başını gösteriyor. Çoğu insanın “daha demokratik”, “insan haklarına daha saygılı”, kadınlar cephesinden daha “özgürlükçü” olarak bildiği AB ülkelerinde de durum farklı değil.
Kadınların dünyanın her yerinde kadın olmaktan kaynaklı sorunları ortaktır. Cinsiyet eşitsizliğini -ataerkinin de desteğiyle- yeniden üreten politikalar toplumsal yaşamın her alanında olduğu gibi ev içinde ve çalışma yaşamında da kendini göstermektedir.
Özel mülkiyetin “çelik çekirdeği” aile, kadının hem bedeninin hem duygusal/fiziksel emeğinin alabildiğine sömürüldüğü bir kölelik mekanı. Rahatlıkla söyleyebiliriz ki, bu, dünyanın her yanında böyle!
Ev dışındaki üretimde yer alsın ya da almasın kadından beklenen “aile”nin bütün fertlerinin ertesi günkü iş gücünün yeniden üretimindeki rolünün biteviye tekrarlanmasıdır. Çalışan kadınlar bu işlere günde 3.5 saat, çalışan erkekler ise 45 dakika ayırıyor. Çalışmayan kadınlar ise 5 saati bezdirici bir ritimle tekrarlanan bu işe heba ediyorlar. Oxfam’ın araştırmasına göre, “Bu işlerin ücretsiz olarak üstlerine yıkıldığı kadınların tümü eğer tek bir şirket için çalışıyor olsaydı, söz konusu şirketin yıllık cirosu Apple’ın cirosunun 43 katına denk gelecekti. Bu, dünyadaki ilk 50 şirketin toplam cirosundan fazla!”
Görünmez Emek
Bakım emeğini bedavaya getirmek burjuva devletler açısından vazgeçilmezdir. Kapitalizmde bütün bu tüketici işler kadının sırtına yıkılmıştır. Ataerkil kapitalist sistem dayattığı politikalarla, güvencesiz çalışmayla ücretsiz bakım emeği “görevlerini” bir arada sürdürecek, aile kurumunu ayakta tutabilecek, en aza ve en zor olana boyun eğecek, böylece ücretlerin de en alt sınıra çekilmesinin yükünü omuzlayacak bir kadın profili yaratmanın, yaratılmış olanı daha da derinleştirip pekiştirme peşindedir.
ILO’nun 2023 küresel tahminlerine göre dünya genelinde yaklaşık 748 milyon kişi bakım sorumlulukları nedeniyle iş gücüne katılamamaktadır. Bu grubun 708 milyonu kadın, yalnızca 40 milyonu erkektir.
Zaman kullanımı araştırmaları da benzer bir tablo çiziyor. Küresel ölçekte ücretsiz bakım ve ev içi işlerin yaklaşık yüzde 76’sı kadınlar tarafından yapılmaktadır. Bu durum kadınların ücretli istihdama katılımını ve ekonomik bağımsızlığını doğrudan etkilemektedir.
Patronların hem ucuz kadın emeğinden hem de iş gücünün yeniden üretimini masrafsız hale getirmek için kadınların sırtına yüklemekten sağladıkları faydayı, elde ettikleri kazancı kafalarda canlandırmak açısından bu veriler çarpıcıdır.
“Uygar” Avrupa Birliği ülkelerinde de kadınlar daha çok yarı zamanlı ve güvencesiz çalışıyor.
Kadın emeğini daha da görünmez kılan ise ucuz, esnek, parça başı, uzaktan ve “freelance” denilen çalışma biçimleri. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine bağlı olarak kadınlar ev içi bakım yüklerinin baskısı ve geleneklerin zihinlere yerleştirdiği önceliklere bağlı olarak -ve seçenekleri olmadığını düşündüklerinden- güvencesiz ve esnek işlere daha kolay olur veriyorlar. Burjuvazi de bunu gayet iyi bildiğinden kadın iş gücünü çoğunlukla dolgu malzemesi olarak kullanmaya yöneliyor.
Sözgelimi AB ülkelerinde yarı zamanlı çalışmada kadınların payı (yüzde 27,8) olurken erkeklerinki (yüzde 7,7) yaklaşık dört katına ulaştı. Belirli süreli sözleşmelerde kadın oranı yüzde 11,3 olurken bu oran erkeklerde yüzde 8,9.
Avrupa Birliği ülkelerinde 2024 verileri kadın-erkek istihdam farkının yıllar içinde büyüdüğünü ortaya koyuyor. 20-64 yaş grubunda erkeklerin istihdam oranı yüzde 80,8 olurken bu oran kadınlarda yüzde 70,8’de kaldı. Böylece cinsiyete dayalı istihdam farkı 10 puan olarak ölçüldü. Bu eşitsizlikler sürdükçe kadınların erkeklerle eşdeğer işe eşit ücret almaları için bazen yıllar bazen yüzlerce yıl geçmesi gerekecek.
O kadar öyle ki İngiltere’deki Sendikalar Konfederasyonu (TUC), mevcut ilerleme hızının devam etmesi halinde cinsiyetler arasındaki maaş farkının kapanmasının 2056 yılına kadar mümkün olmayacağını açıkladı. TUC, bu maaş eşitsizliği nedeniyle ortalama bir kadın çalışanın “yılın 47 gününü fiilen ücretsiz çalışarak geçirdiğini” belirtti. Bu anlamda kadınların mücadelesi Yunan mitolojisindeki Sisyphos’un kaderini çağrıştırıyor.
Ücret ve İstihdam
Hayatın her alanına sirayet eden toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan ayrımcılık kendini ücretlerde de gösteriyor; kadınlar aynı işi yapmalarına rağmen eşdeğer pozisyonlardaki erkeklerden daha az maaş alıyor.
Bu o kadar baskın bir eğilim ki, hangi işkolunda olursa olsun kadınların eğitim seviyeleri erkeklerden daha yüksek olmasına rağmen çalışma yaşamında daha az yer bulabiliyorlar. 2022 yılında Avrupa’da kadınların yüzde 37,1’i üniversite mezunu iken bu oran erkeklerde yüzde 31,4’tü. Ancak kadınların istihdam oranı yüzde 64,9 ile erkeklerin yüzde 74,7’lik oranının gerisinde kaldı.
Bütün bunların bir sonucu olarak Avrupa genelinde kadınlar erkeklerden yüzde 12,7 daha az kazanıyor. Dünya ölçeğindeki verilere göre, Avrupa Birliği’nde kadınlar, erkekler tarafından kazanılan her 100 euro’ya karşılık ortalama 87,3 euro kazanıyor. Bu eşitsizlik, kadınların aynı gelir seviyesine ulaşabilmek için fazladan 1,5 ay çalışması gerektiği anlamına geliyor.
Toplumsal cinsiyet ücret farkının Avrupa ülkeleri arasında büyük farklılıklar gösterdiği buradan da ortaya çıkıyor. Ücret farkında Estonya yüzde 21,3 ile en yüksek orana sahipken, onu Avusturya (yüzde 18,4), İsviçre ve Çekya (her ikisi de yüzde 17.9) izliyor. Almanya’da bu fark yüzde 17,7 iken, Fransa’da yüzde 13,9 seviyesinde.
Kadınlar genellikle sağlık, eğitim, hasta ve yaşlı bakımı gibi düşük maaşlı sektörlerde yoğunlaşıyor. Bu ayrışma ücret farkının yüzde 24’ü anlamına geliyor.
Kadın Cinayetleri: Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği ve Ayrımcılığın Acı Sonuçları
Kadın erkek eşitsizliği ve kadınlara dönük ayrımcılıktan kaynaklanan kadına dönük şiddet dünyanın her yerinde olduğu gibi Avrupa ülkelerinde de hükmünü yürütmektedir. Polonya’dan Meksika’ya, Fransa’dan Arjantin’e… kadına dönük şiddet, yüzlerce yıl önceki kazanımları gasp etme hedefli adımlarla eşgüdümlü ilerliyor. Düşünün ki, 150 yıl önce kazanılmış olan sağlıklı şekilde kürtaj yaptırma hakkını bile rafa kaldırmak için atak üzerine atak sergileniyor.
Avrupa genelinde ve Almanya’da kadınların hayatlarının en az bir döneminde cinsel tacize uğradığını belirten anket oranları yüzde 45-60 arasında değişirken, bazı çalışmalarda bu oran yüzde 94’e kadar çıkmaktadır. Gündelik hayatta maruz kalınan sözlü taciz göz ardı edilse de ilgili kurumlara yapılan başvurular sorunun ciddiyetini göstermektedir. Nedeni de Almanya’da ‘sözlü tacizin sadece işyerinde yasak’ olmasıdır.
Kadın cinayetlerindeki tırmanış bütün AB ülkelerini kesmektedir. Rakamlar hem çok şey söyler hem de -onun sınırları içinde düşünüldüğünde- sayılara indirgenen kadınların hayatlarını görünmez kılar. AB burjuva devletleri kadınları korumaya yönelik bütçeleri keserek ve kadın haklarını ırkçı politikaları meşrulaştırmaya alet ederek onların yaşamlarını açık bir şekilde tehlikeye atıyor. Sözgelimi Almanya’da 2024’te 308 kadın cinayeti işlendi. Her yerde olduğu gibi bu cinayetlerin de çoğu aile içinde işlendi.
2024’te Almanya’da 824 kadın ve kız çocuğunun kadın cinayeti girişiminin mağduru olduğu saptandı. Bu, 2024’te günde 2’den fazla kadın cinayeti girişimi olduğu anlamına geliyor.
Fransa’da 2024’te 107 kadın öldürüldü, bu kadına yönelik şiddetin yüzde 11 arttığı anlamına geliyor. Cinayetler failin ya da mağdurun evlerinde işlendi. Kadın cinayetlerinde Avusturya başı çekiyor. Sadece geçtiğimiz yıl içinde tanıdığı bir erkek tarafından katledilen kadın sayısı 17. Bu da ortalama her üç haftada bir kadının öldürüldüğünü ortaya koyuyor.

