Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

15 Şubat’tan Rojava’ya

Eylem Aktı Eylem Aktı
15 Şubat 2026
Yazı
0
15 Şubat’tan Rojava’ya
0
SHARES
88
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Kadınlar; sokak eylemlerinden akademik çalışmalara, diplomatik girişimlerden yerel örgütlenmelere kadar çok yönlü bir mücadele hattı örerek yaşama dair sözlerini kurmaya devam ediyorlar. Özellikle kadın özgünlüğünde yürütülen kampanyalar, erkek egemen siyasal alanın dışına taşarak yeni bir politik dil yaratmıştır

Tarih boyunca kadınlar her dönemde üstü örtünmek istenen bir kimlik olmuştur. Susturmanın, yok saymanın modelleri değişmiş ise de zihniyet ve amaç her daim kirli konumunu korumuştur. Bu konuda yazılan yüzlerce yazı, kurulan binlerce söz yüreklerde yerini aldı diye düşünüyorum. Böyle bir gerçeklikte Kürt Özgürlük Mücadelesi, “özüne sadık bir kadın kimliğinin” reçetesi oldu tarih sayfalarında. Özelinde kadın kurtuluş ideolojisi; sonsuz boşanma, özgün örgütlenme yöntemleriyle öze dönüş amacımızın haritası olmuştur. Öcalan’ın savunduğu demokratik konfederalizm modeli; devletçi, militarist ve erkek egemen sistemlere karşı halkların, ekolojinin ve kadınların özne olduğu bir yaşam tasavvurunu içeriyor. Paradigma, kadın için sihirli bir değnek misali yaşama nefes olmuştur. Mikro ve makro düzeyde kurulan kirli sistemin bozguna uğramasından korkan tahakküm zihniyetinin komployla kendini var ettirme arayışına girişmesi, bir başka susturma ve yok sayma modelidir.

15 Şubat 1999, Kürt halkının mücadele tarihinde keskin hatları ve amaçları da hatları kadar keskin olan dönüm noktalarındandır. Kürt halkının tarihsel yürüyüşünde yalnızca bir tutuklanma tarihi değil; modern ulus-devlet sisteminin, Kürt özgürlük iradesini boğmak için kurduğu çok katmanlı bir komplonun sembolik adıdır. Öcalan, özelinde Ortadoğu ve dünyada hüküm süren kırım düzenine nefes aldırmak amacıyla çıktığı yolda, gladyatör devletlerin elleriyle uluslararası bir operasyonla esir alınmıştır. Bu olgu, yalnızca bireysel bir aktörün devre dışı bırakılmasından öte; Ortadoğu’da alternatif bir toplumsal-siyasal modelin doğuşunu engelleme girişimi olmakla birlikte Kürtlerin siyasal özne olma iddiasına, alternatif bir yaşam ve toplum modeline yönelmiş stratejik bir saldırıdır. Kabul ettirilmek istenen bir Kürt kimliği; tarihi, kültürü ve mücadelesini tekrardan idam sehpalarıyla, sürgünlerle, soykırımlarla insanlık tarihinin tozlu rafına kaldırmak da en büyük amaçlarındandı. Özellikle vurgulanması gereken bir diğer nokta ise 15 Şubat komplosunun, kadın özgürlük paradigmasına karşı yönelmiş sistematik bir saldırı olduğudur. Çünkü Abdullah Öcalan’ın teorik ve politik çözümlemelerinde kadın, tali bir başlık değil; toplumsal özgürleşmenin asli öznesidir. “Kadın özgürleşmeden toplum özgürleşemez” tezi, Kürt özgürlük hareketinin ideolojik omurgasını oluşturur. Bu nedenle 15 Şubat komplosu, aynı zamanda kadın özgürlük mücadelesine karşı bir saldırı olarak da okunmalıdır.

Her ne kadar komplo, Öcalan’ın ağır fiziki tecrit koşullarıyla devamlılığını yıllar içinde sürdürmüşse de bugün elde edilen kazanımlar, komplonun boşa çıkarıldığının en büyük cevabı hâlini almıştır. Baskı koşulları aksine kadınların politik bilincini derinleştirmiş, mücadeleyi daha kolektif ve ideolojik bir düzleme taşımıştır. “Kadına yaklaşım, insanlığa yaklaşımdır” sözleriyle biz kadınlarda umut kaynağı olduğu gerçekliği ve yoldaşlık inancıyla Öcalan’ın “yarım kalan projem” olarak adlandırdığı Jineolojî çalışmaları, komploya karşı bir cevap geliştirebilmiştir. Bunun yaşamsal karşılığı da sohbet edilen bir anneyle, gidilen mahallelerde, alınan her bir Jineolojî atölyesinde komplonun boşa çıkarılması adına kurulan cümlelerde, atılan adımlarda gizlidir. Öcalan’ın “Kadınlar yazıyor mu?” söylemi, biz kadınlara karşı olan bağını ve inancını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu bağın kuvveti ve bilinci, birçok kadın çalışmasını beraberinde getirmiştir. Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH), Kongreya Jinên Azad (KJA) ve Tevgera Jinên Azad (TJA) öncülüğünde geliştirilen kampanyalar, bu anlamda komplonun boşa çıkarılmasında belirleyici bir rol oynamıştır. “Öcalan’a özgürlük, Kürt sorununa demokratik çözüm”, “Güneşimizi Karartamazsınız” gibi şiarlarla yürütülen ulusal ve uluslararası kampanyalar, kadınların politik iradesini görünür kılmakla kalmamış; aynı zamanda tecrit sistemine karşı güçlü bir toplumsal basınç oluşturmuştur. Bununla birlikte İmralı Adası’na ses olabilmeye çalışmak, göğsümüzü kabartan gerçekliğini sonuna kadar korumaktadır.

Kadınlar; sokak eylemlerinden akademik çalışmalara, diplomatik girişimlerden yerel örgütlenmelere kadar çok yönlü bir mücadele hattı örerek yaşama dair sözlerini kurmaya devam ediyorlar. Özellikle kadın özgünlüğünde yürütülen kampanyalar, erkek egemen siyasal alanın dışına taşarak yeni bir politik dil yaratmıştır. Annelerin öncülük ettiği adalet arayışları, genç kadınların özsavunma bilinciyle yürüttüğü çalışmalar ve Jineolojî etrafında şekillenen bilgi üretimi, komplonun hedef aldığı kadın özgürlük paradigmasının aksine daha da kökleştiğini gösteriyor. Bu durumun, baskı ve tecridin her zaman geri çekilmeyi değil; kimi zaman daha örgütlü ve bilinçli bir direnişi beslediğini ortaya koyduğu aşikârdır.

Ve bugün gelinen aşamada kadınların geliştirdiği bu mücadele hattı, Rojava’da kurumsallaşmış bir toplumsal gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Kürt tarihsel birikiminin en somut ve görünür ifadesi, Rojava’da ortaya çıkan deneyimdir. Kuzey ve Doğu Suriye’de inşa edilen özyönetim sistemi; eşbaşkanlığı, kadın savunma birlikleri, kadın meclisleri ve Jineolojî çalışmalarıyla erkek egemen Ortadoğu siyasetinde tarihsel bir kırılma yaratmıştır. 2012’den itibaren Rojava’da inşa edilen sistem, Ortadoğu’nun alışılmış siyasal kodlarını kökten sarsmıştır. Tam da bu nedenle Rojava sürekli saldırı altındadır. Askerî operasyonlar, ambargolar, demografik mühendislik ve siyasi izolasyon; bu deneyimi boğma çabasının güncel biçimlerindendir. Rojava’ya yönelik saldırılar yüzeyde “güvenlik” veya “terörle mücadele” söylemleriyle gerekçelendirilse de bizler biliyoruz ki özünde kadın öncülüğünde gelişen özgürlükçü toplum modeline duyulan sistemsel korkuyu yansıtıyor. Çünkü Rojava’da kadın yalnızca hayatta kalmaya çalışan bir mağdur değil; silahlanan, yöneten, karar alan ve toplumu dönüştüren bir özne konumundadır. Bu durumun hem bölgesel ataerkil yapılar hem de küresel kapitalist sistem açısından kabul edilemez bir gerçeklik olduğu, her pratiklerinden okunabilmektedir.

Bundan dolayı “bugün Rojava’da yaşanan süreç, güncel 15 Şubat’tır” demek yerindedir. Sonuçta hedef alınan, bu paradigmanın pratikte vücut bulmuş hâlidir. Altını olabildiğince çizmekte fayda vardır ki; 15 Şubat komplosu ile bugün Rojava’ya yönelen saldırılar arasında doğrudan bir süreklilik vardır. Birinde paradigmatik merkez hedef alınmış, diğerinde ise bu fikrin hayata geçtiği alanlar kuşatılmaktadır. Ve her iki durumda da kadın bedeni, emeği, iradesi ve kazanımları özel olarak hedef hâline getirilmiştir. Rojava’da kadınların doğrudan hedef alınması tesadüf değildir. Rojava’ya karşı gerçekleştirilen son saldırılarda kadın savaşçıların bedenlerine edilen işkenceler, binadan atılan Deniz Çiya; yine bir kadın savaşçının saç örgüsüne edilen hakaret, esir alınan kadınlara yönelik tutum ve söylemler saldırıların asıl hedefini bizlere anlatmaktadır. Bir bütün olarak savaşlarda kadınlara yönelik şiddetin artması, zorla yerinden etme politikaları, cinsel suçların bir savaş yöntemi olarak kullanılması ve kadın kurumlarının özellikle hedef alınması patriyarkal sistemin bilinçli tercihidir. Çünkü özgürleşmiş kadın yalnızca bireysel bir kazanım değil; tüm toplumsal yapıyı dönüştüren bir güçtür. Bu güç hem yerel otoriter rejimleri hem de küresel kapitalist düzeni rahatsız etmektedir. Aynı zamanda Rojava’daki kadın deneyimi, Ortadoğu’daki tüm kadınlar için de ilham verici bir model oluşturmuştur. Rojava’da yaşayan Arap kadınların kadın savunma birliklerine karşı tutumu ve yaklaşımı bunun göstergesidir. Arap kadınların son saldırılar sonrasında kadın savunma birlikleriyle tekrardan iletişime geçme çabaları, köklerimizin ne denli yayılabildiğini gösteriyor. Ayrıca bugün eylemsellikleri hâlâ devam eden Rojhelat’taki kadınların da güçlerini aynı şekilde Rojava mücadelesinden alması, büyük bir gerçeklik payı içeriyor. Açıkçası kadının siyasete katılımı, özsavunma hakkı, toplumsal üretimde söz sahibi olması ve bilgi üretiminde özneleşmesi bölgesel ölçekte ciddi bir zihinsel kırılma yaratmıştır. Bu nedenle Rojava’ya yönelen saldırılar yalnızca Kürt kadınlara değil; Ortadoğu’da özgür bir yaşam arayışındaki tüm kadınlara verilmiş bir gözdağı niteliği taşıdığını dile getirmek gerekir. Bundan dolayıdır ki Rojava biz kadınların da “kırmızı çizgisidir”. Özelinde kadınların ve bölgede yaşayan tüm halkların Rojava’yı sahiplenmesinin bu bilinçle olması gerekiyor. Kadına ve yaşama dair elde edilen tüm kazanımların Rojava gerçekliğiyle “Jinwar”da hayat bulması, değerli bir örnek teşkil ediyor.

Sonuç olarak tarihsel deneyimler göstermektedir ki kadınların örgütlü mücadelesi geçici değildir. 15 Şubat sonrası gelişen kadın hareketi, tüm baskılara rağmen geri çekilmemiş; aksine daha derinlikli, daha bilinçli ve daha yaygın bir forma kavuşmuştur. Bugün Rojava’da savunulan kadın kazanımları, bu tarihsel sürekliliğin en somut göstergesidir. Dolayısıyla 15 Şubat komplosu ile Rojava’ya yönelik saldırılar karşısında geliştirilen kadın direnişi yalnızca bir savunma refleksi değil; özgür bir geleceğin inşa iradesidir. Ve bu irade var oldukça ne komplolar ne de saldırılar kadın özgürlük mücadelesini durdurabilecektir.

Etiketler: Kadın haklarıKadın MücadelesiKürt kadın mücadelesiKürt Özgürlük MücadelesiÖzgürlük Demokratik UlusRojava Kadın DevrimiSayı 155
Önceki İçerik

Tıpkı Bir Robot Gibi Yaşamak: Verimlilik Çılgınlığı Neden Bizi Mutsuz Ediyor?

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.