Kadın mücadelesi, eğitimle sınırlı değildir; daha üst bir bilinç ve direniş alanıdır. Ne kadar engel konulsa da bu diyalektik süreç kendi karşıtını doğurur ve Kürt kadınlar açısından alternatif bir güç yaratır. Kürt kadın yalnızca kendisi için değil, tüm dünya kadınları için mücadele etmektedir
Egemen sistemler bizleri emeğimiz üzerinden sömürmektedir. Kadının özgür ve eşit olmadığı bir dünyada, bir ülkede insanca yaşamdan söz etmek mümkün değildir. Çünkü devletler birbirinden bağımsız değildir; çıkarları gereği iç içe geçmiş durumdadır. Bu nedenle o ülkenin erkeğinin de özgür ve eşit olması mümkün değildir. Erkek, ancak onu yetiştiren anne kadar özgür ve eşit olabilir.
Kadınlar tarih boyunca tüm kazanımlarını bedel ödeyerek elde etmiştir. Başta Rojava olmak üzere direnen kadınların yaktığı özgürlük meşalesi, bugün devrimci, demokrat ve sosyalist kadınların ellerinde karanlığı yırtmaya devam etmektedir. Bir toplumda kadınlar özgür, eşit ve insanca yaşamadıkça, o toplumun erkekleri de insanca yaşayamaz.
Kürt kadınlar, özgürlükleri uğruna her anlamda ağır bedeller ödemiştir. Bu nedenle kadın demek; özgürlük, eşitlik ve insanca yaşam demektir. Bir ülkenin adaletli, özgür ve sosyal bir sistem olup olmadığını anlamak için o ülkede yaşayan kadınlara bakmak yeterlidir.
Kapitalist ve emperyalist bir çağda yaşıyoruz. Bu da her ülkede kadınlar üzerinde farklı biçimlerde sömürü ve kıyım yaşandığı anlamına gelir. Türkiye bağlamında ise ciddi bir kadın kıyımı söz konusudur. Bunun temel nedeni, adaletli ve sosyal bir sistemin olmayışıdır.
Türkiye’de kadınlar farklı yaşam alanlarında yer alsa da maruz kaldıkları şiddet biçimleri değişse bile özü aynıdır. İster ev kadını ister çalışan kadın olsun, aynı sömürü düzeninin içindeyiz. Bu düzen gücünü çarpık sistemlerden almaktadır. Türkiye, kadınlar açısından dezavantajlı bir ülkedir. Türk ve Kürt kadınların yanı sıra birçok farklı etnik kökenden kadın aynı sistem içinde var olmaya çalışmaktadır.
Kadınlar daha çocuk yaşta sömürüyle tanışmaktadır. Özellikle Kürt kadınlar ve farklı etnik kökenlere sahip kadınlar, eğitim sisteminin dayatmalarıyla ve ana dilinden mahrum bırakılarak büyümektedir. Oysa insan ana diliyle vardır; bilinçlenme de ana dil üzerinden gelişir. Eğitim yalnızca okulda değil; evde, sokakta ve yaşamın her alanında şekillenir.
Kadının kendini ifade edemediği kurumsal bir sistem, onu dezavantajlı hâle getirir. Bu sistem kadına köleliği dayatırken, erkeği de aynı çarpık düzenin kurbanı hâline getirir. Kültürel farklılıklar nedeniyle Türkçe eğitim alan ya da alamayan kesimler de tam anlamıyla özgür değildir. Kız çocukları da erkek çocukları da çoğu zaman susmayı öğrenir.
Bu nedenle etnik farklılığa sahip olanlar iki kat sömürülmektedir. Dilini bilmediğin bir eğitim sisteminde, dili öğrenene kadar eğitimin kendisini kaçırırsın. Ancak günümüzde Kürt kadının verdiği mücadele, dünya çapında bilinçli kadın profilinin oluşmasına katkı sunmaktadır.
Kadın mücadelesi, eğitimle sınırlı değildir; daha üst bir bilinç ve direniş alanıdır. Ne kadar engel konulsa da bu diyalektik süreç kendi karşıtını doğurur ve Kürt kadınlar açısından alternatif bir güç yaratır. Kürt kadın yalnızca kendisi için değil, tüm dünya kadınları için mücadele etmektedir.
Kürt kadınlar özgürleşmeden Türk kadınların da tam anlamıyla özgürleşmesi mümkün değildir. Bu nedenle dil, din, kültür fark etmeksizin kadınlar güçlerini birleştirmelidir. Kadınlar özgürleştikçe erkekler de özgürleşecektir.
Bilinçli bir erkek köle bir kadını, bilinçli bir kadın da köle bir erkeği kabul etmez. Bilinç ve bilgiden katliam, cinayet ve kötülük doğmaz; aksine yaşam ve insanca varoluş doğar. Ancak bu sistemde kadının kadına şiddetini de göz ardı etmemek gerekir. Bu da sistemin yarattığı bir sonuçtur. Erkekleşmiş bir kadın, ne kadına ne de erkeğe fayda sağlar.
Öte yandan, özgürleşmeyi, bilgiyi ve bilinci kadınla paylaşan; kadın mücadelesini sahiplenen erkekler de vardır. Öcalan’ın kadın özgürlük paradigması üzerine yürütülen mücadele, bu nedenle önemli ve etkili olmuştur ve olmaktadır. Kürt kadınlar açısından alternatif bir güç yaratır. Kürt kadın yalnızca kendisi için değil, tüm dünya kadınları için mücadele etmektedir.
Kürt kadınlar özgürleşmeden Türk kadınların da tam anlamıyla özgürleşmesi mümkün değildir. Bu nedenle dil, din, kültür fark etmeksizin kadınlar güçlerini birleştirmelidir. Kadınlar özgürleştikçe erkekler de özgürleşecektir.
Kadınların bilinçlenmesi ve kendi özgürlüklerini kazanmaları, onları bağımsız kılar.
Egemenlerin emeğimiz üzerinden bizi sömürmesine izin verdiğimiz sürece özgürlük bir hayal olarak kalacaktır. “Hayır” demeyi bilmediğimiz sürece kaybederiz.
Dünya; bilgi, bilinç ve insanca yaşam temelinde, cinsiyet ayrımı olmadan hepimize yeter. Yeter ki anlayışımızı değiştirebilelim. Cinsiyet ayrımları bize kazandırmaz; asıl kazanç, bizi köleleştiren sistemi tanıyıp ona karşı durabilmektir.
Bu sistem içinde ruhumuzu ve emeğimizi özgürlük ve eşitlik için verdikçe, insanca yaşam bizi iyileştirecektir.

