İlk kadın mahkemesinin 50. yıl dönümü vesilesiyle 25-28 Mart 2026 tarihlerinde Belçika’nın Brüksel ve Anvers şehirlerinde düzenlenen 2026 Kadın Tribünali de bu yöntemsel yaklaşımı esas aldı. İlk günkü paneller her ne kadar daha çok akademik bir zeminde yapılsa da göçmen kadınların perspektifine de geniş yer verildiği için önemli bir çeşitliliği barındırdı. Örneğin dönüştürücü bir adalet için ilga edici feminist perspektif, yine pratikte feminist adalet gibi konular etrafında gelişen tartışmalar düşündürücü ve ilham vericiydi
Kadına yönelik suçların yargılandığı ilk mahkeme, bundan tam 50 yıl önce kuruldu. 4-8 Mart 1976 tarihlerinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de toplanan Kadına Yönelik Suçlara Karşı Kadın Tribünali, kadına yönelik şiddetin sistemsel-yapısal boyutlarını ortaya koymada önemli bir rol oynadı. Diana E. H. Russel ve Nicole Van de Ven’ın öncülük ettiği bu ilk Kadın Mahkemesi, BM tarafından ilan edilen ‘Uluslararası Kadın Yılı’na tepki olarak da düzenlendi. Zira Kadın Tribünali’ni düzenleyen feministler, BM’nin kadın sorunlarına yönelmesini “kadınları mevcut ataerkil sisteme entegre etme amaçlı ikiyüzlü bir girişim” olarak görüyordu. Açılışa yazılı mesaj gönderen Simone de Beauvoir da Tribünali “kadınların radikal bir biçimde sömürgecilikten kurtulmasının başlangıcı” şeklinde nitelendirdi.
40 ülkeden 2 bini aşkın kadının katıldığı Tribünal’de kişisel tanıklıklar yoluyla hem kadına yönelik suçlar hem de failler tanımlandı. Tecavüz, aile içi şiddet, kadın kırımı, lezbiyenlere yönelik suçlar, siyasi tutsaklar, savaş, fuhuş, pornografi, tıbbi ve ekonomik suçlar başta olmak üzere; yine ırkçılığın ve sömürgeciliğin beraberinde getirdiği kadına yönelik suçlar ilk defa bu kapsamda ele alındı. Kadın mahkemesinin bir jürisi yoktu, sonunda bir karar da okunmadı. Amaç ‘yargılamak’ değil, devlet hukukunu eleştirmekti.
Vietnam Savaşı döneminde kurulan Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nden ilham alan bu ilk Kadın Mahkemesi, izleyen yıllarda birçok benzer buluşma için model oluşturacaktı. 1993’te Pakistan’da düzenlenen Kadına Yönelik Şiddete İlişkin Asya Kadın Mahkemesi’nden tutalım, geçen yıl İspanya’da gerçekleştirilen Afganistanlı Kadınlar İçin Halklar Mahkemesi’ne kadar hepsine ortak olan yöntemsel yaklaşım, resmî kurumlar tarafından susturulan ya da sesleri hiç duyulmayan kadınların dinlenmesiydi.
İlk kadın mahkemesinin 50. yıl dönümü vesilesiyle 25-28 Mart 2026 tarihlerinde Belçika’nın Brüksel ve Anvers şehirlerinde düzenlenen 2026 Kadın Tribünali de bu yöntemsel yaklaşımı esas aldı. İlk günkü paneller her ne kadar daha çok akademik bir zeminde yapılsa da göçmen kadınların perspektifine de geniş yer verildiği için önemli bir çeşitliliği barındırdı. Örneğin dönüştürücü bir adalet için ilga edici feminist perspektif, yine pratikte feminist adalet gibi konular etrafında gelişen tartışmalar düşündürücü ve ilham vericiydi.
Madam Fortuna öncülüğünde, aralarında Avrupa Kürt Kadın Hareketi (TJK-E) ve Jineolojî Merkezi’nin de yer aldığı 40’tan fazla kadın örgütü tarafından düzenlenen 2026 Kadın Tribünali, salt akademik ve elitist bir etkinlik olarak değil, artistik ve aktivist bir kadın buluşması olarak tasarlandı. Birilerinin anlattığı, çoğunluğun dinlediği bir formattan ziyade bütün katılımcıların kendi deneyimlerini paylaştığı bir zemin olarak organize edildi. O yüzden son gününde ‘Derin Demokrasi Oturumu’ kapsamında kurulan 50 masanın etrafında yüzlerce kadın, siyasal, kültürel, ekonomik, özel ve kamusal alanda karşılaştığı şiddet ve adaletsizlik deneyimlerini paylaştı. Tribünal için özel geliştirilen bir yazılım ile tutulan notlar bir havuzda anında derlenip öne çıkan noktalar belirlendi. Bu kez değişen bileşenlerle masaların etrafında kadınların yaşadığı zorlanmaların aşılması için çözüm yolları tartışıldı. Örneğin benim de yer aldığım masa, kadınların ekonomik bağımlılığını ortadan kaldırmanın yol ve yöntemlerine yoğunlaştı; ayrıca kadınların nasıl ciddiye alınacağını tartıştı. Bu tartışmalar içerisinde sadece devletin üzerine düşenler ele alınmadı, aynı zamanda kadınlar olarak toplumsal değişimin öncülüğünü nasıl yapabileceğimiz de tartışıldı. Jinwar modeli gibi komünalist-kolektif kadın ekonomi ve yaşam modelleri üzerinde durulduğu gibi, öncelikle bizlerin kadın olarak kendimizi ve hemcinslerimizi ciddiye almamız gerektiği vurgulandı.
Yürütülen bu tartışmaların tümü, ağırlıkla İngilizce, Fransızca ve Flamanca olmak üzere çeşitli dillerde yapıldı. Her ne kadar tarz olarak çokça yapılan atölyelere benzese de Derin Demokrasi Oturumları, farklı kuşak ve uluslardan kadınların rahat ve eşit bir şekilde hem kendi deneyimlerini paylaştığı hem de kolektif bir akıl ile çözüm yolları geliştirdiği bir format oldu.
2026 Kadın Tribünali, gerek sergiler gerek paneller ve konuşmalarla 50 yıl önce düzenlenen ilk kadına yönelik suçlar mahkemesini tanıttı ve bağ kurdu. 1976’daki Kadın Tribünali’ni çok uluslu feminist hareket tarihi içerisinde ele alıp yol açtığı gelişmelere dikkat çekti. Fakat yaşanan bütün bu gelişme ve elde edilen kazanımlara rağmen hâlâ kadın mahkemelerine ihtiyacımızın olduğu tespiti yapıldı. Çünkü kadına yönelik suçlarda cezasızlık politikası aşılmış değil. Bununla birlikte kadın hakları ve kazanımlarına karşı dünyanın dört bir yanında sistematik saldırıların yükseltildiği bir dönemin içindeyiz. Başta kadın kırımı olmak üzere kadına yönelik suçların kaynağını ve yeniden üretim merkezlerini daha fazla irdelemeye, bu suçları teşhir ve ifşa etmeye, daha etkili mücadele yol ve yöntemleri geliştirmeye ve adalet sağlamaya ihtiyacımız var. 2026 Kadın Tribünali daha çok 50. yıl dönümü nedeniyle sembolik bir amaçla bu isim altında düzenlendi. Devlet dışı, sivil girişimler olarak düzenlenen kadın veya halk tribünalleri, devlet hukuku üzerinde yaptırım gücüne sahip olmadığından zaten daha çok ‘sembolik’ mahkemelerdir. Ancak kadına yönelik suçlarla ilgili kolektif bilinç, irade, eylem gücü, pratik mücadele ve politika geliştirmek için önemli bir zemin sunuyorlar. O yüzden 50. yılında Kadın Tribünalleri’ni çoğaltmaya ihtiyacımız var.

