Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Savaşa Karşı Özgür Kadın Bildirgesi

Ruşen Seydaoğlu Ruşen Seydaoğlu
15 Mart 2026
Yazı
0
Savaşa Karşı Özgür Kadın Bildirgesi
0
SHARES
40
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Uluslararası zeminde de bu zincirlere yeni halkalar eklenir. Ulus devletlerin “rıza” ile dahil olduğu sistemde daha güçlüsü karşısında daha zayıf olan, artık doğanın, kadının yerini alır. Ortadoğu güvende olmak için batının güvenlik kalkanına mecburdur. Güvenliği sağlamak için gelirler, doğasını, kadınları, çocukları katlederler. Yetmez. Nitekim bu çok da masraflıdır. Öyleyse komşu ülkeleri kendi ordularına dönüştürmeli ve birbirleri üzerine sürmelidirler

Bütün savaş hikayelerinin süslendiği, meşrulaştırılmaya çalışıldığı belki de en tehlikeli kavramların başında güvenlik meselesi vardır. Ülkenin korunması gerekiyordur, sınırın ötesinde ya da içinde hep düzeni yıkmaya çalışanlar vardır ve pusudadırlar. Öyle ki barış için kurulduklarını iddia eden uluslararası mekanizmalar bile aslında barışı değil de sakinlik döneminde dünyanın iki karşıt kutbunun savaşmak için yeterince silahlanabileceği zemini yani savaşı, savaşın kurallarını düzenlemek zorundadırlar çünkü üyeleri ulus devletlerdir. Savaşın ürünü olan ulus devletler.

Tabi sadece savaş dönemlerinin değil bugünün uluslararası ilişkilerinin de ulusların kurgulanışının da kurucu kavramları güvenlikle başlar ve türer. Ele alınış biçimi ve arka planıyla karşımıza çıkan sıralamalarda istikrarla beraber ama demokrasiden önceki adım olarak tariflenir. Yani önce güvenliği sağlayalım sonra demokrasiyi kurarız, denir. Kendince makul gerekçe olarak da anarşiye karşı egemenlik teorisini sunar. Ama hiçbir zaman sıra demokrasiye gelmez, egemenlik topluma geçmez.

Bu durum uluslararası sulardaki güvenlik paranoyasını devam ettirirken ulus devletlerin de hukuku, ahlakı, toplumsal değerleri yönetimlerde askıya almasını elverişli kılar. Yerleşik bir yönetim kültürü olarak güvenliği adeta kendini oluşturan toplumun yerine ikame eder. İnsanı mutlak surette anarşiye, kusura meyilli varlık olarak ele alıp hayati dediği “düzeni” de güç ve çıkar alanı halinde kurgular. Doğa durumundaki insanın kaotik gelen yaşamının dizginlenmesi amacını toplumla sözleştiğini iddia ederek “yasallaştırır”. Ancak tam da bu yüzden güvenlik politikalarıyla yönetim kabiliyeti ve sözleşmesi iflas edecektir.

Haliyle artık savaşa karşı mı güvenlik yoksa savaş için mi güvenlik soruları birbirine karışmış durumdadır. Ama her iki türlü de güvenlikten ne özgürlük ne eşitlik ne de barış hali çıkar. Sınır ötesi operasyonlar da içerideki savaş ve çatışma konseptleri de toplumları kırımdan geçirerek kontrolde tutmanın etkili bir yöntemi olarak kullanılır. Kırımdan geçirilenlerin başındakiler ise hiç değişmez; doğa ve kadınlardır. Yani savaş-güvenlik konsepti temelde doğa durumunu ve doğa içinde, özgürlük eğilimindeki insanı hedefleyerek ıslah edilmesini, ulus devletlerin sınır güvenliği adı altında korunması için toplumların katliamdan geçirilmesini ve yasallaştırma ile bu halin uluslararası kabulünü oluşturur.

Devlet adeta insanlaştırılarak; sorumlu olan, sorumlu olunan haline gelsin diye bütün aygıtlarıyla devreye girer. Medya, kültür kurumları, ekonomi politiği, eğitim müfredatı eliyle ince ince toplum ikna edilmeye çalışılır. Bir zaman sonra, kitlelere dönüşen kişiler yerli ve milli duygularla “devlet sensin” öğretisine inanmaya başlar.

Kendi yurdunun ormanları, nehirleri, köyleri güvenlik sebebiyle yakılıp yıkılırken bu katliam güvenlik naralarıyla rızayı inşa edebilir olur. Ta ki yaşayacak yeri, içecek suyu, besleneceği toprağı, nefes alacağı göğü kalmayana kadar. Kadın da bu güvenlik illüzyonundan nasibini alacaktır. İçindeki özgürlük arzusuna kapılmasın diye sadece anne olduğuna, eş olduğuna, kardeş olduğuna inandırılır. İçinde yaşadığı kafes, hayatta kalabileceği tek yermiş gibi, çıktığı an güvenliği kalmayacakmış gibi an be an manipüle edilir. Hesapta, buna inanacak ve kendini korumak için evin içinde kalmaya rıza gösterecektir. Evdeki erkeğin şiddeti, katliamı baş gösterene kadar.

Uluslararası zeminde de bu zincirlere yeni halkalar eklenir. Ulus devletlerin “rıza” ile dahil olduğu sistemde daha güçlüsü karşısında daha zayıf olan, artık doğanın, kadının yerini alır. Ortadoğu güvende olmak için batının güvenlik kalkanına mecburdur. Güvenliği sağlamak için gelirler, doğasını, kadınları, çocukları katlederler. Yetmez. Nitekim bu çok da masraflıdır. Öyleyse komşu ülkeleri kendi ordularına dönüştürmeli ve birbirleri üzerine sürmelidirler. Yeterince zayıfladıklarında da gelip olaya el koyar, “barışı” sağlar ve hesaplarını çıkarırlar.

Yeni-eski dünya düzeninin bu kurnaz politikası Orwell’in 1984’ünde “Biz düşmanlarımızı yok etmek için uğraşmayız, onları değiştiririz. Bilmem, anlatabiliyor muyum?” cümleleriyle somutlaşmış gibidir. Günün sonunda kendisini devlet sanan, kendisine hiçbir zaman ulaşmayacak zenginleşme, refah ya da kahramanlık hali için ölmesi, öldürmesi gerektiğine inanır. Ona bunu yapan ise uzun vadede savaşların kazananları olmayacağından bihaber, yerini koruduğuna iknadır.

Ama başka türlüsü de mümkündür.

Savaşlar onları engelleyecek hiçbir şey olmadığı için vardır, sözünü yeniden düşünme fırsatı veren gelişmelerle dolu bir süreçten geçiyoruz. Öcalan bir dizi mesajı ve açıklamasıyla birlikte; 8 Mart’ta gönderdiği Özgür Kadın Bildirgesi ile birçok anlamının yanında güvenlik meselesine, güvenlikçi politikalara eleştirel güvenlik tartışmalarını bir adım öteye taşıyarak, hatta güvenlik kavramsallaştırmasının dayandığı kaynakları boşa çıkararak bakmaya alan açtı. Üstelik bunu doğrudan bu kavramların hiçbirini kullanmayarak düşündürebildi.

Bildirge ile doğa durumundaki kadının ve ortaya koyduğu değerlerin insanlaşmanın, birlikte yaşamın imkânı olarak sunulması; insanın kaotik, kontrol altında tutulması gereken, anarşi arzusundaki varlık olduğuna itiraz niteliğinde görülebilir. Nitekim bu itiraz insanın aynı zamanda ahlaki-politik bir varlık olarak ele alınmasını, kadını özne konumunda görmenin demokratik bir yaşam için atılacak en önemli adım olduğunu da içeriyordu.

Bu yaklaşım bir kez daha pozitivist bilimin tamamına ama yazının odağı itibarıyla ulusal ve uluslararası güvenlik literatürüne de insan ve düzen temelindeki belirlemeleri açısından esaslı bir müdahale demekti. Toplumların demokratik ilkelerle birbirine bağlandığı yaşam, hayatta kalmanın asıl yoluydu. Ve yol; ancak kadının kırımdan geçirilmeyeceği, özgürce düşüneceği, eyleyeceği, öncülük yapacağı zeminlerin döşenmesine bağlıydı. Böylelikle düzen anlayışı ulus devletin denetim ve güvenlik dayatmasından kurtarılacak, toplumsal bir düzen için asıl ihtiyacın güvenlik değil demokrasi, özgürlük ve eşitlik gibi değerlerle, komünal-yatay ilişkilenmelerle sağlanacağı kendini ispatlayacaktı.

Yaşam deneyimine, bilimsel yaklaşıma ve tarihsel çözümlemelere dayanan bu tahayyül insanı, kadını, çeşitliliklerle dolu toplumları hatta devletleşmiş yapıları bile pozitivizmle ezber ettirilenlerin dışındakini görmeye, savaşlarla, güvenlik politikalarıyla sıkıştırıldığı formu aşarak aslında statüsüzlükten çıkmaya, tarihe yeniden ama bu kez kadın özgürlükçülükle bakarak dönüşen ve dönüştüren iradeye kavuşmaya yine, yeniden davet etmiş oldu.

Etiketler: FeminizmKadın DayanışmasıKadın haklarıKadın MücadelesiKürt kadın mücadelesiMücadele ve DirenişSayı 159
Önceki İçerik

8 Mart’ın Tarihsel Seyri

Sonraki İçerik

Yönetimler, yöneticiler değişti, İran’da kadın direnişi kaldı

Sonraki İçerik
İran için Devrimci Feminist Tutum: Otoriterliğe, Emperyalizme, Siyonizme ve SAVAŞA HAYIR!*

İran için Devrimci Feminist Tutum: Otoriterliğe, Emperyalizme, Siyonizme ve SAVAŞA HAYIR!*

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.