Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Rojava Bağlamında Son Saldırılar ve Kadın Devrimi

Bîrgul Daş Bîrgul Daş
8 Şubat 2026
Yazı
0
Rojava Bağlamında Son Saldırılar ve Kadın Devrimi
0
SHARES
43
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Direnişin günlük bir emek olduğu Rojava’da kadınlar, doğa ve içsel benlikleriyle iç içe geçmiş bir toplum inşa etmişlerdir. Mezopotamya topraklarında yaşamış atalarının izinden giderek, yaşamın kadın ve toprak etrafında şekillendiği bir dönemi yeniden canlandırmakta ve bu yolla toplumsal yaşamı geri kazanmaktadırlar

Rojava’da son zamanlarda gerçekleşen saldırılar, Kürtlerin kendi kaderini tayin etme çabalarını bastırmanın yanı sıra kadın devriminin öncü başarılarını ortadan kaldırmayı amaçlayan ikili bir saldırıdır.

Kadın özerkliği, taban demokrasisi ve sosyal ekoloji ilkelerini temel alan Rojava devrimi; çatışma ve baskıdan güç alan, özgür ve eşitlikçi bir yaşam modelini yok etmek için çırpınan ataerkil güçler tarafından kuşatma altındadır.

Rojava’da kadınların oynadığı önemli rolü ve bunun son saldırılarla nasıl ilişkili olduğunu incelemeden önce, bu hareketi sadece bir “proje” olarak nitelendirme eğilimine karşı çıkmalıyız. Rojava paradigmasını Kürtlerin kendi kaderini tayin etme ve devrimci düşüncenin gerçekleşmesi olarak değil, geçici bir deney olarak nitelemek, genellikle onun kalıcılığını ve meşruiyetini ortadan kaldırmak için tasarlanmış bir muhalefet propagandası aracıdır. Rojava halkı, istisnai bir durumdan uzak, statükoya somut bir alternatif sunmakta ve bir toplumun küresel kapitalizmin araçları ve yapıları yerine kendi yolunu seçtiğinde toplumsal yaşamın mümkün olduğunu kanıtlamaktadır. Rojava, cihatçı vizyonun yaşayan bir antitezidir. Militanlar katı dinî kuralları dayatıp en savunmasızları hedef alırken, Rojava’da Êzidî, Hıristiyan ve Müslüman kimliklerinin sentezi bambaşka bir toplumsal güç yaratıyor. Bu güç, muhaliflerinin korktuğu her şeyi barındırıyor: başarılı ve çoğulcu bir devrim.

2015 yılında Kobanê Devrimi sırasında yenilgiye uğrayan sözde İslam Devleti ve emperyalist güçlerin bir aracı olan liderleri, artık sadece Kürtler tarafından değil, kadınlar tarafından da yenilgiye uğramaktan korkuyor. Bugün, Êzidî kadınları kaçırıp köle olarak tutan aynı IŞİD zihniyeti, Kürt kadınların örgülü saçlarını kesiyor, bedenlerini binalardan atıyor ve şehitleri anmak için yapılan heykelleri parçalıyor. Ataerkil iktidar için, istediği gibi hareket etme ve var olma özgürlüğüne sahip, silahlı bir kadından daha korkutucu bir şey yoktur. Onun direnişi hem fiziksel bir savaş hem de zihinsel bir devrimdir. Rojava kadını, düşmana onurunu ya da bedenini köleliğe teslim etmektense kendi hayatını seçen kadındır. Bunu bilen militanlar, kadınlardan en çok korkar ve bu korkuyu acımasız şiddet ve baskı eylemleriyle kadınlara yansıtırlar.

Kobanê Devrimi sırasında tüm dünya, cihatçıların savunmasız ve silahsız kadınlara karşı işledikleri zulme tanıklık etti. Bugün ise Kürtlerin “müttefikleri”, Kürt kadınlarının yüzlerini dergilerinin sayfalarında fetişleştirerek kullanmaktadır. O günden bu yana Rojava’nın kadınları, kadın devrimi sayesinde kendi iradelerini yeniden kazanmış; kendini savunma ilkelerini ve kendi korunmaları için özsavunma yöntemlerini öğrenmişlerdir. Başarılı bir şekilde inşa ettikleri devrimi korumak için bugün ön saflarda savaşmaktadırlar.

Devam eden katliamın ciddiyetini gerçekten anlamak için, Rojava’nın vizyoner paradigması anlaşılmalıdır. Jineolojî akademilerinin entelektüel temellerinden Jinwar köylerinin yaşayan özerkliğine kadar bu mücadelenin özünü yaymak, mevcut şiddetin Kürt halkının özgür ve kurtulmuş bir yaşam arayışına yönelik doğrudan bir saldırı olduğunu ortaya koymaktadır.

“Hiçbir toplum, kadınları özgür olmadıkça gerçek anlamda özgür olamaz” (Heta jin azad nebe civak jî azad nabe) ilkesinden hareketle Jinwar kadınları, farklı bir dünyanın olasılığını somutlaştırmaktadır. Güç düşkünü, kana susamış devletler ve kadın düşmanı erkeklerle çevrili bir bölgenin ortasında, alternatif bir dünya hayal etmekte ve yerli halkın, özellikle de kadınların, toprakla olan bağlarını yeniden kazanabilecekleri ekolojik bir yapı oluşturmaktadırlar. Dahası, özerk komünleri aracılığıyla kadınlar, her birinin lider olduğu bir örgütlenme kurarak, örgüt içindeki sınıf ve hiyerarşi kavramını etkili bir biçimde ortadan kaldırmaktadır. Bunu yaparken Kürtlerden Ermenilere, Araplara kadar her etnik kökenden kadınlarla ve özgür bir yaşam arayışında olan enternasyonalist gönüllülerle birlikte çalışmakta; hepsi ulus-devlet modeline karşı birleşmiş durumdadır.

Jineolojî Akademileri aracılığıyla, medyada normalleştirilmiş cinsiyetçiliği dekonstrüe etmeyi öğrenmekte; onun etkilerini tanımlamak ve bu etkilere direnmek için araçlar geliştirmektedirler. İçselleştirilmiş kadın düşmanlığının yükünden kurtulmayı ve bir zamanlar kaderleri olarak kabul etmeleri öğretilen ezilen statüyü reddetmeyi öğrenmektedirler. Direnişin günlük bir emek olduğu Rojava’da kadınlar, doğa ve içsel benlikleriyle iç içe geçmiş bir toplum inşa etmişlerdir. Mezopotamya topraklarında yaşamış atalarının izinden giderek, yaşamın kadın ve toprak etrafında şekillendiği bir dönemi yeniden canlandırmakta ve bu yolla toplumsal yaşamı geri kazanmaktadırlar.

Rojava’nın bir kadın devrimi olduğunu söylemek abartı olmaz. Jin, Jiyan, Azadî felsefesi altında kadınların kurtuluşunu ana tema olarak benimsediği için, bugün sözde “Suriye Geçiş Hükümeti” ve onun vahşi militanları kadınları ve onların devrimini birincil hedefleri hâline getirmiştir. Kürt bir kadının örgülü saçını kesmekten heykelleri yıkmaya kadar uzanan bu saldırılar, militanların kadınların yürüttüğü devrimin farkında olduğunu göstermektedir; bu nedenle bu gücün sembollerini, başkalarının kalplerine kök salmadan önce ortadan kaldırmaya çalışırlar. Farkında olmadıkları şey ise, o örgünün her bir saç telinde Kürt kız kardeşinin, korunmuş bir hatıranın, bir kimliğin ve bir soyun yaşadığıdır. Onu tutup arkadaşına “hediye” ederken, aslında milyonlarca kız kardeşini uyandırmış; tek bir kesilmiş örgüyü milyonlarca örgüye dönüştürmüştür.

Kürt bir kadının örgülü saçını kesen cihatçının aşınmış zihni, bu güce karşı koyamaz. Çünkü saçlar yeniden uzar, Rojava’da yıkılan heykeller yeniden inşa edilir ve binalardan attıkları bedenler yeniden doğar.

Etiketler: FeminizmKadın haklarıKadın MücadelesiKürt kadın mücadelesiRojava Kadın DevrimiSayı 154
Önceki İçerik

Özgecan Aslan…

Sonraki İçerik

Deprem Suçları, Cezasızlık ve Bitmeyen Yıkım

Sonraki İçerik
Deprem Suçları, Cezasızlık ve Bitmeyen Yıkım

Deprem Suçları, Cezasızlık ve Bitmeyen Yıkım

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.