Sonuç olarak, afetlerde kadınların ve çocukların yüksek zarar görebilirliği, toplumsal cinsiyet temelli rollerin ve sosyal eşitsizliklerin bir sonucudur. Bu nedenle afet yönetimi süreçlerinde cinsiyet duyarlılığı büyük önem taşır. Kadınların bilgiye, eğitime ve karar alma mekanizmalarına eşit erişimi sağlanmalı; çocukların korunması ve psikososyal destek hizmetleri güçlendirilmelidir
Afetler, yalnızca fiziksel yıkımla sınırlı kalmayan; sosyal, ekonomik ve psikolojik sonuçlarıyla toplumun bütün kesimlerini etkileyen olaylardır. Ancak bu etkiler, toplumdaki bireylerin sahip olduğu sosyal roller, ekonomik konum ve cinsiyet gibi faktörlere göre farklılık göstermektedir. Toplumsal cinsiyet rolleri, afetlerin kadınlar ve çocuklar üzerindeki etkilerini belirgin biçimde artıran unsurlardan biridir. Kadınlar ve çocuklar, afet süreçlerinde hem yapısal eşitsizlikler hem de kültürel normlar nedeniyle daha kırılgan hâle gelmektedir. Bu durum, “zarar görebilirlik” kavramıyla açıklanabilir. Zarar görebilirlik, bireylerin afetlerin olumsuz etkilerine maruz kalma, bu etkilerden zarar görme ve toparlanma kapasitelerinin sınırlı olması anlamına gelir. Afet yönetimi politikaları, kamu hizmetlerine erişim ve sosyal koruma mekanizmalarının yetersizliği de bu durumu derinleştirir.
Toplumsal cinsiyet rolleri, afetin her aşamasında kadınların ve çocukların karşılaştığı riskleri şekillendirir. Afet öncesinde kadınların çoğunlukla ev içi rollerle tanımlanması, ekonomik bağımsızlıklarının kısıtlı olması ve karar alma mekanizmalarına yeterince dâhil edilmemeleri, onları bilgiye erişim ve hazırlık süreçlerinde dezavantajlı konuma düşürür. Örneğin afet uyarı sistemleri veya tahliye planları hazırlanırken kadınların görüşlerinin alınmaması, ihtiyaçlarının göz ardı edilmesine neden olabilir. Bu eşitsizliklerin sürmesinde, afet yönetimi süreçlerinde toplumsal cinsiyet perspektifinin yeterince benimsenmemesi ve devlet politikalarının cinsiyet körü olması belirleyici bir rol oynamaktadır.
Afet sırasında, geleneksel rollerden kaynaklı kadınların evde kalma, çocuk ve yaşlı bakımıyla ilgilenme sorumluluğu tahliyeyi geciktirebilir. Bu durum, fiziksel güvenliği doğrudan tehlikeye sokar. Çocuklar da hem yaşları hem de bağımlılık durumları nedeniyle afet ortamlarında kendilerini koruyamaz; büyük oranda yetişkinlerin kararlarına bağlı kalırlar. Özellikle kız çocukları, afet sonrasında eğitimden uzak kalma veya erken yaşta evlendirilme gibi ikincil risklerle karşı karşıya kalabilir.
Afet sonrası dönemde ise toplumsal cinsiyet temelli eşitsizlikler daha da derinleşir. Kadınlar çoğu zaman geçici barınma alanlarında güvenlik, mahremiyet ve hijyen eksikliğiyle mücadele eder. Aynı zamanda evin yeniden kurulması ve aile bireylerine bakım sağlanması gibi sorumluluklar yine büyük ölçüde kadınların omuzlarına yüklenir. Bu durum, onların fiziksel ve ruhsal sağlıklarını olumsuz etkiler. Çocuklar açısından ise travma, eğitimden kopma, yetersiz beslenme ve barınma gibi sorunlar uzun vadeli gelişimlerini tehlikeye atar. Tüm bu unsurlar, afetlerin yalnızca doğrudan etkileriyle değil, aynı zamanda toplumsal yapının yarattığı eşitsizliklerle şekillendiğini göstermektedir. Afet sonrası dönemlerde kadına ve çocuğa yönelik şiddetin artış gösterdiği, geçici barınma alanlarında denetim ve koruma mekanizmalarının zayıflamasıyla daha görünür hale gelmektedir. Bu nedenle özellikle çocuklar için güvenli alanların oluşturulması, eğitime hızlı dönüşün sağlanması ve uzun vadeli psikososyal destek programlarının hayata geçirilmesi hayati önem taşımaktadır.
Sonuç olarak, afetlerde kadınların ve çocukların yüksek zarar görebilirliği, toplumsal cinsiyet temelli rollerin ve sosyal eşitsizliklerin bir sonucudur. Bu nedenle afet yönetimi süreçlerinde cinsiyet duyarlılığı büyük önem taşır. Kadınların bilgiye, eğitime ve karar alma mekanizmalarına eşit erişimi sağlanmalı; çocukların korunması ve psikososyal destek hizmetleri güçlendirilmelidir. Ayrıca afet planlamalarında bakım emeği, güvenlik ve eğitim gibi toplumsal ihtiyaçlar dikkate alınmalıdır. Gerçek bir afet dayanıklılığı, yalnızca fiziksel altyapının güçlendirilmesiyle değil; toplumsal eşitliğin sağlanması ve kırılgan grupların güçlendirilmesiyle mümkündür. Kadınların ve çocukların afet süreçlerinde pasif mağdurlar değil, aktif birer özne olarak görülmesi, toplumsal direnç kapasitesini artırmanın en etkili yoludur. Kısacası Toplumsal cinsiyet eşitliğini merkeze almayan hiçbir afet yönetimi yaklaşımı, kalıcı bir toplumsal dayanıklılık yaratamaz.

