Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Rojava’daki Kürt Direnişini Fanon’un Düşüncesiyle Okumak

Fatime Üzül Levent Fatime Üzül Levent
25 Ocak 2026
Yazı
0
Rojava’daki Kürt Direnişini Fanon’un Düşüncesiyle Okumak
0
SHARES
136
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Rojava özelinde Kürt direnişine yöneltilen ötekileştirme, kimlik düşmanlığı ve güç ırkçılığı bu zihniyetin somut tezahürleridir. “Benim iktidarımdan değilsen”, “benim çizdiğim sınırlara uymuyorsan”, “benim tanıdığım özne değilsen” haklı olamazsın; hatta yaşam hakkın dahi tartışmaya açılabilir. Savaşın sektörel mantığı bu noktada devreye girer: Öteki şeytanlaştırılır, propaganda yoluyla suçlu ilan edilir ve adaletsizlik olağanlaştırılır

“Birisi boğuluyorsa, o an ona yüzmeyi öğretmenin zamanı değildir.”

Bu ifade, yalnızca bireysel kriz anlarına değil, toplumsal ve tarihsel felaket eşiklerine dair de temel bir hakikati dile getirir. Boğulma anı, pedagojinin, ahlaki vaazların ve normatif beklentilerin askıya alındığı bir varoluş eşiğidir. İnsan hayatta kalmaya çalışırken, dışarıdan gelen “nasıl davranması gerektiğine” dair soyut çağrıları işitemez; içeride bir fırtına varken, dışarıdan gelen her yönlendirme gürültüye dönüşür.

Bu metafor, sömürgecilik, inkâr ve sistematik baskı koşulları altında yaşayan toplulukların deneyimini kavramak için güçlü bir analitik zemin sunar. Frantz Fanon’un düşünsel hattı da esasen bu “boğulma hâli” etrafında şekillenir. Fanon’a göre sömürge düzeni yalnızca siyasal hakları gasp etmekle kalmaz; insanı ontolojik düzeyde değersizleştirir, onu konuşan ve eyleyen bir özne olmaktan çıkarır. Böylesi bir durumda dışarıdan yöneltilen “sükûnet”, “sabır”, “şiddetsizlik” ya da “makul siyaset” çağrıları, çoğu zaman sahici bir diyalog girişimi değil; yaşanan varoluşsal krizi perdeleyen normatif talepler hâline gelir.

Günümüzde savaş, artık yalnızca bir güvenlik meselesi olarak ele alınamaz; aynı zamanda başlı başına işleyen bir endüstri niteliği taşır. Silah ekonomisi, propaganda aygıtları, sosyal medya manipülasyonu ve siyasal çıkar ağları, çatışmaları sürekli yeniden üreten yapısal bir mekanizma oluşturur. Şam hükümeti ile SDG arasındaki hakkaniyetsiz güç ilişkilerinde de bu mantık açık biçimde gözlemlenmektedir: Gerçekler sistematik olarak çarpıtılmakta, sorumluluk tek taraflı biçimde Kürtlerin omuzlarına yüklenmekte ve bu çarpıtma hem baskıcı politikalarını örtbas etmek isteyen iktidarlar hem de kaostan siyasal ya da ekonomik kazanç sağlayan aktörler için elverişli bir zemin yaratmaktadır.

Bu aşamada Fanon’un şiddet analizi yeniden belirleyici bir önem kazanır. Fanon, şiddeti ne ahlaki olarak yüceltilmesi gereken bir araç ne de soyut bir devrim romantizmi olarak ele alır; aksine, baştan sona şiddetle örülmüş bir sömürge düzeninin tarihsel bir çıktısı olarak kavrar. Hukuk, sınırlar, güvenlik söylemleri ve “meşruiyet” dili, bazı hayatları korunmaya değer kılarken diğerlerini harcanabilir hâle getiren bir hiyerarşi üretir. Bu çerçevede Kürtlerin Rojava’da geliştirdiği direniş ve öz-örgütlenme pratikleri, keyfi ya da irrasyonel bir saldırganlık değil; yok sayılmaya, bastırılmaya ve inkâra karşı verilen bir var olma tepkisi olarak değerlendirilmelidir.

Erich Fromm’un “tepkisel şiddet” kavramı, bu süreci psikososyal düzeyde açıklamak açısından tamamlayıcı bir rol oynar. Fromm’a göre varoluşsal tehdit altında ortaya çıkan şiddet, yıkım arzusundan çok yaşamı sürdürme güdüsüyle biçimlenir. Bu tür tepkilerin anlaşılabilir olması, onların ahlaki olarak idealize edilmesi gerektiği anlamına gelmez; ancak bu tepkileri bütünüyle irrasyonel, ilkel ya da suç kategorisine indirgemek de analitik açıdan yetersizdir.

Hannah Arendt’in şiddet eleştirisi ise bu tabloya önemli bir sınırlama getirir. Arendt, şiddetin kalıcı bir siyasal özgürlük üretemeyeceğini, siyasetin yerini aldığında yeni tahakküm biçimlerine kapı araladığını savunur. Ancak Arendt’in bahsettiği siyasal alan, konuşmanın ve müzakerenin baştan itibaren mümkün olduğu bir zemine dayanır. Fanon’un itirazı bu noktada belirginleşir: Konuşma hakkı daha en baştan gasp edilmiş bir topluluk için, söz söyleme imkânı silah, sınır ve inkâr rejimleriyle bastırılıyorsa, şiddet karşıtı çağrılar çoğu zaman boğulan birine yüzme öğretmeye çalışmaktan ibaret kalır.

Rojava özelinde Kürt direnişine yöneltilen ötekileştirme, kimlik düşmanlığı ve güç ırkçılığı bu zihniyetin somut tezahürleridir. “Benim iktidarımdan değilsen”, “benim çizdiğim sınırlara uymuyorsan”, “benim tanıdığım özne değilsen” haklı olamazsın; hatta yaşam hakkın dahi tartışmaya açılabilir. Savaşın sektörel mantığı bu noktada devreye girer: Öteki şeytanlaştırılır, propaganda yoluyla suçlu ilan edilir ve adaletsizlik olağanlaştırılır.

Hayır, Rojava halkının başvurduğu şiddet, barışa yönelik bir nefretin, insan ilişkilerinin inkârının ya da sömürgeci düzenin ancak savaş yoluyla sona erdirilebileceğine dair romantik bir inancın ifadesi değildir. Aksine bu şiddet, tarihsel olarak tüm siyasal, hukuki ve toplumsal kanalları sistematik biçimde kapatılmış bir halkın, kendisine bırakılan son varoluşsal seçeneği tercih etmesinin sonucudur. Burada belirleyici olan, şiddetin bilinçli bir ideolojiye dönüştürülmesi değil; inkâr, bastırma ve yok sayma rejimleri karşısında öznenin hayatta kalma ve tanınma iradesidir. Rojava halkı, kendi somut koşulları içinde mümkün olan son çözümü seçmiş; bu tercih, yerel bir tepkinin ötesine geçerek evrensel bir özgürleşme deneyimi olarak anlam kazanmıştır.

Fanon’un şiddet kavramsallaştırması, Rojava’daki direnişi anlamak açısından yalnızca açıklayıcı değil, aynı zamanda eleştirel bir düşünsel zemin sunar. Fanon’a göre şiddet, sömürgeleştirilmiş öznenin içselleştirilmiş aşağılık duygusundan, edilgenlikten ve umutsuzluktan kurtulmasını sağlayan tarihsel bir kopuş anıdır. Bu “temizleyici” işlev, yıkıcı bir hıncın değil; öznenin kendisini yeniden kurma iradesinin açığa çıkışıdır.

Rojava’da ortaya çıkan direniş, bu yönüyle şiddeti yücelten bir siyasal romantizme değil; sömürgeci tahakkümün görünmez kılınmış yapısal şiddetini açığa çıkarmaya ve aşmaya yöneliktir. Şiddet burada bir amaç değil, tarihsel olarak başka tüm yolların kapatıldığı bir koşullar bütününde ortaya çıkan zorunlu bir araçtır. Bu nedenle Rojava’daki mücadele, yalnızca askeri ya da politik bir karşı koyuş olarak değil; sömürgeleştirilmiş bir toplumun kolektif hafızasını, öznelik kapasitesini ve siyasal tahayyülünü yeniden inşa etme sürecinin sosyolojik ve felsefi ifadesi olarak okunmalıdır.

Sonuç olarak, boğulan birine yüzme öğretmeden önce, onun neden boğulduğunu ve nefes alabileceği koşulların hangi mekanizmalarla sistematik biçimde ortadan kaldırıldığını sormak gerekir. Fanon’un mirası burada anlam kazanır: Şiddeti yüceltmekte değil, şiddeti üreten dünyayı teşhir etmekte. Bu teşhir gerçekleşmeden, ne masada ne de sahada adil, kalıcı ve eşitlikçi bir barışın mümkün olması beklenemez. Rojava deneyimi, bu nedenle yalnızca bölgesel bir direniş değil; modern dünyada özgürlük, tanınma ve siyasal öznelik mücadelesinin en çıplak ve öğretici örneklerinden biridir.

Son Not:

  • Arendt, H. (2023). Şiddet üzerine (B. Peker, Çev.). İletişim Yayınları.
  • Fanon, F. (2017). Siyah deri, beyaz maskeler (C. Kanat, Çev.). Versus Kitap.
  • Fanon, F. (2020). Yeryüzünün lanetlileri (Ş. Süer, Çev.). İletişim Yayınları.
  • Fromm, E. (2018). Sevginin ve şiddetin kaynağı (N. Arat, Çev.). Payel Yayınları.
Etiketler: FanonIŞİDKadın MücadelesiKürt MücadelesiKürtlerMücadeleRojavaSayı 152
Önceki İçerik

Yeniden Entegrasyon mu Birleşme mi?

Sonraki İçerik

Her Bedende Direniş, Her Tutamda Özgürlük

Sonraki İçerik
Kastik Katilin Yapısal Krizine Karşı Örgütlü Kadın Mücadelesi

Savaşın Panzehri Olarak Devlet-Toplum Müzakeresi: Demokratik Entegrasyon

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.