En mükemmel yasalar dahi kötü uygulayıcıların elinde anlamını yitirebilir. Cezalarda yapılan artışlarla infaz yasasındaki kolaylıklar birlikte değerlendirildiğinde, şiddet faillerinin daha da cesaretlendirildiği açıktır. Yasa metni ne kadar iyi olursa olsun; infaz, denetim ve koruma mekanizmaları etkili şekilde işletilmezse mağdur korunamaz
Kadına yönelik şiddet, yalnızca ülkemizde değil tüm dünyada artan ve çözüm yolları üzerine tartışılan bir sorundur. Ülkemizde ise bu sorun, çoğunlukla kadınların bulunmadığı mecralarda ele alınmakta; kadınların önerileri ve düşünceleri dikkate alınmadan çeşitli düzenlemeler yapılmaktadır. Kadınlar açısından geriye gidiş niteliği taşıyan bu değişiklikler, kadınların yaşam hakkının ihlal edilmesine yol açarak, ayrımcılık olarak nitelendirilen kadına yönelik şiddeti sürekli artırmaktadır.
2025 yılı, Cumhurbaşkanı tarafından “Aile Yılı” olarak ilan edilmiştir. Ve Aile Yılı’ndan beklenen temel hedef, kadının aile ve toplum içinde huzurla yaşayabilmesi ve şiddete maruz kalmasının önlenmesi olarak açıklanmıştır. Ancak Aile Yılı kapsamında, aile içinde şiddete maruz kalmış kadınlar ve çocuklar ne yazık ki görmezden gelinmiştir. Bununla birlikte, “Aile Yılı” adı altında kadınların haklarına ‘ağır darbeler’ olarak nitelendirebileceğimiz girişimlerde bulunulmuştur. Kadınların Medeni Kanun ile elde ettikleri hakların kullanılmasının engellenmesine, kıyafetlerine yönelik söylemler ve “Allah’ın takdirine razı gelmeleri gerektiğine” ilişkin ifadeler Diyanet hutbelerinde dile getirilmiştir. Şiddet dilinin kadınların boşanma, nafaka ve miras haklarına yönelmesiyle birlikte, kadınlara yönelik şiddet ve emek sömürüsü de artmıştır. Devlet kurumu olan Diyanet’in hutbeleri dahi kadına yönelik nefretin artmasına neden olmuştur. Aile Yılı, ne yazık ki kadına yönelik şiddetin engellenemediği, durdurulamadığı ve infaz yasasına ilişkin son değişikliklerle bu suçların fiilen affedildiği bir yıl olmuştur. Bu durum, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye aleyhine verdiği kararlarda vurgulanan ayrımcılık sorununu daha da derinleştirmiştir. Fail erkekler, devlet politikalarından güç alarak kadınlara yönelik şiddeti daha rahat uygulayabilir hâle gelmiştir.
Kadınların, çocukların ve herkesin yaşam hakkını korumak Anayasal olarak devletin temel görevlerinden biridir. 26.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren kanunla düzenlenen infaza ilişkin son değişikliklerin, kadınlar, çocuklar ve dezavantajlı gruplar bakımından ciddi ve öngörülebilir riskler taşıdığı; yaşama haklarının korunmasının istendiği, tüm kadın örgütleri ve barolar tarafından defalarca dile getirilmiştir. Söz konusu düzenlemenin 27. maddesi gereğince 31.07.2023 tarihinden önce işlenmiş “alt soya ve üst soya, kardeşe, eşe, boşanılan eşe, kadına, çocuklara, beden veya ruh bakımından kendisini savunmayacak kişiye yönelik kasten öldürme, cinsel saldırı ile çocuğun cinsel istismarı suçları” dışındaki şiddet suçlarının failleri erken tahliye edilebilecektir. Bu değişikliklerin doğuracağı sonuçlar hem hukuki hem de toplumsal açıdan son derece tartışmalıdır. Şiddet faillerinin, bu düzenlemelerle birlikte kadınlara ve çocuklara karşı daha cesur davranabilecekleri yönünde uyarılar yapılmıştır. Kadın cinayetlerinde ve kadınlara yönelik işlenen suçlarda faillerin erken tahliye edilmesi, kadınların can güvenliğine ve lehlerine uygulanan koruyucu tedbirlere olan güvenini sarsmaktadır. Erken tahliye edilen fail erkeklerin kadınlar üzerinde yarattığı tehlike ve korku ortamı, caydırıcılıktan uzak infaz rejimlerinden güç alan faillerin aynı şiddet eylemlerini yeniden gerçekleştirmelerine zemin hazırlamaktadır. Bu tehlike defalarca dile getirilmiş olmasına rağmen, infaz yasasındaki düzenlemenin hemen ardından Rojda Yakışıklı, tahliye edilen ve kendisini “hepinizi öldüreceğim” diyerek tehdit eden erkek fail tarafından; kolluğa yaptığı şikâyete rağmen gerekli önlemler alınmadığı için öldürülmüştür.
İnfaz yasasında yapılan değişiklikler, kadına yönelik şiddet suçlarının failleri bakımından çeşitli kolaylıklar doğurmuştur. Koşullu tahliye sürelerinin artırılması, denetimli serbestlik uygulamasının genişletilmesi ve hatta şiddete uğramış kadının bulunduğu konutta infaz kolaylıklarının getirilmesi bu düzenlemeler arasındadır. Bu değişikliklerle, kadınlara yönelik kasten yaralama gibi suçlarda dahi kısa sürede serbestlik gündeme gelmiştir. Bu durum, failin mağdura yönelik öfkesini artırmakta ve cezanın infaz edilmemesi, failin daha cüretkâr davranmasına yol açmaktadır. Özellikle kadınlara yönelik şiddetin yaygın olduğu Türkiye’de, infazda indirim uygulanması “cezasızlık” algısını güçlendirmiştir. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin ardından infaz yasasında yapılan bu değişiklikler, kadınların devlete duyduğu güveni daha da zedelemiştir. Kadına yönelik şiddet faillerinin erken tahliye edilmesi ya da evde infaz gibi lehe düzenlemelerden yararlanması, 6284 sayılı Kanun kapsamında dahi kadınların koruyucu ve önleyici tedbirlere olan inancını sarsmaktadır.
Yeni düzenlemelerle suç tanımlarının artırılması ve cezaların ağırlaştırılması gündeme gelse de asıl önemli olan, yasaların nasıl uygulandığıdır. İyi bir yasa, kötü uygulamalarla etkisiz hâle getirilebilir. Kadına yönelik şiddetle mücadelede kapsamlı politikalara ihtiyaç olduğu açıktır; yalnızca yasal değişiklikler, toplumsal cinsiyet eşitliği ve etkin uygulamalar olmadan sonuç vermemektedir. Cezaların artırılmasıyla birlikte infaz kolaylıklarının getirilmesi, şiddet faillerinin cezaevinden erken çıkmasına neden olmakta ve mağdurlara yeniden risk yaratmaktadır.
Kadına ve çocuğa yönelik kasten yaralama gibi suçların, kadınlar üzerinde onarılamaz tahribatlar yarattığı Türkiye’deki şiddet vakalarından açıkça görülmektedir. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonunun 1 Ocak – 31 Aralık 2025 tarihleri arasında belirlenebilen en az 391 kadının erkekler tarafından katledildiğini açıklamıştır. Kanunda yazılı olan bu suçlarda faillerin infaz indirimlerinden ya da erken tahliyelerden yararlanabilmesi, şiddete maruz bırakılan kadınların sürekli bir korku içinde yaşamasına neden olmaktadır. Erken tahliyeler sırasında şiddete maruz bırakılan kadınlara bilgi verilmemesi ise yeni bir şiddet riskini doğrudan artıracak ve açıklanan şiddet vakalarının artmasına neden olacaktır. Kadına ve çocuğa yönelik kasten öldürme suçlarının failleri bu indirimlerden yararlanamasa da öldürülmeyen ancak yaşamları geri dönülmez biçimde değişen kadınların maruz kaldığı ağır şiddet, infaz aşamasında görünmez kılınmaktadır.
Türkiye’de kadın cinayetlerinden önce, pek çok kadının sistematik şiddete maruz kaldığı bilinmektedir. Erken tahliye edilen faillerin kadınları öldürmesi, artık sıkça karşılaşılan bir durum hâline gelmiştir. Fail erkeklerin erken tahliyesi, rehabilite edici bir sonuç doğurmadığı gibi, cezasızlıktan güç alan faillerin birikmiş öfkesini yeniden kadına yöneltmesine neden olmaktadır. Bu sebeple yalnızca infaz düzenlemesinde belirtilen suçlar bakımından değil, kadına yönelik gerçekleşmiş olan şiddet türlerinin de değerlendirilerek kapsam dışına çıkarılması gerekmektedir.
Devletin, failin serbest kalması ya da erken tahliye edilmesi durumlarında kişiyi bilgilendirme yükümlülüğü bulunmaktadır. İstanbul Sözleşmesi de bu yükümlülüğü açıkça düzenlemiştir. Türkiye’de bu bildirim yükümlülüğü yalnızca sınırlı sayıda suçu kapsamaktadır. Oysa kadına yönelik her türlü şiddet eyleminde ve hatta şiddet iddiası durumunda dahi faille ilgili gelişmelerin kişiye derhâl bildirilmesi gerekmektedir. Birçok kadın derneği ve kuruluşu, infazda indirim ve şartlı tahliyeye ilişkin düzenlemenin yürürlüğe girmesinin ardından kadınlara önlem almaları yönünde çağrılar yapmak zorunda kalmıştır. Kadınlara yapılan bu çağrılar, toplumsal olarak kadın cinayetlerinin ve kadına yönelik şiddetin artacağı korkusunu taşımaktadır.
En mükemmel yasalar dahi kötü uygulayıcıların elinde anlamını yitirebilir. Cezalarda yapılan artışlarla infaz yasasındaki kolaylıklar birlikte değerlendirildiğinde, şiddet faillerinin daha da cesaretlendirildiği açıktır. Yasa metni ne kadar iyi olursa olsun; infaz, denetim ve koruma mekanizmaları etkili şekilde işletilmezse mağdur korunamaz. Devletin kadına yönelik şiddete karşı önleyici ve koruyucu politikalar geliştirmesi gerekirken, infaz yasasındaki değişiklikler ve yargılamalarda uygulanan iyi hâl ve haksız tahrik indirimleri cezasızlık algısını derinleştirmektedir. Sonuç olarak her yıl yüzlerce kadın, erkekler tarafından öldürülmektedir. İnfaz değişikliklerinin hemen ardından iki kadının cezaevinden tahliye olan erkekler tarafından katledilmesi, kadın cinayetlerinin politik bir mesele olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.
Sonuç olarak, 26.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren kanunla düzenlenen infaza ilişkin son değişikliklerin, kadınlar, çocuklar ve dezavantajlı gruplar bakımından ciddi ve öngörülebilir riskler taşıdığı görülmektedir. Kadınlar yasanın ardından tedirgin ve yaşamlarına dair korku içinde yaşamaktadırlar. Yasa koyucuların kadına yönelik şiddet eylemleri hakkında değerlendirmelerini doğru yapmaları gerekmektedir. Bu sebeple yapılan düzenlemede kadına yönelik sadece öldürme değil, her türlü şiddet eylemleri uygulayanların da kapsam dışında kalması gerekmesine rağmen cezasızlık içeren bu düzenleme, şiddet eylemlerinin artacağını ortaya koymaktadır.

