Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Yasalar Neden Yapılır?

Adalet Kaya Adalet Kaya
18 Ocak 2026
Yazı
0
Yasalar Neden Yapılır?
0
SHARES
17
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Söylemlerde kalmayan, yasalarla da desteklenmek istenen “kadın nasıl olmalıdır” tanımları itinayla işlenirken, o tanımların dışında kalan, itiraz eden her kadın şiddetle; her an karşılaştığı bir sömürü düzeninin içine hapsedilir

Bir yasa yapma biçimi ve süreci düşünün ki yapıldığı toplumu bölsün, eşitsizliği derinleştirsin, neden yapıldığı anlaşılmasın. Yani kişiye, olaylara, belli bir zümreye ve/veya anlayışa hizmet etsin ama toplumsal tüm diğer kesimleri dışlasın. Bu da bir yana, o toplumun en dezavantajlı kesimlerini, kırılgan gruplarını cezalandırsın, hedef hâline getirsin ve dahi yaşam hakkını riske atsın.

Yasalar neden yapılır? Tüm toplumsal kesimlerin ihtiyaçlarını ve yararını gözetmesi, hakkını hukukunu koruması için elbette. Demokratik ve eşit bir düzen tesis etmeye yardım etsin, toplumun adalet duygusunu onarsın. Anayasal hak ve özgürlüklerle çelişmesin; hatta desteklesin, güçlendirsin. Biz kadınlar açısından toplumsal cinsiyete dayalı, patriyarkal şiddet biçimlerine duyarlı bir anlayışla hazırlansın; ayrımcılığı, nefreti, eşitsizliği giderecek bir farkındalık yaratsın.

Oysa sadece iktidarın ve ona yakın zümrelerin menfaatlerinin esas alındığı bir keyfiyetle yapılıyor. Söylemleriyle, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kurumlar aracılığıyla verdikleri mesajları yasalaştırmak, kalıcılaştırmak ve tam da iktidarın anlayışını genel bir yaşam tarzına dönüştürmek istiyorlar. Tahakküm altında tutmak istedikleri tüm kesimleri denetlemenin yasalarını torba yasalar içine yediren bir mekanizmadır bu. Söylemlerde kalmayan, yasalarla da desteklenmek istenen “kadın nasıl olmalıdır” tanımları itinayla işlenirken, o tanımların dışında kalan, itiraz eden her kadın şiddetle, her an karşılaştığı bir sömürü düzeninin içine hapsedilir; adı “aile”dir. Nasılsa yeni Türkiye düzeni, Cumhurbaşkanlığı sistemi, parlamento aritmetiği ve daha pek çok sistemsel yapı bu zemini zaten sağlamaktadır.

Uzun zamandır toplum olarak bu durumdan hoşnut değiliz. En çok da kadınlar; kadın hukukçular, aktivistler, kadın dernekleri/platformları bu yönteme oldukça aşina. Tanıyorlar, iyi biliyorlar: Torbalar içerisinde komisyonlara sunulan yasa paketlerini… Ve bu torbalar içinde tırpanlanan haklar, özgürlükler, emekle hayata geçirilmiş kazanımlar tehdit altında. Nöbetteler… Bir yandan da bu süreç bir test alanı. Bu nedenle erkek egemen sisteme, iktidara yarayacak ne varsa, “yeni düzenleme geliyor” fısıltısıyla bomba gibi düşüyor kadınların masasına. Böyle bir etki yapması boşuna değil elbette. Yeni değil; biliyor kadınlar: Her torba yasa paketinin içinden kadınların yaşamını daraltacak, kadınların yaşamına mal olacak bir “düzenleme” var.

Kadınların itiraz örgütlemesinin pek çok sebebi var. İlki: Öncelikle Türkiye halklarının bu yasaların yapılmasına gerçekten ihtiyacı var mı ve bu yasal düzenlemeler evrensel normlara uygun olarak mı yapılıyor? Bir diğer önemli itiraz ve elbette en önemlisi, yasanın yapılma biçimi. Pek tabii ki istikrar kovalayan yürütmenin parlamentoyu etkisizleştirmiş antidemokratik yapısı, yeni sistemde muhalefetin etki gücünün olmayışı… Bu durum toplumsal tepkiyi, kadınların ve kitlelerin tepkisinin örgütlenmesini ve güçlü bir itirazın oluşmasını elzem kılıyor. Kadınlar bu mücadele biçimine alışkın ve yatkın.

11. Yargı paketinde de itiraz ettikleri, uyardıkları, riskli buldukları pek çok değişikliği parlamentodaki muhalefet gücüyle birleştirip kısmi değişiklikler yaptırmayı başardılar. Yetmedi! Geri çekilen her madde; kadınlar, çocuklar ve LGBTİ+’lar, hak savunucuları açısından yaşam tarzına müdahale, keyfilik, kadına karşı işlenmiş suçlarda cezasızlık gibi pek çok riski bertaraf etmiş değil. Risk devam ediyor. Daha bitmeden, 12. Yargı Paketi içinde gelecek düzenlemeler konuşulmaya başlandı. Medeni Kanun’da düzenlenmiş haklardan yoksulluk nafakasına kadar kadın mücadelesiyle kazanılmış haklar potada. 11. Yargı Paketinde örgütlü kadın mücadelesi sonucunda geri adım atılarak çıkarılan maddelerin, 12. Yargı Paketi tartışmalarıyla yeniden gündeme gelmesi hakeza…

Yargı paketleriyle yasalaştırılmak istenenler yalnızca yaşam hakkı riskiyle sınırlı değil. Eşit, özgür, adil yaşam hakkını; demokratik, ortak yaşam biçimini de hedef alıyor ve tek tip bir yaşam tarzı inşa etmek istiyor. 2021 yılında bir gece ansızın İstanbul Sözleşmesi’nden Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile çekilmenin ardından Türkiye kadın hareketleri ve Özgür Kadın Hareketi mücadeleyi ortaklaştırmak açısından önemli bir eşiğe geldi. Tam da bu günlerde EŞİK Platformu kuruldu. Kazanılmış hakların korunması açısından özellikle önemli bir zemin yakalandı. Özgür kadın hareketinden cumhuriyetçi kadınlara, feminist kadınlardan bağımsız aktivistlere, emekçi kadınlardan hukukçu ve akademisyen kadınlara kadar pek çok farklı kadın yapısının bir araya gelerek tartıştığı ve ürettiği bir platform oluştu. Yasaları takip ediyorlar, gece gündüz demeden nöbet tutuyorlar.

10 Ocak günü Tandoğan Meydanı’nda yapılan kadın mitingi de çok geniş katılımla ve güçlü mesajlarla gerçekleşti. Kadınların kamusal alandaki varoluşundan şiddetle mücadeleye, yaşam tarzına müdahaleye itirazdan ortak kadın mücadelesinin güçlendirilmesine ve barışın inşasına kadar pek çok başlıkta söz söylendi. Afganistan, İran, Rojava ve Rojhilat kadın direnişlerine destek niteliğinde evrensel mesajlar da içeriyordu.

Her ne kadar 11. Yargı Paketi teklifinde kadına yönelik suçlar hariç tutulmuş gibi görünse de farklı maddelerden hüküm kurulmuş yargılamalarda suçun kadına karşı işlendiği gerçeği —yani erkek şiddeti— görünmez kılındı ve şiddet failleri fiilen affedilmiş oldu. Düzenlemenin kendisi erkek şiddetini görünmez kıldı. Zaten erkek egemen bir yargı pratiğiyle mücadele edilirken, mahkeme salonlarında verilen mücadele sonucunda ceza almış faillerin infaz düzenlemesiyle serbest kalması, cezasızlığın nasıl sistematik ve kalıcılaştırılmak istendiğinin kanıtıdır. Evet, bu mekanizma erkek şiddetinin daha da yaygınlaşmasına zemin hazırlarken erkeklere net bir mesaj da veriyor; cesaretlendiriyor. Tahliye olur olmaz eski eşi Rojda Yakışıklı’yı öldüren Okan Gür örneği, devletin önleme mekanizmalarının işlevsizliğini ve bu cinayetteki rolünü açıkça gösteriyor. İşte kadın düşmanı politikalar böyle inşa ediliyor ve kadın kırımı böyle gerçekleşiyor: sistematik, politik bir devlet–erkek işbirliğiyle.

Bu yasa yapma biçiminin, yani usulün antidemokratik karakteri tartışmasız. Toplumsal gerçeklik ve etki bakımından değerlendirildiğinde ortaya çıkan vahim tablo demokrasiye ve eşitlik ilkesine aykırı. Yaşam hakkını riske atan, cezasızlığı derinleştiren, toplumsal muhalefeti susturmaya çalışan, adalet ve güven duygusunu zedeleyen bu anlayış demokratik değildir; bu anlayışla hazırlanmış bir yasal düzenleme de demokratik olamaz.

Abdullah Öcalan’ın “kastik katil” tanımlaması bu noktada tam uyuyor. Devletten erkeğe, yasa yapıcıdan uygulayıcıya kadar tarihsel ve sistematik olarak sistemin kendisi kastik katil bir yapıyı temsil etmektedir. Yani şiddeti sadece yönelten değil; politik olarak üreten, zemin hazırlayan, izleyen, engellemeyen, itiraz etmeyen, harekete geçmeyen her yapı, her birey bu yapının bir parçasıdır.

Binlerce yıllık bu suç üreten yapı, kadın kimliğini ve kadınlık bilincini saldırılarla, baskılarla şekillendirmiştir. Bugün kadınlar bu sistemin hem üreteni hem de ezilenidir. Bu kastik yapının dışına çıkmak, direnişle ve özgür kadını inşa etmekle mümkündür. Bu direniş, toplumun özgürleşmesine ve demokratikleşmesine; kadın düşmanı, toplum düşmanı sistemi dönüştürmeye hizmet eder. Kadının erkek ya da devlet tarafından korunmaya muhtaç bir varlık olma hâli değişecektir. Bize miras kalan kadın özgürlük mücadelesi binlerce yıllık bir mücadelenin ürünüdür. Kadın özgürlüğü, demokratik ve özgür toplumun öznesi ve öncüsüdür.

Etiketler: 4. Yargı paketiFeminizmhukukHukuk ve Kadınİstanbul SözleşmesiKadın DayanışmasıKadın haklarıKadın MücadelesiKürt kadın mücadelesiKürt kadınlarSayı 151
Önceki İçerik

Kadınlar İçin İşlemeyen Hukuk, Toplumu Hiçleştirir

Sonraki İçerik

İnfaz Politikaları ve Kadına Yönelik Şiddetin Derinleşen Cezasızlık Sorunu

Sonraki İçerik
Erkek Egemen Hukuk Düzeninde “Kazanım” Söylemi ve Kadın Gerçekliği

Erkek Egemen Hukuk Düzeninde “Kazanım” Söylemi ve Kadın Gerçekliği

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.