Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Kadınlar İçin İşlemeyen Hukuk, Toplumu Hiçleştirir

Dilan Kunt Ayan Dilan Kunt Ayan
18 Ocak 2026
Yazı
0
Kadınlar İçin İşlemeyen Hukuk, Toplumu Hiçleştirir
0
SHARES
33
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Jineolojî perspektifi bize şunu hatırlatır: Hukuk, ataerkil sistem içinde yalnızca adalet dağıtan bir mekanizma değildir; aynı zamanda erkek egemen aklın kurumsallaşmış hâlidir ve bu aklın sürdürülebilir olmasının temel aygıtlarından biridir. Kadınların yaşamını denetleyen, sınırlandıran ve görünmez kılan bu akıl, hukuku da kendi sürekliliğini sağlayan bir araç olarak kullanır. Hukukun yasal öznesi olmayan kadınlar, adalet mekanizmasından da “yararlanamazlar.” Kadınlar için işlemeyen bir hukuk düzeni, bu yüzden bir “aksaklık” değil; sistemin kendisidir

Türkiye’de hukukun ne durumda olduğunu anlamak için uzun raporlara, istatistiklere ya da anayasa kitaplarına bakmaya gerek yok.

Tek bir soru yeterli: Kadınlar bugün ne kadar güvende?

Bu sorunun yanıtı, hukuk düzeninin nasıl işlediğini değil, kimler için işlemediğini açıkça gösteriyor.

Pozitivist hukuk sistemi toplumsal adaletten ziyade devlet düzenini koruyan bir normlar bütünü olarak inşa edildi. Ataerkil zihniyetle var edilen ve uygulanan bu hukuk, erkeği hukukun öznesi olarak ele alırken, kadınları görünmez kılmış, erkek-devlet sisteminin uygulama alanı olarak görmüştür. Bugün parçalı bir hukuk sistemi ile karşı karşıyayız. Kadınlar başta olmak üzere, Kürtler, Aleviler, Ermeniler, ezilen bütün kesimler hukukun dışına itilmiş, adalet mekanizmalarından yararlanamaz hale getirilmiştir.

Karşımızdaki tablo, adaletin değil; kadınlar açısından süreklilik kazanmış bir yasadışılık ve güvencesizliğin tablosu.

Kadın özgürlük mücadelesi yürütenler uzun yıllardır hukukun ataerkil kodlarını ifşa etti, kadınlar için adalet sağlamadığını dile getirdi. Ve temel bir hakikatte uzlaştılar; Kadın özgür değilse, toplum özgür değildir. Bu, yalnızca sosyolojik bir çıkarım ya da politik bir slogan değildir. Hukukun varlık nedenine dair anlamlı bir uyarıdır. Çünkü hukuk, en çok da ezilenin, yok sayılanın, şiddete maruz bırakılanın yaşamında anlam kazanır. Kadınlar için işlemeyen bir hukuk düzeni, aslında toplumun tamamını kapsama iddiasını çoktan terk etmiş demektir.

Ayrıca bu tespit, yalnızca eşitlik talebine değil, iktidar ilişkilerinin nasıl kurulduğuna dair köklü bir sorgulamaya dayanır. Kadınların yaşamı üzerindeki tahakküm, yalnızca bireysel şiddet biçimleriyle değil; hukuk, devlet ve toplumsal düzen aracılığıyla yeniden üretilir. Bu nedenle hukuk, kadınlar açısından nötr bir zemin değil; çoğu zaman doğrudan bir mücadele alanıdır.

Jineolojî perspektifi bize şunu hatırlatır: Hukuk, ataerkil sistem içinde yalnızca adalet dağıtan bir mekanizma değildir; aynı zamanda erkek egemen aklın kurumsallaşmış hâlidir ve bu aklın sürdürülebilir olmasının temel aygıtlarından biridir. Kadınların yaşamını denetleyen, sınırlandıran ve görünmez kılan bu akıl, hukuku da kendi sürekliliğini sağlayan bir araç olarak kullanır. Hukukun yasal öznesi olmayan kadınlar, adalet mekanizmasından da “yararlanamazlar.” Kadınlar için işlemeyen bir hukuk düzeni, bu yüzden bir “aksaklık” değil; sistemin kendisidir.

Bugün Türkiye’de kadınlar açısından hukuk, yalnızca uygulanmayan bir mekanizma değil; kimi zaman açıkça karşılarında konumlanan bir aygıt hâline gelmiş durumda. 11. Yargı Paketi bu gerçeği bir kez daha görünür kıldı. Kadına yönelik şiddet ve ağır suçların failleri, tüm itirazlara rağmen yeniden toplumun içine salındı. Bu durum, yalnızca hukukun işlemediğini göstermekle kalmıyor; aynı zamanda fail sorumluluğunu caydırıcı bir mekanizma olmadan yürürlüğe koymanın ne kadar yıkıcı sonuçlar doğurduğunu da ortaya koyuyor. Karşımızda, şiddeti önlemek yerine failleri koruyan, cezasızlığı kalıcılaştıran bilinçli bir siyasal tercih bulunuyor.

Aynı anda başka bir gerçek daha var. Kadınların yaşam hakkını, özgürlüğünü ve eşitliğini savunanlar hâlâ hapishanelerde. Kadın mücadelesini siyasetin, sokağın ve kamusal alanın merkezine taşıyanlar özgür değil. Ayşe Gökkan, yıllarını kadınların şiddetsiz ve eşit bir yaşam kurabilmesi için mücadeleye adamış bir Kürt kadın hareketi aktivisti olarak hâlâ zindanda.

Kadınlara yönelik şiddetin failleri serbestçe dolaşırken, bu şiddeti önlemek için örgütlenen, özneleşen, özgürleşen kadınların cezalandırıldığı bir düzende, hukukun “tarafsızlığı”ndan söz etmek de mümkün olmuyor.

Tüm bu tabloyu tesadüf olarak görmek, gerçeği inkâr etmektir. Erkek egemen devlet aklı, hukuku kadınların özgürleşmesini engelleyen bir sınır hattı olarak kuruyor. Kadınlar hukukun öznesi olarak değil; denetlenmesi, korunması ya da cezalandırılması gereken varlıklar olarak tanımlanıyor. Kadınların yaşamını güvence altına alması gereken mekanizmalar ya kâğıt üzerinde tutuluyor ya da bilinçli biçimde işlevsizleştiriliyor. Buna karşılık itiraz eden, örgütlenen ve dönüştürmek isteyen kadınlar sistematik biçimde baskılanıyor.

Oysa kadın özgürlük perspektifi, hukuku yalnızca bir normlar bütünü olarak değil, bir güç ilişkisi alanı olarak ele alır. Kadını yalnızca “korunması gereken” bir mağdur olarak tanımlayan yaklaşımlar, şiddeti ortadan kaldırmaz; onu yeniden üretir. Kadının hukukun öznesi olarak tanınmadığı hiçbir düzen gerçek adalet üretemez. Kadınların yaşam hakkı ve toplumsal eşitliği hukuk politikasının merkezine yerleştirilmediği sürece, ortada yalnızca adalet söylemi olur; kendisi değil.

Bu nedenle kadın-erkek eşitliğinin ve kadına yönelik şiddetin önlenmesinin anayasal güvence altına alınması, ertelenebilir bir talep değil, acil bir zorunluluktur; reform başlığı değil, varoluşsal bir zorunluluktur. Devletin pozitif yükümlülükleri açık, bağlayıcı ve denetlenebilir biçimde tanımlanmadıkça, kadınlar için hukuki güvence sağlanamaz. Yargı süreçlerinde toplumsal cinsiyet önyargılarıyla yüzleşilmeden, kadın lehine yorum ilkeleri güçlendirilmeden ve failler açısından gerçek bir caydırıcılık oluşturulmadan adaletten söz edilemez. Koruma kararlarının uygulanması etkin biçimde denetlenmeli; kadın örgütlerinin ve feminist mücadelenin yasa yapım süreçlerine katılımı bir “iyi niyet” meselesi olmaktan çıkarılmalıdır. Kadına yönelik suçlarda fail sorumluluğu, mağdurun güvenliği ve toplumsal zarar esas alınarak ele alınmalı; infaz rejimleri cezasızlık üretmeyecek biçimde yeniden düzenlenmelidir. Aynı zamanda kadınların siyasal ve yönetsel alanlarda eşit temsiliyeti, demokrasinin tali bir unsuru değil, vazgeçilmez bir koşulu olarak kabul edilmelidir. Eş başkanlık sistemi ve yüzde elli eşit temsiliyet, kadınların yalnızca korunmasını değil, yaşamın ve siyasetin gerçek öznesi olmasını mümkün kılar.

Kadınlar özgür olmadan ne hukuk adalet üretir ne de demokrasi gerçek anlamına kavuşur. Kadın özgürlüğünü merkeze almayan bir hukuk düzeni, şiddeti önleyemez; yalnızca onu yönetir. Kadınların yaşam hakkı güvence altına alınmadıkça, hukuk güçlülerin ve erkek egemen düzenin dili olmaya devam eder.

Kadınların özne olduğu bir hukuk ise yalnızca kadınlar için değil, herkes için özgürleştirici bir imkân yaratır. Bu yüzden kadın özgürlüğü, bireysel bir hak talebi değil; yaşamı, adaleti ve geleceği savunmanın en temel hattıdır. Kadınlar için işlemeyen bir hukuk, toplumu hiçleştirir. Kadın özgürlüğü ise bu hiçliğe karşı kurulan en güçlü itirazdır.

Etiketler: FeminizmhukukHukuk ve Kadınhukuksuzlukİstanbul SözleşmesiKadın DayanışmasıKadın haklarıKadın MücadelesiSayı 151yargı paketi
Önceki İçerik

Bir Özel Savaş Politikası: Topluma Karşı Medya-Devlet İttifakı

Sonraki İçerik

Yasalar Neden Yapılır?

Sonraki İçerik
Erkek Egemen Hukuk Düzeninde “Kazanım” Söylemi ve Kadın Gerçekliği

Erkek Egemen Hukuk Düzeninde “Kazanım” Söylemi ve Kadın Gerçekliği

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.