Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Türkiye’de Feminist Hareket ve Barış Mücadelesi: Tarihsel Süreklilikler ve Kırılmalar

Yasemin Özgün Yasemin Özgün
28 Aralık 2025
Yazı
0
Türkiye’de Feminist Hareket ve Barış Mücadelesi: Tarihsel Süreklilikler ve Kırılmalar

Savaş’a değil, kadınlara bütçe. Taksim, İstanbul. Ağustos 2012

0
SHARES
114
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

2000’li yıllarda feminist barış mücadelesinin en somut ve örgütlü örneği Barış İçin Kadın Girişimi (BİKG) oldu. 2009’da kurumsallaşan BİKG, BİKG, barışın sadece silahların susması değil, kadınların karar alma mekanizmalarına katıldığı toplumsal bir süreç olması gerektiğini savundu ve barışı şiddetsiz bir toplumun inşası olarak tanımladı

Günümüzde barış umudunun yeniden filizlendiği bir momentte, Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi çatısı altında bir araya gelen kadınlar olarak, barış talebini bir kez daha kolektif ve politik bir söz olarak kurmak üzere buluştuk. Erkek egemen ve militarist siyasal düzenin barışı sistematik biçimde ertelediği bir bağlamda bu buluşma; barışı yalnızca silahların susmasına indirgemeyen, eşitlik, özgürlük ve şiddetsiz bir yaşam hakkını merkeze alan, karar süreçlerinde kadın iradesinin tanınmasını talep eden bir barış anlayışında ısrarımızın güncel ve güçlü bir ifadesi.

Bu yazıda, söz konusu buluşmanın ardındaki tarihsel ve politik birikimi görünür kılmayı amaçlayarak, Türkiye’de feminist hareket ile barış mücadeleleri arasındaki ilişkiyi, süreklilikler ve kırılmalar ekseninde ele alacağım.

Türkiye’de Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana barış çalışmalarının güçlü ve süreklilik arz eden bir alan oluşturduğunu söylemek güç. Türkiye’de barış talebinin toplumsallaşması ve kitleselleşmesi büyük ölçüde Kürt meselesinin siyasal bir mücadele olarak görünürlük kazanmasıyla paralel ilerledi. Bu süreçte, dünya örneklerinde olduğu gibi Türkiye’de de barış mücadelesinin en istikrarlı ve dönüştürücü aktörlerinin başında kadınlar geliyor. Türkiye’de kadınların barış talebi; Arkadaşıma Dokunma (1993), Barış Anneleri (1993), Barış İçin Kadın Girişimi (1996), Barış İçin Kadın Buluşmaları (2004) ve Vakti Geldi (2005) gibi oluşumlarla somutlaştı ve feminist ve kadın hareketinin siyasal gündemlerinden biri hâline geldi.

Erken Cumhuriyet ve Sessizlik Dönemi (1923–1980)

Erken Cumhuriyet döneminde barış meselesi, ağırlıklı olarak devletin dış politikası ve anti-emperyalist söylemleri çerçevesinde ele alınarak sivil ve bağımsız barış taleplerinin gelişmesine alan açılmadı. Cumhuriyet’in kurucu kadroları içinde yer alan Halide Edip ve Nezihe Muhiddin gibi kadın figürler barışı, büyük ölçüde “vatanın kurtuluşu” ve “ulusal bağımsızlık” söylemi üzerinden tanımladılar.

Bununla birlikte, Osmanlı’nın son döneminde yayımlanan ve Serpil Çakır’ın ifadesiyle radikal bir kadın hakları platformu olan Kadınlar Dünyası dergisi (1913–1921), savaşın yıkıcılığına yönelik dikkat çekici bir feminist eleştiri geliştirdi. Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı’nın gölgesinde yayımlanan dergide savaş, “erkek hırsının ve iktidar mücadelelerinin bir sonucu” olarak ele alınırken, bu çatışmaların bedelinin kadınlar tarafından yoksulluk, kayıp ve toplumsal dışlanma yoluyla ödendiği vurgulandı. Çakır’a göre Kadınlar Dünyası yazarları, Osmanlı kadınlarını cephe gerisinde yalnızca “yardımcı” rollerle sınırlamakla kalmaz; onları barışı talep eden politik özneler olarak konumlandırır ve Avrupa’daki pasifist kadın örgütleriyle kurulan bağlara işaret eder.

Ancak bu eleştirel ve çatlak ses, Cumhuriyet’in erken döneminde sürdürülemedi. Nezihe Muhiddin öncülüğünde kurulan Türk Kadınlar Birliği, Cumhuriyet idealleriyle uyumlu bir çizgi izlese de bağımsız kalma ısrarı nedeniyle baskılandı. 1935 yılında İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Kadınlar Birliği Kongresi’nde barış ve kadın eşitliği vurgusu ön plana çıksa da kongrenin hemen ardından Türk Kadınlar Birliği’nin “kadınların tüm haklarını kazandığı” gerekçesiyle feshedilmesi, bağımsız kadın iradesine vurulan önemli bir darbe oldu. Bu fesihle birlikte kadın hareketi, devlet politikalarının bir uzantısı hâline geldi ve barış ve hak mücadelesi açısından 1980’lere kadar sürecek uzun bir sessizlik dönemine girdi[1].

1980 Sonrası: Feminizm, Militarizm Eleştirisi ve Barış

1980 darbesi sonrasında siyasal alanın büyük ölçüde kapatılması, feminist hareketin özerk bir biçimde gelişmesine olanak tanıdı. Bu dönemde ikinci dalga feminizm, sol ve ulusalcı siyasetlerin kadın sorununu ikincilleştiren yaklaşımlarına karşı kendi sözünü üretti ve “özel olan politiktir” sloganıyla gündelik hayatı ve şiddetin farklı biçimlerini siyasal alana taşıdı. İlk aşamada erkek şiddeti, kadın emeği ve patriyarkal kapitalizm analizi, hukuki eşitsizlikler ve beden politikaları öne çıkarken, 1990’larla birlikte Kürt meselesi ve yoğun çatışma ortamı feminist gündemi doğrudan etkiledi.

Feministlere göre savaş, hiyerarşi, itaat, şiddet üzerine kurulu yapısıyla patriyarkayı yeniden üreten temel mekanizmalardan biridir. Bu anlayış, barış mücadelesini militarizm ve savaşın ekonomi-politik analizini de içeren bir kapitalizm eleştirisiyle birlikte düşünmeyi zorunlu kıldı. İnsan Hakları Derneği bünyesinde kurulan Barış İçin Kadın Girişimi (1996), düşük yoğunluklu savaşın kadınlar üzerindeki etkilerini —zorunlu göç, yoksulluk, taciz ve cinsel şiddet— görünür kılan ilk örgütlü feminist barış girişimlerinden biri oldu.

1995’te başlayan Cumartesi Anneleri[2] eylemleri ise doğrudan feminist bir hareket olarak adlandırılmasa da feministlerin aktif destek verdiği, “yaşamı savunma” temelli en uzun soluklu barışçıl direnişlerden biri hâline geldi. Galatasaray Meydanı’nda ve eylemin yapıldığı diğer alanlarda farklı yaş gruplarından kadın ve erkek kayıp yakını katılımcıların oturuyor olmasına karşın, eylemlerde kadınlar daha fazla ön plana çıktı. Eylemin başlatılmasında rol oynayan kadınlar, anne nitelemesini kullanmayı pek tercih etmemişlerdi. Bunun en önemli nedenlerinden biri, eyleme katılanların her yaştan ve cinsiyetten kayıp yakınlarının da bulunduğu karma bir topluluk olmasıydı. Bunun yanı sıra, eylemi örgütleyenler arasında, feminist bir bakış açısından hareket ederek, kadınların “anne” kimliği ile ön plana çıkarılmasına taraftar olmayanlar da bulunuyordu. Buna karşın yaygın medyada ve kamuoyunda eylem “Cumartesi Anneleri” olarak anılmaya başlandı. Eylemlerin altı çizilmesi gereken başka bir özelliği de kadınlar arasında sınıfları, kuşakları, sosyal statüleri ve coğrafyaları kesen özgün ve dönüştürücü bir kolektif deneyim olmasıdır. Eylemlerde başından itibaren kayıp yakını kadınlar ile eylemin başlatılmasında önayak olan insan hakları savunucusu ve feminist kadınlar birlikte yer aldılar. Bu karma nitelik farklı sınıflardan, yaş gruplarından, eğitim düzeylerinden kadınların birlikte iş yaparken, birbiriyle etkileşime geçmelerine, birbirinden öğrenmelerine olanak sundu.

Kürt Meselesi ve Feminist Barış Söyleminin Dönüşümü

1990’lı yıllarda artan zorunlu göç, faili meçhul cinayetler ve sivil ölümler, feministlerin barış meselesini daha güçlü biçimde sahiplenmesine yol açtı. Feminist hareket, savaşın yalnızca cephede değil; evlerde, sokaklarda ve kadın bedenlerinde sürdüğünü vurguladı. Bu dönemde Kürt kadınların deneyimleri, Türkiye feminizmi içinde dönüştürücü bir etki yarattı ve barış meselesi kimlik, eşit yurttaşlık ve özgürlük talepleriyle birlikte ele alınmaya başladı.

Feministler, o dönemde Kürt kadınlarının 1990’ların ortalarından itibaren ikinci dalga Türk feminizminin içindeki “Türklük” varsayımını ve yaşadıkları etnik dezavantajlara yönelik ilgisizlik eleştirileriyle karşılaşsalar da aile içi şiddet, bekâret testleri, cinsel sömürü ve devletin Kürt politikasına karşı Kürt Kadın Hareketi ile ortak tutumlar geliştirmeyi başardılar. 1994’te 104 kadının imzasıyla başlatılan “Arkadaşıma Dokunma!” kampanyası[3], başlangıçta Kürtlerle dayanışma amacı taşısa da kısa sürede tüm ayrımcılık biçimlerine karşı genişleyen bir barış hareketine dönüştü.

2000’ler, Çözüm Süreci ve Barış İçin Kadın Girişimi

2000’li yıllarda feminist barış mücadelesinin en somut ve örgütlü örneği Barış İçin Kadın Girişimi (BİKG) oldu. 2009’da kurumsallaşan BİKG, barışın sadece silahların susması değil, kadınların karar alma mekanizmalarına katıldığı toplumsal bir süreç olması gerektiğini savundu ve barışı şiddetsiz bir toplumun inşası olarak tanımladı. “Erkekler savaşır, kadınlar barışı kurar” diyerek, kadınların barış süreçlerinde özne olmaları gerektiğini vurguladı ve Kürt kadın hareketi ile feministlerin ortak bir zeminde buluştuğu en önemli politik hatlardan biri oldu.

2013 yılında çözüm sürecine bir taraf olarak müdahil olan ve sürece ilişkin bir rapor[4] yayımlayan Barış için Kadın Girişimi, 2015’te sürecin sona ermesi ve çatışmanın yeniden başlamasıyla birlikte çok sayıda sokak eylemi ve kampanya örgütledi. Ablukalara karşı ses yükseltti; yıkılan yaşam alanlarının yeniden kurulması için harekete geçti ve tüm bu deneyimleri patriyarka, erkek şiddeti ve kadın yoksullaşmasıyla ilişkilendirerek barış talebini toplumsallaştırmaya, Kürt kadın hareketiyle dayanışmayı büyütmeye çalıştı. Ancak OHAL’le birlikte barış sözünün giderek hedef haline getirilmesi, rejimin daha da otoriterleşmesi ve sivil alanın daralması sonucunda, toplumsal hareketler giderek kendi içine kapanmaya, temas ve ortaklaşma alanları ise belirgin biçimde azalmaya başladı.

Barış için Kadın Girişimi eski düzeydeki örgütsel aktifliğini sürdüremese de kadınların savaşa karşı barış sözü bu dönem boyunca kesintiye uğramadı. Feminist hareket ve Kürt kadın hareketi, farklı biçimler ve mecralar üzerinden her aşamada savaşa karşı ses çıkarmayı sürdürdü[5]. Kadın Özgürlük Meclisi’nin ve kadın temsilcilerin görüşme süreçlerine dâhil edilmesi, kadınların barışı yalnızca talep eden değil, müzakere eden politik özneler olarak konumlanmasının önemli kazanımları arasında yer aldı. Bu hat üzerinde aralarında sanatçı, akademisyen, gazeteci ve yazarların bulunduğu 122 kadın, barışa dair sözlerini www.vakitgeldi.org internet sitesinde “Barışa Söz Verdik” başlığı altında bir araya getirdi; gazetelere verilen ilanlarla bu mesajlar yaygınlaştırılarak barış özlemi kamusal alanda görünür kılındı.[6]

Tüm bu çabalara rağmen, Demos’un söz konusu dönemi kadın ve LGBTİ+ örgütleri üzerinden ele alan raporu, barış sürecinin neden feminist bir hatta ilerleyemediğini açık biçimde ortaya koyar. Rapora göre resmî mekanizmaların erkek egemen yapısı, kadınların ve LGBTİ+’ların deneyimlerinin sürece ancak sınırlı biçimde dâhil edilmesine izin verdi. Bu dışlayıcı çerçeve içinde barış, toplumsal dönüşümü, toplumsal cinsiyet eşitliğini ve adalet mekanizmalarını içeren bütünlüklü bir süreç olarak değil; çoğu zaman yalnızca “silahların susması”na indirgenmiş dar bir güvenlik meselesi olarak ele alındı.[7].

Sonuç Yerine

Türkiye’de feminist barış mücadelesi, devlet merkezli ve güvenlik eksenli barış anlayışına karşı uzun yıllardır alternatif bir siyasal dil ve pratik üretiyor. Barışı yalnızca silahların susmasına indirgemeyen bu mücadele; beden, gündelik hayat ve bakım emeğiyle kurduğu bağ üzerinden barışı yeniden tanımlıyor ve militarizm ile erkeklik arasındaki yapısal ilişkiyi görünür kılıyor. Geçmiş deneyimlerden beslenen ve bugünün baskı koşulları içinde yeniden biçimlenen feminist barış siyaseti, tüm kesintilere ve daralan siyasal alana rağmen Türkiye’de hem feminizmin hem de barış mücadelesinin en dirençli ve dönüştürücü damarlarından biri olmayı sürdürüyor. Bu hat, yalnızca bir hafızayı değil, barışı eşitlik, adalet ve özgürlükle birlikte düşünen geleceğe dönük bir çağrıyı da taşıyor.

Son Not:


[1] Yaprak Zihnioğlu (2003). Kadınsız İnkılap: Nezihe Muhiddin, Kadınlar Halk Fırkası, Kadın Birliği. İstanbul: Metis Yayınları.

[2] Bkz: Handan Çağlayan (2021), https://feministbellek.org/cumartesi-anneleri-insanlari/

[3] Şükran Şakir (2025), https://catlakzemin.com/9-mart-1994-savasa-milliyetcilige-irkciliga-karsi-arkadasima-dokunma-kampanyasi-basladi/

[4]Bkz: Barış İçin Kadın Girişimi Çözüm Süreci Raporu – Sosyalist Feminist Kolektif

[5] Feride Eralp ve Selin Top (2022), (https://cinsiyetesitligipolitikalari.org/turkiyede-feminist-hareketin-gundemleri-ve-guncel-eylem-alanlari/)

[6] Bkz: https://bianet.org/haber/kadinlar-baris-vakti-geldi-diyor-103063

[7] Özlem Kaya (2022), https://catlakzemin.com/turkiyede-kadin-ve-lgbti-orgutlerinin-baris-mucadelesi-guley-bor-ve-nisan-alici-ile-soylesi/

Etiketler: Barışbarış mücadelesiBarışa İhtiyacım Var Kadın İnsiyatifiCumhuriyetFeminist mücadeleFeminizmKadın DayanışmasıKadın MücadelesiKadınların barış mücadelesimilitarizmSayı 148
Önceki İçerik

Ölüler Adına Konuşulabilir Mi? Irkçılık, Soykırım, Özür ve Bağışlama…[1]

Sonraki İçerik

Kuzey ve Doğu Suriye ile Suriye’de 2025 Yılında Neler Yaşandı?

Sonraki İçerik
2025’te Kadın Mücadelesi: Direniş, Tehdit ve Umut

2025’te Kadın Mücadelesi: Direniş, Tehdit ve Umut

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.