Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast
No Result
View All Result
Jin Dergi
No Result
View All Result

Şengal: Tarihsel Hafızadan Direnişe, Soykırımdan Demokratik Geleceğe Bir Halkın İradesi

Newroz Demhat Newroz Demhat
8 Kasım 2026
Yazı
0
Şengal: Tarihsel Hafızadan Direnişe, Soykırımdan Demokratik Geleceğe Bir Halkın İradesi
0
SHARES
11
VIEWS
Facebook İle PaylaşTwitter İle Paylaş

Ancak soykırımın sona ermesi, yaraların kapandığı anlamına gelmedi. Şengal’de bugün hâlâ güvenli eve dönüşler, yeniden inşa, adalet, kayıpların akıbeti ve siyasi statü sorunları çözüm bekliyor. Geçmişle yüzleşmek, yalnızca yaşananları anmak değil, aynı felaketin yeniden yaşanmasını engelleyecek koşulları oluşturmaktı

Şengal, yalnızca haritada belirli sınırlarla gösterilen bir bölgeden ziyade, Mezopotamya’nın kadim tarihine kök salmış Êzidî halkının yurdu, inancı, kültürü ve ortak hafızasıdır. Bu topraklarda dağlar, taşlar ve kutsal mekânlar yalnızca geçmişin izlerini değil, bir halkın var olma mücadelesini de taşır. Êzidî inancının merkezlerinden olan Laleş, Tawûsê Melek’e duyulan bağlılığın, sözlü kültürün, geleneklerin ve kuşaktan kuşağa aktarılan toplumsal hafızanın varlığı, Şengal’i tarihsel ve kültürel bakımdan özgün kılar.

Bu nedenle Şengal’in geleceğini tartışmak, yalnızca bir yönetim veya güvenlik meselesini ele almak değildir. Asıl mesele, tarih boyunca varlığı hedef alınmış bir halkın kendi kimliğiyle yaşama, geleceğini belirleme ve bir daha aynı felaketlerle karşılaşmama hakkıdır.

Fermanların Tarihinden 3 Ağustos 2014 Soykırımına

Êzidîlerin tarihi, farklı dönemlerde yaşanan fermanlar, baskılar ve zorla yerinden edilmelerle şekillendi. Osmanlı dönemindeki saldırılar, 19. yüzyılda yaşanan seferler ve Baas yönetiminin Araplaştırma politikaları, halkın kimliğini ve toplumsal varlığını zayıflatmayı hedefleyen tarihsel süreçlerin parçalarıydı. Köylerin boşaltılması, iskan politikaları, zorla göçertmeler, mülkiyet haklarının ihlali, bu politikanın toplumsal sonuçlarını derinleştirdi.

3 Ağustos 2014’te DAİŞ’in Şengal’e saldırması ise bu tarihsel şiddetin en ağır halkalarından biri oldu. Binlerce insan katledildi, kadınlar ve çocuklar kaçırıldı, kadınlar köleleştirildi ve aileler parçalandı. Halkın önemli bir bölümü canını kurtarmak için Şengal Dağı’na sığındı. Birleşmiş Milletler’in UNITAD mekanizması, 2024 yılında DAİŞ’in Êzidîlere karşı işlediği suçlara ilişkin soykırım ve diğer uluslararası suçlar bakımından makul gerekçeler bulunduğunu ortaya koydu.

Ancak soykırımın sona ermesi, yaraların kapandığı anlamına gelmedi. Şengal’de bugün hâlâ güvenli eve dönüşler, yeniden inşa, adalet, kayıpların akıbeti ve siyasi statü sorunları çözüm bekliyor. Geçmişle yüzleşmek, yalnızca yaşananları anmak değil, aynı felaketin yeniden yaşanmasını engelleyecek koşulları oluşturmaktır.

Öz Savunmanın Tarihsel ve Toplumsal Anlamı

2014 yılında Şengal halkını kim korudu? Bu soru, yalnızca geçmişe dönük bir sorgulama değil, bugünkü güvenlik tartışmalarının da temelidir. Devlet kurumlarının ve mevcut güvenlik mekanizmalarının halkı koruyamadığı koşullarda YBŞ ve YJŞ gibi güçler, halkın kendi varlığını savunma ihtiyacından doğdu. Bu güçler, Êzidî toplumunun yaşadığı tarihsel, toplumsal felaket, direniş ve korunma arayışıyla birlikte değerlendirilmelidir.

Öz savunma, yalnızca silahlı bir güce sahip olmak değildir. Bir toplumun kendi yaşamını koruyabilmesi, kararlarına sahip çıkabilmesi ve yeniden soykırım tehdidiyle karşılaşmaması için gerekli toplumsal iradeyi oluşturmasıdır. Bu nedenle öz savunmayı yok sayan veya onu yalnızca güvenlik kurumlarının yapısal düzenlemesine indirgeyen yaklaşımlar, Şengal’in yaşadığı tarihsel deneyimi göz ardı eder.

Bununla birlikte güvenliğin kalıcı olması, yalnızca silahlı yapılarla sağlanamaz. Güvenlik, halkın katılımına dayanan yerel kurumlar, hukuki güvenceler ve toplumsal uzlaşmayla tamamlanmalıdır.

Bağdat, Hewlêr ve Şengal’in Siyasi İradesi

Şengal’in geleceğine ilişkin tartışmaların Bağdat ve Hewlêr arasındaki siyasi rekabetin dar çerçevesine sıkıştırılması, çözümün önündeki temel engellerden biridir. Şengal halkının doğrudan katılmadığı görüşmelerde alınan kararlar ne kadar resmî olursa olsun, toplumsal meşruiyet sorunu taşır. 2020 yılında imzalanan Şengal Anlaşması’nın uygulanmasında yaşanan güçlükler de yerel iradenin ve temsil mekanizmalarının dışlandığı bir yaklaşımın kalıcı çözüm üretemeyeceğini göstermektedir.

Şengal’in demokratik öz yönetim talebi, Irak’ın toprak bütünlüğünü reddetmek anlamına gelmez. Aksine Irak’ın bütünlüğü, onu oluşturan halkların kimliklerinin, haklarının ve iradelerinin tanınmasıyla güçlenebilir. Şengal’in ne Bağdat’ın ne de Hewlêr’in tek taraflı dayatmalarına teslim edilmesi kabul edilebilir. İlişkiler, siyasi nüfuz mücadelesi üzerinden değil, karşılıklı tanıma ve demokratik müzakere temelinde kurulmalıdır.

Demokratik Entegrasyon ve Üçüncü Yol

Şengal için çözüm, öz yönetim ile Irak’a demokratik entegrasyonu birbirine karşıt iki seçenek olarak görmekten geçmez. Asıl ihtiyaç, halkın kendi kurumlarını ve karar mekanizmalarını koruyarak Irak’ın siyasi ve hukuki sistemi içinde güvenceye kavuşmasıdır. Demokratik entegrasyon, bir toplumun kendi iradesinden vazgeçmesi değil; kimliği, kurumları ve haklarıyla ortak siyasi yaşamın parçası olmasıdır.

Bu yaklaşımın temelini üç unsur oluşturur: Demokratik öz yönetim, halkın meşru öz savunması ve Irak içerisinde anayasal güvenceye dayanan demokratik entegrasyon. Şengal’de düzenlenen demokratik birlik ve koordinasyon arayışları ile soykırım ve demokratik entegrasyon eksenindeki konferanslar da bu ihtiyacın toplumsal ve siyasi düzeyde tartışıldığını göstermektedir.

Kalıcı Çözüm İçin Somut Adımlar

Şengal’de kalıcı çözümün sağlanması için öncelikle Bağdat, Hewlêr ve Şengal’in yerel temsilcilerinin katılacağı, eşit söz hakkına dayanan sürekli bir müzakere mekanizması kurulmasıdır. Şengal halkının iradesi, alınacak kararların başlangıç noktası olmalıdır.

İkinci olarak, yerel yönetim modeli halkın katılımıyla belirlenmeli; Êzidî toplumunun farklı kesimleri, kadınları, gençleri ve yerel toplumsal yapıları temsil eden demokratik meclisler ve yerel konseyler güçlendirilmelidir. Bu kurumların yetkileri ve merkezi yönetimle ilişkileri yasal güvenceye kavuşturulmalıdır.

Üçüncü olarak, güvenlik düzenlemesi halkın güvenini ve öz savunma deneyimini dikkate almalı; güvenlik güçlerinin görev, yetki ve sorumlulukları açık bir biçimde belirlenmelidir. YBŞ ve YJŞ’nin geleceğine ilişkin kararlar, doğrulanmamış açıklamalarla veya tek taraflı dayatmalarla değil, doğrudan ilgili toplumsal temsilcilerin katıldığı müzakerelerle ele alınmalıdır.

Dördüncü olarak, yerinden edilenlerin güvenli ve gönüllü dönüşü için somut bir program hazırlanmalıdır. Konutlar, su, elektrik, sağlık, eğitim ve ulaşım altyapısı yeniden kurulmalı; zarar görenlerin mülkiyet hakları korunmalı ve yeniden inşa çalışmaları şeffaf bir biçimde yürütülmelidir. Soykırımın tanınması, kayıpların akıbetinin açıklığa kavuşturulması ve faillerin yargılanması da adalet sürecinin ayrılmaz parçaları olmalıdır.

Şengal’in İradesi Çözümün Kendisidir

Şengal’in geleceği, yalnızca güvenlik anlaşmalarıyla veya siyasi güçler arasındaki uzlaşmalarla belirlenemez. Bir halkın geleceği, kendi tarihine, kimliğine ve iradesine sahip çıkılabilindiği ölçüde güvence altına alınabilir. Geçmişte korunmasız bırakılmış bir toplumdan bugün kendi kararlarından vazgeçmesini istemek, tarihsel adaletsizliği başka biçimde sürdürmek olur.

Bağdat’ın görevi Şengal’in iradesini tanımak, Hewlêr’in görevi bu iradeye saygı göstermek, Şengal’in görevi ise demokratik kurumlarını, toplumsal birliğini ve savunma kapasitesini güçlendirmektir. Çünkü kalıcı barış, bir halkın iradesini bastırmakla değil, onu siyasi çözümün kurucu unsuru hâline getirmekle mümkündür.

Şengal’in iradesi çözümün önündeki engel değil, çözümün temelidir. Şengal’in geleceğini Şengal halkı belirlemelidir.

Etiketler: BarışDemokratik EntegrasyonDirenişÊzidî kadınlarEzidilikhafızaÖz savunmaSayı 193ŞengalŞengal katliamıTarih
Önceki İçerik

Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor: Ortak Geleceğin Sorumluluğu

Sonraki İçerik

Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor

Sonraki İçerik
Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor

Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

No Result
View All Result
  • Yazarlar
    • Yazarlar
    • Konuk Yazarlar
  • Söyleşi
  • Portre
  • Çeviri
  • Jineolojî
  • Ekoloji
  • Kültür-Sanat
  • Dosya
  • Sayılar
  • Podcast

© 2024 Jindergi. Tüm hakları saklıdır.